Öyleyse Türk dinbilirleri Türk dilinde özleşmeye karşı çıkmayı bir an önce bırakıp, özleşmenin baş savunucuları olmalıdırlar. Çünkü: Din, dilin ucundadır.
Kargaşa içinde belirsiz bir dil ile gerçek ilim değil, sosyal-fikri alışveriş de olanaksızdır. Kelimeler, zihnimizde belirsiz anlamlar uyandırıyor, benim anladığım şey yanımdakinin anladığından farklıdır, aslına bakarsanız dil sosyal bir iletişim aracı olmaktan çıkmıştır. bu yüzden, yabancı kelimelerle meramımızı anlatmaya çalışıyoruz. Yalnız benim gibi eski kuşak değil, yeni kuşak da, bilimler ve felsefe için, ortaya atılan yeni sözcüklerle yazılmış bir kitabı anlamakta güçlük çekiyor. Bu koşullar altında, Türkiye'de bilim adamının anlayabildiği gerçek bir bilim dilinin yerleşmesi için, uzun zaman beklemek zorundayız. " Türk Hümanizmi" bu koşullar altında ham bir hayaldir.
Seni öylesine ezmiş ki göklerin lanetleri,
Sineye çekiyorsun kaderin her sillesini.
Al hadi, felaketime bak da mutlu ol biraz.
Ey gökler, aynını yapın sizler de!
Şehvete doymuşlara, başkalarını düşünmeden
bollukta yüzenlere,
Vurdumduymaz, kayıtsız yaşamlarıyla,
Siz tanrıların ilkelerini hiçe sayıp köle edenlere
Gösterin gücünüzü vakit geçirmeden,
Ortadan kalksın bu dengesizlik,
Herkes ihtiyacı kadar edinsin artık.
Eksiksiz bir sağlıktan ve kusursuz bir bedenden kaynaklanan sakin ve neşeli bir mizaç; duru, canlı, nüfuz edici ve doğru kavrayan bir zekâ; ılımlı, yumuşak bir istenç ve bunlara uygun olarak, iyi bir vicdan: bunlar, yerini hiçbir rütbenin ya da zenginliğin dolduramayacağı üstünlüklerdir.