Büyümeyen Yetişkin: Narsist
9/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
·
366 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2023 00:00
Kral Kaybederse kitabının aslında benim hayatıma geçmişte girmiş bir karakteri de çok yansıttığı için mi bilmem, ama bende çok ayrı bir yeri var. Kitabı sesli kitap olarak pandemi zamanı dinlemiştim, bana göre psikiyatrist-yazarın en çarpıcı kitabıdır.Diğer kitapları beni bu denli etkilememişti. Kitaptaki Kral; aslında toplumda teşhisi konulmamış pek çok narsistik kişilik bozukluğuna sahip bireyden sadece birini temsil ediyor. Kenan Baran; zengin ve nüfuzlu bir topluluğa üye, karşı cins tarafından idealize edilen ve buna da aşırı takıntılı bir karakter. Kenan’ın psikolojik yolculuğunda onun iç dünyasına indiğimizde kadınlara olan davranışının kökeninde annesinin ona karşı davranışının yattığını görüyoruz. Kenan; aslında yetişkinliği kabul edemiyor, yetişkin davranışlarının hepsini reddediyor. Çünkü o çocukken annesinin “kral”ı ve bilinçaltı hep o günkü gibi kalmak istiyor ve onu zorluyor. Hayatına aldığı ve yakınlık hissettiği kadınlara baktığımızda hep ona annesi gibi sık sık kral olduğunu hatırlatmış, bir ilişkide alma-verme dengesinde terazinin ölçüsünü hep kaçırmış kadınlar olduğunu görüyoruz. Ancak bu kadınların da Kenan ile birlikte bir içsel yolculuk yaşadıklarını ve yıllarca fedakarlıkla büyüttüğü evladının artık yetişkin olduğunu görmek ister gibi bir süre sonra Kenan’dan yetişkin davranışları sergilemesini beklediklerinde yaşadıkları hayal kırıklarına şahit oluyoruz. Kenan iyileşiyor ve büyüyor hikayenin en sonunda, ancak büyüdüğünde artık hayatın son deminde oluyor. Bütün çevresinin onu bıraktığını, başarı ve güce sahip olmayan bir bireye insanların nasıl acımasız davrandığını görüyor. Her düştüğünde koştuğu insanlardan tekme yiyor. Kitabın gerçek bir hayat hikayesi olduğunu biliyoruz. Kenan iyileşiyor ama çok geç. Peki gerçekte Kenanlar iyileşiyor mu, yoksa
Kral KaybederseGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201521,9bin okunma
7/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 10:41
Sándor Márai’den okuduğum ilk kitaptı Csutora. Açıkçası kitaba büyük beklentilerle başlamadım ve bitirdiğimde de bayıldığım kitaplar arasına girdiğini söyleyemem. Ama okurken beni düşündüren ve bitirdikten sonra da aklımda kalmaya devam eden bir metin oldu. İlk bakışta bir köpeğin hikayesini okuyacakmışız gibi görünse de kitap ilerledikçe meselenin köpekten çok insan olduğunu fark ediyoruz. İnsanların canlılara, eşyalara hatta birbirlerine bile yükledikleri anlamları, beklentileri ve sahip olma duygusunu görüyoruz. Özellikle Csutora’nın cins bir köpek olmadığının anlaşılmasıyla birlikte insanların ona bakışının değişmesi bana oldukça çarpıcı geldi. Aynı canlı, aynı karakter ama bir anda değeri değişiyor… Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey ise Csutora’nın bir türlü kalıplara sığmaması oldu. İnsanlar onu değiştirmeye, anlamlandırmaya ve kendi dünyalarına uygun hale getirmeye çalışırken o hep kendi doğasında kalıyor. Bu durum ister istemez insanın kendi hayatını da düşündürüyor. Ne kadarımız gerçekten kendimiz gibi yaşayabiliyoruz, ne kadarımız başkalarının beklentilerine göre şekilleniyoruz Márai’nin dili oldukça sade ve akıcıydı. Kısa bir kitap olmasına rağmen satır aralarında çok şey söyleyen metinlerden biri. Büyük duygusal kırılmalar yaşatmadı bana ama sakin sakin ilerleyen, düşündüren ve okuduğuma memnun kaldığım bir kitap oldu. İlk Márai deneyimim olarak da yazarın diğer kitaplarını merak etmeme yetti.
Edebiyat
CsutoraSándor Márai · Can Yayınları · 2025473 okunma
Reklam
ÖZETLENMİŞ İNCELEME
Puan vermedi·128 syf.·
2026 15. kitabı
ÖZETLENMİŞ İNCELEME Vitruvius’un Gölgesinde Kalan Kadın: Ralph Fox’un “Roman ve Halk”ında Eril Evrensellik ve Edebiyatta Kadının Yokluğu Özet Ralph Fox’un “Roman ve Halk” (1937) eseri, Marksist edebiyat eleştirisi içinde, kapitalist yabancılaşmaya karşı “Bütünlüklü İnsan” (The Whole Man) idealini öne çıkaran temel bir metindir. Ancak, Fox’un bu ideali inşa ederken temel referansı olan Rönesans hümanizmi ve onun simgesi “Vitruvius Adamı”, görünüşte evrensel, özünde ise derin bir şekilde eril (masculine) bir özne tasarımıdır. Bu makale, Fox’un “epik kahraman” ve “Bütünlüklü İnsan” arayışını, Vitruviusçu bir erkeklik kurgusu olarak feminist bir perspektiften eleştirmeyi amaçlamaktadır. Argümanımız, Fox’un evrensel olduğunu varsaydığı “İnsan” kategorisinin, aslında Batılı, erkek ve burjuva bir özneyi merkeze alarak, kadını bu evrensellik anlatısının dışına ittiği veya onu ikincil, tamamlayıcı bir konuma hapsettiği üzerine kuruludur. Makale, öncelikle Vitruvius Adamı imgesinin tarihsel ve cinsiyetçi doğasını ortaya koyacak; ardından Fox’un bu imgeyi edebiyat teorisine nasıl aktardığını ve bunun “kahraman”, “yaratıcı deha” ve “tarihin öznesi” gibi kavramları nasıl eril bir şekilde kodladığını analiz edecektir. Son olarak, bu eril evrensellik iddiasının, edebiyat tarihi ve eleştirisinde kadın yazarların, karakterlerin ve deneyimlerinin sistematik olarak “yok sayılması”, marjinalleştirilmesi veya çarpıtılarak temsil edilmesiyle nasıl doğrudan bir ilişkisi olduğu, Virginia Woolf, Simone de Beauvoir ve Elaine Showalter gibi feminist teorisyenlerin çalışmalarına atıfla gösterilecektir. Fox’un kapitalizm eleştirisi değerli olmakla birlikte, önerdiği estetik ideal, ataerkil tahayyüllerle iç içe geçmiş olduğu için, kadının edebi ve tarihsel varlığına dair kapsayıcı ve
Roman ve HalkRalph Fox · Ayrıntı Yayınları · 201915 okunma
Yunan mitolojisi veya Sherlock Holmesvari olaylarla dolu roman.
9/10
·504 syf.·
2026 38. kitabı
Roman, Berlin Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Türk kökenli Başkomiser Yıldız Karasu ve Alman ortağı Tobias Becker'ın, vahşice işlenmiş bir cinayet mahalline çağrılmasıyla başlar. Klasik dedektif ve cinayet romanı, lakin işin içinde Tanrılar varsa, bu iş kaçınılmaz olabilir. Karakterlerimiz; Yıldız ve Toby'nin, ister meslektaş olarak arkadaşlığı, isterse de dert ortağı bakımından her koşulda desteği çok iyi nüanslardan biri idi fikrimce. Dil, din, cins millet, renk, farketmeksizin insanlar birlikte iş, arkadaş ve hatta aile ilişkisi kurabiliyorsa, dünya bazıları için Uranüs'ün cenneti, bazıları için Hades'in cehennemi olabiliyor. Adeta ritüelistik tarzında sayılan bu cinayet'in bir çok şüphelisi olmasına rağmen, romanın sonuna kadar heyacanını yitirmeden soluksuz devam etti. Sherlock Holmesvari tarzı bu romanda dikkatimi çeken konulardan biri de; Yazar sadece mitolojik tanrıları değil, aynı zamanda kayıp tarihleri ve hafızaları da dikkat merkezine çekmiştir. Romanın daha ilk sayfasında; "Unutmanın bedelini ödeyecek unutanlar. Unuttuğunuz yerden başlayacağım." s.13 belirterek, eylemlerin bir nevi antikvari öfkesini göstermeye çalışmıştır fikrimce. Psikolojiye de bir az yer veren yazar, insanın unutkan varlık olduğunu da sürekli baş veren olayların niteliğinde hatırlatmaya çalışıyordu zannımca. Dil bakımından olsun, hikâyesi olsun akıcı ve de sürükleyici idi. Çok beğendim. Keyifli okumalar diliyorum.
Düşünce
Kayıp Tanrılar ÜlkesiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202328,1bin okunma
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 68. kitabı
Analitik Psikolojinin kurucusu olan Carl Gustav Jung, özellikle persona, anima, animus, gölge, anne karmaşası ve ilişkilerin dinamiğinde önemli bir yere sahip olan içsel karşı cins imgelerini; yani erkekteki dişil ruh olan anima ile kadındaki eril ruh olan animus kavramlarını, yaşadığı dönemin ötesine geçen bir şekilde ele almakta... Jung'un Feminen ismini verdiği kitabı, ruhsal bütünlüğe ulaşma ve bireyleşme yolculuğunda bu kavramların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Anne karnından başlayıp ölüm anına kadar süren kendini gerçekleştirme serüvenimizde arketiplerin belirleyici rolünü vurgulayan Jung, verdiği örnekler ve özellikle kendi deneyimleri üzerinden okuyucuda önemli farkındalıklar yaratmayı başarmış. Kitabın okunması ve anlaşılması yer yer zorlayıcı olabilir. Özellikle Jung'un terminolojisine ve temel kavramlarına yabancı olan okuyucular, anlatılanları tam anlamıyla anlamakta güçlük çekebilir. Ancak metin üzerine düşünerek ve sindirerek okunduğunda, içerisinde son derece kıymetli psikolojik ve felsefi içgörüler barındırdığı görülecektir. Gerçi Jung kendini bir filozof olarak görmesede bu anlamda da değeri oldukça yüksektir.
FeminenCarl Gustav Jung · Pinhan · 2016633 okunma
2/10
·416 syf.··
2026 14. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 07:28
Neden erkek karakter analizleri hep düzgün ve duyarlı iken kadın karakter analizleri sapık ve kötü bu yazara feminist falan demeyin bence kendinin de farketmediği kadın düşmanlığı var bilinç altında kitabı bir de bu gözle okuyun anlattığı kadınlara ben hiç rastlamadım sürekli cinssllik isteyen ve düşünen cins erkek değil mi? Romanda erkekler hep mağdur kadınlar hep o… gibi anlatmış bana çok tuhaf geldi bu roman ve her kadını rahatsız edecek etmesi gereken şeyler var. Sıkıcılığı ve dağınık etkisiz cümleler de cabası, bir şey yazmaya çalışılmış hissi uyandırdı, zaman kaybı
Morİnci Aral · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20131,802 okunma
Reklam
Reklam