“bazen kin kusuyorum mucitlere çıralı bir hayatı özlüyorum”
Sayfa 24·Kitabı okudu
DOĞADA TATİL 75 KAMP ALANI
Ağva ve Şile, İstanbul İğneada, Demirköy-Kırklareli Kadırga Koyu, Çanakkale Gelibolu Milli Parkı, Eceabat-Çanakkale Kapıdağ Yarımadası, Erdek-Balıkesir Cunda ve Çamlık, Ayvalık-Balıkesir Karagöl, Karşıyaka-İzmir Dilek Yarımadası Milli Parkı, Kuşadası-Aydın Knidos, Datça-Muğla Mazı Koyu, Bodrum-Muğla Gökova, Bodrum-Muğla Aktur, Datça-Muğla Çubucak ve İnbükü, Marmaris-Muğla Katrancı Koyu, Fethiye-Muğla Kıdrak / Ölüdeniz, Fethiye-Muğla Kelebekler Vadisi, Fethiye-Muğla Kabak Koyu, Fethiye-Muğla Aperlai, Demre-Antalya Korsan Koyu, Kumluca-Antalya Andriake Kamping, Demre-Antalya Alara Uçansu Şelalesi, Gündoğmuş-Antalya Kaş, Antalya Adrasan, Kumluca-Antalya Çıralı, Tekirova-Antalya Olympos, Tekirova-Antalya Köprülü Kanyon, Manavgat-Antalya Taşucu, Silifke-Mersin Konacık, Arsuz-Hatay Salda Gölü, Yeşilova-Burdur Kovada Gölü, Eğirdir-Isparta
Reklam
“Bazen hayatta hiç beklemediğin bir anda karşına bir şey çıkar ve parmağını uzatıp bir şey gösterir sana.” “Neymiş o şey?” “Bir roman kahramanı mesela. Kitapta bir laf eder. Altı çizilecek cıralı cümlelerden değil ama, kendi halinde bir cümle. Bir tek sen cımbızlarsın onu kitabın kalabalığından. Sırf sana bir şey anlatır o cümle. Başka herkese susar.”
Alıntı
Güneş batmak üzereydi. İçerisini sulu kan renginde bir ışık doldurmuş, duvardaki küçük aynayı çıralı çam alevi gibi parlatmıştı.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Alıntı
Tam Kendini Seveceksin...
Üç yıldır ölüyorsun Hatice Yataktan kalkıyorum, ölüyorsun Odadan odaya geçiyorum, ölüyorsun Su içiyorum, boğazımda mezar gecesi bir taş Bademaltı'ndayız, ayaklarını sevdiğin günler Ölüler de soluk almak ister Limon çiçeklerinden bir yaşama ayini "Yaptım mamur ettim geri devirdi" diyor bir ses* (*Sefil Selimi) Gözbebeklerinden topuklarına çekiliyor dünya Eteklerinden düşüyorum, düşüyorum. İşten geliyorsun, kış, soluğun saçaksız kuşlar İki omzunda bitmiş gün Ellerinden tutuyorum Birden ölüyorsun. "Bugün çok güzelsin" diyor Ayşegül Hemşire İçinde bir nazlı göl usulca yapraklanıyor Tam kendini seveceksin Ölüyorsun. Çıralı'ya gidelim haydi, nar çiçekleriyle Yaseminlerle silelim ilaç kokularını Kalkacaksın, ölüm ayaklarında bir isteksizlik. Bizim o elleri gökyüzü doktorlarımız "Hatice abla" diyorlar, hepsi birer Lokman iyiliği Gözlerin bir daha tutunuyor dünyaya Ölüyorsun. Yirmi yaşımız siyah beyaz bir zaman Ankara henüz ana rahmimiz olmamış
Sayfa 28
İncelik ne biliyor musun? Ne renk cümbüşünü parfüm kokusuna satmış bir demet çiçek, ne yapay zamanların dudaklara astığı sahte gülüşler. Ne modern evlerin insansızlığa açılan pencerelerinden komşu kızına hiç duyuramadığımız iç çekişlerimiz, ne karmaşa yüklü caddelerin doğurduğu insan yükü arasında savrulup giden selamlarımız. Ne toprakça yaşlanan, çeyiz sandıklarına dürüp büküp katladığımız göstermelik merhametimiz, ne tek satır yazma, çözüme ortak olma cesareti gösteremeyip dost meclislerinde gidişata salladığımız küfürler. Ne yaşarken elinden tutamayıp ölümüne mekanik ağıtlar yaktığımız insanlık, ne ince bir şişenin dibinden baktığımız, baktıkça boğazladığımız, içtikçe düştüğümüz görmezden gelme yalnızlığı. Ne kendimiz dışında kalanlara uzatamadığımız el, ne karanlık bir şehre bulanık bir ay düşüren korkularımız ne de yüzü içimize dönük küçük bir çocuğun zifire dönmüş gözlerinde kalan karanlık özürlerimiz. İnsanın, başkasının acısının içinden geçmesi, incelik. "Dicle'de ay bulanık"ken, "aydın" sorumluluğu sıcak yatakları uyurken, artık "Hiçbir pencereden kötülük gelmeyeceğini ummak, "Bir meydanda bütün silahları yakma"yı arzulamak, "Bütün acıları aşka çevirmeyi istemek. Mecnun'da uzayan, Leyla'ya kısalan sevdaları bütün eski zamanlara, yeni aşklara akrep ve yelkovan etmek. Başkasının yokluğuyla varlık bulanı, yangının orta yerine düşen ağıdı bastıran eğlence sesini, bir coğrafyada inanç, umut, çocuklar duman duman kanarken "Yüreği yalnız kendiyle dolu" olanı, "canı cehenneme" deyip "kardeş bir mavi"ye boyamak. Çocukluğun buğday tarlasında sararan başaklardan çiçekler derip, sözlerini "mazlumların rüyasından" seçmek. Her akşam aynı saatte Zeytin'in balkonda sahibinin dönüşünü beklemesi. Bir köpeği öylesine kendine sevdalandırmak. Küçücük torununa merhametinden çektiği
Reklam
Reklam