Allah Resulü(sav), savaştan dönen orduya: “Merhaba! Küçük cihaddan büyük cihat‘a döndünüz.” Buyurdu. “Büyük cihat nedir?” Diye sorunca Allah Resulü(sav): “Nefsinle cihat etmek.” diye buyurdu.
Beşyüz yıl önce bana kılıcımın hediyesi olan bu ülkenin semâlarında, bugün nail olduğum "ba'sü ba'de'l-mevt" sırriyle etrafıma bakıyorum. İstanbul, asırların değiştirdiği bir şehir. Evlâdım taşra mülkünün vârını ona harcamışlar. Onun şimdiki binalarının ihtişamı yanında Topkapı sarayımız, eski bir medrese halinde kalmış. Bizden sonrakiler nefislerine hizmet etmişler. Biz cami, medrese, çeşme, imâret yaptırdık. Onlar köşkler, apartmanlar, devlet sarayları, oyun yerleri yaptırmışlar. Bizim vaktiyle, kıyamete kadar Muhammed ümmetine hayır kasdiyle kurduğumuz vakıfların yerinde, halkın yağmasına vesile olan menfaatler dolaşıyor. Bizim düşmandan aldığımız ganimeti onlar milletten almışlar. İslâm halkının tehlil ve dua ile doldurduğumuz ağızlarından, şimdi hep menfaat ve birbirlerine şekavet yâdı dökülüyor. Yollarını ne kadar şaşırmışlar!
Bu etrafımda gördüğüm kâbuslar nedir? Üç tepede üç Haçlı zaferi görüyorum. Bu şehrin fethine anahtar olsun diye inşa ettirdiğim, büyük Peygamber'in ismini taşla yazan Rumelihisarı'nın üstünde protestanlar nâkus inletiyorlar. Ben keşke orada şehit olsaydım! Belki türbem ahfâdımı bir zilletten korurdu.
Ya Ayasofya'nın minarelerindeki ezan sesini kim susturdu? O minarelerde okunan ezân, Allah'ın adı yanında Peygamber'in adını göklere dağıtırken, ecdâdına bağlı ruhlarda beni de düşündürüyordu da ondan mı? Bin Haçlı ordusu bunları yapamazdı! Siz nasıl yaptınız? Bunu asıl yapanlar, şimdi hürriyet kahramanları diye başka bir tepede âbide altında defnolunmuşlar; taziz olunuyorlar.
Heyhat bana, heyhat asil evlâdıma!
Bu şehri görmek istemem artık. Ufuklara çevriliyorum. Bakışlarım daha uzaklara dalarak, düşman emelleriyle minarelerinde ezan sesleri susturulan Ayasofya'nın kubbesinden Irak ve Acem'in hudutlarına kadar bütün Anadolu'yu kucakladı.
Elcevab:
KUR'AN, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi.. ve âyât-i tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi.. ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri... Ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevî hazinelerinin keşşafı.. ve sutur-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı.. ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı.. ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi.. ve şu İslâmiyet âlem-i manevîsinin güneşi, temeli, hendesesi.. ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritası... Ve zât ve sıfât ve esma ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı katı'ı, tercüman-ı satı'ı... Ve şu âlem-i insaniyetin mürebbisi.. ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ ve ziyası.. ve nev'-i beşerin hikmet-i hakikiyesi.. ve insaniyeti saadete sevkeden hakikî mürşidi ve hâdîsi... ve insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci' olacak çok kitabları tazammun eden tek, câmi' bir KİTAB-I MUKADDES'tir. Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefa ve muhakkikînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine, her birindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütübhane hükmünde bir Kitab-ı Semavî'dir.
İkinci cüz' ve tetimme-i tarif:
KUR'AN, arş-ı a'zamdan, ism-i a'zamdan, her ismin mertebe-i a'zamından geldiği için, (Onikinci Söz'de beyan ve isbat edildiği gibi) Kur'an, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah'ın kelâmıdır. Hem bütün mevcudatın
Artık hedefi belliydi. Asla pes etmeyecek yılmak nedir bilmeyecek ve hır nesil yetiştirecekti. Tıpkı bin yıllar önce Sina'da Yuşa Nebî (as) ile yetişen, zorluklar içinde pişen bir "sürgün nesil" gibi. Ve gün gelecek o nesil, o cihad beşli er ya da geç Filistin'i yeniden fethedecekti.
Bütün ibadetler bir miktarla sınırlıdır.Mesela oruç, senede bir ay; zekât, kırkta birdir. Cihat ibadeti ise takatinin sonuna kadar yapılması gereken bir ibadettir. Çoğu ibadet tek başına yapılabilir. Ancak, cihat ibadeti, disiplinli ve organizeli bir şekilde teşkilatlanarak yapılması gereken bir ibadettir. Cihat ilk önce eda edilmesi gereken ibadettir. Mesela bizler uzayda yaratılmış olsak ve dünyaya gönderilmiş bulunsak, ilk yapacağımız şey nedir? Müslümanların bir cihat ordusu, bir teşkilatı varsa ona tâbi olmak, yoksa da ilk önce onu kurmaktır.