Bu bağlamda İbn Sînâ, ahlâki erdemliği her ikisi de aşırılık olan ifrat ile tefrit arasında kalan orta bir yol izlemeyi önermektedir. Sözgelimi, cinsel ilişkiye duyarsız ve şehvet düşkünü bir günahkâr değil, bu ikisinin ortasında bulunan iffetli tavrı tercih etmelidir. Bir başka deyişle insan, şehvet ve öfke güçlerini başıboş bırakmamalıdır, aksi taktirde ebediyen mutsuz kalacaktır. Öte yandan insan, ahlâklı olmak adına, bu güçleri bütünüyle de köreltmemeye de çalışmamalıdır. Zaten bu imkânsızdır; çünkü tabiatta boş yere yaratılmış hiçbir şey yoktur. Ayrıca şehvet ve öfke güçlerini tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak, insanın bu dünyadaki varoluşunu gerçekleştirmesini veya mükemmelleştirmesinin önünü kapatmak anlamına gelecektir. O halde insan, aklın kontrolünde olmak üzere şehvet ve öfke güçlerini de kullanarak hem bu dünyasını imar etmeli ve hem de âhiretini hazırlamalıdır. İbni Sînâ, bu dengeyi kurabilen insanı bir bilgi olarak nitelendirir.”
Bir insanın acı çekmesi, boş bir odadaki gazın davranışına benzer. Boş bir odaya belli miktarda gaz verildiği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun, gaz odanın tamamına yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının "büyüklüğü" kesinlikle görecelidir.