Dinlerin en şoven olanları bile, cinsiyetler arasın eşitliği kabul etmeye en yatkın olanlar bile erkekler tarafından ya kurulmuş ya da idare edilmiştir.
Domine edilmiş gruplar toplumsal norm ve değerlerle dezavantajlarını kabullenmiştir ; doğallaşan bu norm ve değerler toplumdaki eşit olmayan ilişkilerin fark edilmeden sürdürülmesini sağlamaktadır. Ezilen etnik grupların bile ırkçı bir milliyetçiliğe kayabilmesi, fakirlerin kendilerinden daha fakir birini gördüğünde hakir görmesi ve modern kadınların bile cinsdaşlarını "evlenilecek" ve "eğlenilecek" gibi ayrımlara tabi tutması aslında hep bundandır.
Maddiyatçılaşan ve şehirlileşen bir kesimin değişimin hızından endişeye kapıldığı ama gene pozitif yanlarından aynı değişime sıkı sıkıya sarıldığı bir durumla karşı karşıyayız. İşin üzücü tarafı ise şu: Gene namlunun ucunda kadınlar var ;toplumlar ahlaki sınırların flulaştığı dönemlerde onları hırpalamasa olmuyor.
İnsanoğlu ne hayvanların en güçlüsü ne de primatların en akıllısı. Ama binlerce yıllık bir deneme-yanılma süreci sonunda icat ettiği aletlerle önce hayvanlara hükmetmeyi, ardından da aslında kendisinden hem daha kaslı hem de daha büyük bir kafatasına sahip neanderthalleri yok etmeyi başardıysa buna etkili bir grup organizasyonuna borçlu.