“Siz nasıl ayrıldınız?” dedi, “her ayrılışın insanın içinde yer eden bir ânı vardır.” Ne zor bir soru bu Suzan hanım. Bir gün büyük, geniş bir iskeledeydim. Nasıl oldu bilmem, gemi palamarını çözmeden iskeleden ayrıldı. Gemiyi bağlayan halat iskeledekilerin gözlerinin önünde gerilmeye başladı, insanlar uzaklaşmakta olan geminin kaptanını uyarmak için bağrışıyorlar, genç bir çımacı babalardan birine dolanmış ipi umutsuzca çözmeye çalışıyordu. Kol kalınlığındaki halat gerildi, gerildi, herkesin nefesini tuttuğu bir anda, havada gözle görülebilen bir elektrik çakımı bırakarak koptu. Denizin ve göğün mavisinden daha mavi elektriği gözlerimle gördüm. Kopan halat takip edilmesi imkânsız bir hızla iskeleye yöneldi, burnumun dibinden geçerek zavallı çımacının yüzünü parçaladı. Kopan halatın diğer parçasının geminin gövdesine vururken çıkardığı ses havada çınladı durdu bir vakit. Beraberlik canlı ise ayrılmanın bir gerilimi, gerilimin de bir tarihi vardır. Sizin kastettiğiniz an, o halatın koptuğu andır. Ama beraberlik ölü ise, ayrılmak, çürüyen iki parçanın birbirinden zahmetsizce kopması demektir. Çürümek acı vermez, ölü olan çürür. Çürüdüğünü anlatmak kolay değil, ölü olduğunu ikrar etmek ise çok zor.
Miço ile Çımacı
Biliriz ki ustalığımız Aslında yalnızlığımız Gizemini yitirince Yitip gitti arkadaşlığımız…
Sayfa 87·Kitabı okudu
Reklam
BENİ KAÇIR KAPTAN
Beni kaçır kaptan Bu küçük şehirden Çımacı olurum gemine, Hatta kürek çekmek de gelir elimden Akıntıya karşı...
Çımacı, orta boşlukta bacaklarını germiş denize bakarak sigarasını tüttürüyordu. Sakal bir karış, göğüs bağır açık, kaşları çatkın. Dertliydi görünüşü. Dalıp gitti bakışları adama. O da yalnız, o da tasalı, o da tedirgin. Kolay değil ekmek parası! Hangi partidendir? Hangi yanda? Belki çocuğu var hapiste, belki öldürülmüş! Hepimizin canı bilinmeyen bir silahın ucunda! Hepimiz bir karabasanı yaşıyoruz, ve kendi dertlerimiz, kişisel bitmiyor onlar. Hastalık, ölüm, ayrılık, kim bilir neler dolaşıyor adamın kafasında! Katran gibi sıkışıp ağırlaşan korku, hepimizin payına düşen..
Sayfa 29 - Karaca Yayınları
Sustu another life gazinosu Sustu şarkılar... Paletimde renk sustu, fırçamda şekil Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde, Sustu Paramos'un mazgallarından Şehre pancur pancur dökülen arya... Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar, Ne o kor tenli, kızıl saçlı kanarya. Bu medar ikliminin tenha gecesinde, Sardı bambu kamışlarını pişman bir sükût, Sardı bu sızı... Hani birdenbire bazen bütün etrafımızı, Sapsarı bir şüphe sarar ya, İşte öylesine berbat bir hâl var. Hiçbir şey düşünmek istemiyorum, hiçbir şey! Ama dördüncü tarassut kulesinde Bir şüpheli sinyal var Hayır, hayır yalan bütün bunlar! Artık ne kadere inanıyorum ne fala; Yalan söylüyor o falcı kadın, O hintli parya! Ben yalnız sana inanıyorum, Yalnız sana Marya! Beni kahrediyor böyle geçen her gece Bu hoyrat yıldızlar, bu su, bu okyanus, bu yer Ve gökyüzünde emanet duran şu asma fener... İnan ki sevgili Marya! İnan ki sen gideli,
Sayfa 191 - Türk Dil Kurumu Yayınları, 2015
Beni Kaçır Kaptan - Rüştü Onur
Beni kaçır kaptan Bu küçük şehirden. Çımacı olurum gemine, Hatta kürek çekmek gelir elimden Akıntıya karşı...
Sayfa 52 - Kırmızı Kedi
Alıntı
Reklam
Reklam