• ...kadın eşitliğinde olduğu gibi, genellikle ilerlememizin işareti olarak övülen, bazı başarılara kuşkuyla bakmak gerekiyor. Kadın eşitliğine karşı söz etmediğimi belirtmem gereksiz, fakat bu eğilimin, eşitlik yolunda olumlu yanları kişiyi yanıltmamalı. Bu farklılıkları ortadan kaldırmaya yönelen eğilimin bir parçasıdır. Eşitliğin değeri şu noktaya kadar düşünülmüştür: Kadınlar eşittir, çünkü onlar artık erkeklerden farklı değillerdir. Aydınlanma felsefesinin önermesi olan (ruhun cinselliği yoktur) genel bir alışkanlık haline gelmiştir. Yitmekte olan cinsel kutuplaşmayla birlikte bu kutuplaşma temeline oturan cinsel aşk da yitiyor "Karşıt kutupların eşitliği" yerine erkek kadın aynılaşıyor. Çağdaş toplum, bireysel olmayan eşitlik fikrini öğütleyip yaymakta. Çünkü sürtüşüp pürüz çıkarmadan kalabalık topluluk içinde çalışabilecek, birbirinin eşi, çekirdek insanlara gereksinim duyuyor toplum.
  • Günümüzde eşitlik, 'bir olmak' tan çok 'aynı olmak' anlamına gelmektedir.
    ...
    Eşitliğin pahası şu olmuştur: Kadınlar erkeklerle eşittir, çünkü onlardan farklı değillerdir. Aydınlanma'nın getirdiği felsefedeki "lame n'a pas de sexe" (ruhun cinselliği yoktur) önermesi her yerde geçerli olmaya başlamıştır.
    Cinsler arasındaki kutuplaşma yok olmakta, bu kutuplaşmaya dayanan cinsel sevgi de ortadan kalkmaktadır. Ayrı cinsten eşit kişiler olmaları gerekirken, erkeklerle kadınlar birbirinin aynı olup çıkmaktadır.
  • Farklılıkların giderilmesi doğrultusunda giderek
    artan eğilim, ileri sanayi ülkelerinde, gelişmekte olan eşitlik kavram ve deneyimiyle yakından ilgilidir. Dinsel açıdan eşitlik, tanrının evlâtları olduğumuz, aynı ilâhı insan özünü taşıdığımız, hepimizin bir olduğu anlamına gelmektedir, Bu aynı zamanda insanlar arasındaki büyük farklılıkların saygıyla karşılanması gerektiği, çünkü her birimizin başlı başına bîr evren, tek ba­şına bir varlık olduğu anlamını da taşır. Talmud’daki şu cümle, bireyin, benzersiz olduğu kanısına örnektir. "Kim bir yaşam kurtarırsa, tüm dünyayı kurtarmış olur, kim bir yaşamı yok ederse, dünyayı yok etmiş olur." Bireyciliğin gelişmesinde gerekli bir koşul olan eşitlik hiç kimsenin bir başkasının amacına araç oldan biriydi. Kant'da net bir şekilde belirtildiği gibi
    eşitlik hiç kimsenin bir başkasının amacına araç olmaması anlamını taşır. Bu tüm insanların birbirleri için araç değil amaç, sadece amaç oldukları zaman, herkesin eşit olacağı anlamına gelir. Aydınlanmacıların düşüncelerini izleyen, çeşitli okullardan, sosyalist düşünürler eşitliği, sömürünün kaldırılması, ister «insanca», ister zalimce olsun, insanın insanı kullanmaması olarak tanımlıyorlardı.
    Kapitalist toplumda eşitliğin anlamı değiştirilmiş­tir. Eşitlikle kastedilen, bireyselliğini yitirmiş insanların, otomatların eşitliğidir. Bu gün eşitlik 'birlik"den çok "ayrılık" anlamına gelmektedir. Bu soyutlamaların aynılığı, aynı işte çalışan, aynı biçimde eğlenip aynı gazeteyi okuyan, düşünceleri, duyguları ayın olan insanların aynılığıdır. Buna göre, kadın eşitliğinde olduğu gibi, genellikle ilerlememizin işareti olarak övü­len, bazı başarılara kuşkuyla bakmak gerekiyor. Kadın eşitliğine karşı söz etmediğimi belirtmem gereksiz. Fakat bu eğilimin, eşitlik yolunda olumlu yanları kişiyi yanıltmamalı. Bu farklılıkları ortadan kaldırmaya yönelen eğilimin bir parçasıdır. Eşitliğin değeri şu noktaya kadar düşünülmüştür: Kadınlar eşittir, çünkü onlar artık erkeklerden farklı değillerdir. Aydınlanma felsefesinin önermesi olan "I'ama n'a pas de sexe" (ruhun cinselliği yoktur) genel bir alışkanlık haline gelmiştir. Yitmekte olan cinsel kutuplaşmayla birlikte bu kutuplaşma temeline oturan cinsel aşk da yitiyor. Karşıt kutupların eşitliği yerine erkek kadın aynılaşıyor. Çağdaş toplum, bireysel olmayan eşitlik fikrini öğütleyip yaymakta. Çünkü sürtüşüp pürüz çıkarmadan kalabalık topluluk içinde çalışabilecek, birbirinin eşi, çekirdek insanlara gereksinim duyuyor toplum. Bu insanların hepsi, verilen emirlere uymaktadırlar, ama yine hepsi kendi isteklerini yaptıklarına inandırılmış­lardır. Nasıl ki çağdaş yoğun üretimde malların standartlaştırılması bîr gereklilikse, sosyal süreçte de insanların standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir. Ve bu işe "eşitlik" denmektedir.
    Erich Fromm
    Sayfa 24 - SAY
  • Kapitalist toplumda eşitliğin anlamı değiştirilmiştir. Eşitlikle kastedilen, bireyselliğini yitirmiş insanların, otomatların eştliğidir. Bu gün eşitlik birlikden çok ayrılık anlamma gelmekledir. Bu soyutlamaların aynılığı, aynı işte çalışan, aynı biçimde eğlenip aynı gazeteyi okuyan, düşünceleri, duyguları ayın olan insanların aynılığıdır. Eşitliğin değeri şu noktaya kadar düşünülmüştür: Kadınlar eşittir, çünkü onlar artık erkeklerden farklı değillerdir. Yitmekte olan cinsel kutuplaşmayla birlikte bu kutuplaşma temeline oturan cinsel aşk da yitiyor.
    Erich Fromm
    Payel Yayınevi
  • Kapitalist toplumda eşitliğin anlamı değiştirilmiş­
    tir, Eşitlikle kastedilen, bireyselliğini yitirmiş insanların,
    otomatların eşitliğidir. Bu gün eşitlik birlikten
    Çok ayrılık anlamına gelmektedir. Bu soyutlamaların
    aynılığı, aynı işte çalışan, aynı biçimde eğlenip aynı
    gazeteyi okuyan, düşünceleri, duyguları ayın olan
    insanların aynılığıdır. Buna göre, kadın eşitliğinde olduğu
    gibi, genellikle ilerlememizin işareti olarak Övü­len,
    bazı başarılara kuşkuyla bakmak gerekiyor. Kadın
    eşitliğine karşı söz etmediğimi belirtmem gereksiz,
    Fakat bu eğilimin, eşitlik yolunda olumlu yanlan
    kişiyi yanıltmamalı. Bu farklılıkları ortadan kaldırmaya
    yönelen eğilimin bir parçasıdır. Eşitliğin değeri şu
    noktaya kadar düşünülmüştür: Kadınlar eşittir, çünkü
    onlar artık erkeklerden farklı değillerdir. Aydınlanma
    felsefesinin önermesi olan "ruhun cinselliği yoktur" genel bir alışkanlık haline
    gelmiştir. Yitmekte olan cinsel kutuplaşmayla birlikte
    bu kutuplaşma temeline oturan cinsel aşk da yitiyor
    Karşıt kutupların eşitliği yerine erkek kadın aynılaşıyor. Çağdaş toplum, bireysel olmayan eşitlik fikrini
    öğütleyip yaymakta. Çünkü sürtüşüp pürüz çıkarmadan
    kalabalık topluluk iç inde çalışabilecek, birbirinin esi, çekirdek insanlara gereksinim duyuyor toplum. Bu
    insanların hepsi, verilen emirlere uymaktadırlar, ama
    yine hepsi kendi isteklerini yaptıklarına inandırılmış­
    lar dır, Nasıl ki çağdaş yoğun üretimde malların standartlaştırılması
    bîr gereklilikse» sosyal süreçte de insanların
    standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir. Ve
    bu işe «eşitlik» denmektedir»
  • Cinsel kutuplaşma, insanı özgün bir yola,
    karşı cinsle birleşmeyi aramaya iter, Erkek ve dişi kutuplaşması her erkeğin ve her kadının içinde vardır.
    Fizyolojik olarak kadın ve erkek, her ikisi de kargı
    cinsin hormonlarına sahiptirler, Ruhbilimsel olarak
    da kadın ve erkek iki cinsiyetlidir, İçlerinde alma ve
    nüfuz etme, nesne ve ruh unsurları taşırlar. Erkek
    ya da kadın kendi içinde birliğe, ancak içindeki erkek
    ve dişi kutuplan birleştirerek ulaşabilir. Kutuplaşma
    tüm yaratıcılığın kaynağıdır.
    Erkek * kadın kutuplaşması, aynı zamanda insanlar
    arası yaratıcılığın da kaynağıdır» Bu biyolojide, tohumla
    yumurtanın birleşmesinin çocuğun doğumunun
    temelini oluşturmasında açıkça görülür. Durum, salt
    ruhsal alanda da değişik değildir, kadınla erkek arasındaki
    sevgiyle her ikisi de yeniden doğar. Eş cinse!
    sapkınlıkta bu kutuplar birliğine ulaşılamaz. Bu nedende
    eşcinsel kişi bîr türlü gideremediği ayrı olma
    acısıyla kıvranır. Sevemîven ortalama bîr karşı cinsel
    de aynı acıdan pay almaktadır.Erkek ve dişi unsurların, benzer kutuplaşması doğada
    da vardır. Bu, sadece, havyan ve bitkilerde,
    açıkça görüldüğü gibi değil, iki temel işlemin, alma ve
    nüfuz etmenin kutuplaşmasında da belirir. Bu, toprakla
    yağmurun, nehirle okyanusun, geceyle gündüzün,
    karanlıkla aydınlığın, ruhla maddenin kutuplaşmasıdır,
    Bu düşünceyi büyük Islâm şairi Rumi çok güzel
    dile getirmiştir,
    Gerçekte, asla sevgiiisînce aranmadan ortaya
    çıkmaz sevgili.
    Sevginin yıldırım düştü mü bir yüreğe, bil ki sevgi
    oluverîr o yürekte,
    Yüreğinde büyümeye başladı mı tanrı sevgisi, hiç
    kuşku yok ki sevmeye başlamıştır tanrı seni..
    Öbür el olmadan ses çıkmaz tek elden.
    Tanrısal bilgelik kaderdir ve tanrının hükmü
    birbirimizin sevgilisi kılmıştır bizi.
    Alnımıza yazılan yazı uyarınca her parçası evrenin
    eşleşiyor diğer parçasıyla.
    Akıllara göre gök erkektir, yer kadın: yer besler,
    büyütür göğün attıklarım.
    Yer sıcaklığım yitirince, gök ısıtır onu, tazeliğini
    ve nemini yitirince, gök yemler onu.
    Gök, karısına yiyecek aramaya çıkan bir koca gibi
    dolanır durur„
    Ve yer ev kadınlığıyla uğraşır: çocuklara göz -
    kulak olur ve onları beslemeyi üstlenir.
    Göğe ve yere akıllı varlıklarmış gibi bakın, zira
    onlar akıllı varlıkların yaptıklarını yapıyorlar.
    Bu iki şey birbirlerinden zevk almıyorlarsa eğer
    ne diye sevgililer gibi sarmaş dolaş duruyorlar?
    Nasıl açar yer olmadan çiçekler, bahar dalları?
    Göğün suyu ısısı ne üretecekti o zaman?
    Nasıl Tanrı erkeğin ve kadının içine, birlikleriyle
    dünyayı yok olmaktan koruyacak isteği vermişse,
    her varlık parçasına da, diğer parçaya karşı istek
    aşıladı.
    Gündüz ve gece düşman görülürler dıştan, oysa
    aynı amaca hizmet ederler.
    Her biri ortak işlerini ta,marnlamak için
    birbirlerini sevmektedirler„
    Gece olmazsa, insanoğlunun bedeni hiç bîr kazanç
    elde etmez, gündüz harcayacak hiç bir şeyi olmaz
    etinde

    ...
    İki cins arasındaki cinsel çekicilikde, gerginlikten
    kurtulma gereksiniminin payı çok azdır, Çekicilikte temel
    rolü diğer cinsel kutupla birleşme (bir - olma) gereksinimi
    oynar. Cinsel arzu, gerçekte asla tek başına
    cinsel çekicilikle ifade edilmez. Cinsel işlemde olduğu
    kadar karakterde de erkeklik ve dişilik unsurları bulunur,
    Erkek karakter, etkisi altına alma, önderlik,
    hareketlilik (faal olma), disiplin ve maceracı, niteliklere
    sahip olmak diye tanımlanabilir. Dişi karakter
    ise, üretici bir şeklîde alma, koruma, gerçekçilik, tahammül
    ve analık nitelikleriyle belirir, (Her iki karakter
    özelliklerinin tek tek her kişide karışık bir biçimde
    bulunduğunu, fakat kişinin «erkek» ya da «diri
    i» olusuna göre» kendi cinsiyetine denk düşenin ağır
    bastığını akıldan çıkartmamalıyız.) Duygusal olarak
    çocuk kaldığı için, erkek karakteri gelişemeyip güdükleşen
    bir kişi, bu eksikliğini cinsel edimde ki erkeklik
    rolüne özel bir önem vererek artırmaya çalışır. Sonuçta
    karakter yapısı olarak kendi erkeklik gücünden
    emin olmak için bu gücünü cinsel eyleminde kanıtlamak
    isteyen Don Juan tipi çıkar ortaya. Erkekliğin
    islemezliği daha aşın bir hal alırsa sadizm (zora başvurma)
    erkekliğin yerini —-sapıkça— alan ana eğilim
    olur. Eğer dişi cinsellik zayıflar ya da saparsa, mezoşizm
    ya da tahakküm kurmaya dönüşür,