Gün doğumu mükemmeldi bir kar tanesi çiy tanesi bulut ..Ama bunlarin oluşmasında bile bazı kusurların etkisi vardır fırtınalar kopmuştu ve o Kumsal öyle oluşmuştu.Bugün mükemmel olan bir şey önceden ve sonradan olmayabilir..
Uzun süre acı çekmiş kalplerin sevinci, güneşin kavurduğu toprak üzerindeki çiy gibidir; hem kalp hem de toprak, üzerlerine düşen bu faydalı suyu emer ve dışarıdan hiçbir şey belli olmaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Seni düşünüyordum, Susanna. Yeşil tepelerde. Rüzgârlı havalarda uçurtma uçururduk tepelerde, aşağılarda kalan köyün sesleri gelirdi kulaklarımıza, rüzgâr uçurtmanın ipini çekelerdi. “Koş, Susanna.” Yumuşak ellerin ellerimi yakalardı. “Gevşek bırak ipi."Rüzgâr nasıl güldürürdü bizi; ip parmaklarımızdan kayarken birbirimize bakardık; bir kuşun kanatları çarpmış gibi usulca kopardı ip. Kâğıt-kuş yukarlardan taklalar atarak düşerdi, toprağın yeşili içinde eriyene kadar saçaklı kuyruğunu sürürdü ardından. Dudakların ıslaktı, çiy tanelerini öpmüştüm sanki.Seni düşünüyordum. Orada deniz-yeşili gözlerinle bana bakışını.Susanna, ne kadar uzaklardasın sen, bulutların üstünde, ta uzaklarda, tepelerde gizlenmişsin. O’nun büyüklüğünde, O’nun bağış dolu Kutsal Yüceliğinde saklısın, seni bulamam artık, göremem. Orada sözlerim erişemez kulaklarına."Damlaların düşüşünü gözlüyordum Susanna, şimşeğin parıltısında her soluk bir iç çekişiydi, her düşüncem sen."
Sabah çok erken, bazen saat üçte kalkıyor, güneş doğmadan, daha sabah sisi kalkmadan tepenin eteğindeki nehre yüzmeye gidiyor ve otların, çiçeklerin üstündeki çiy kurumadan geri dönüyordu. Sabahları kahvesini içtikten sonra bazen tezinin başına oturuyor ya da tezi için kaynak kitaplar okuyor, fakat genellikle okumak ve yazmak yerine tekrar evden çıkıp tarlalarda, ormanlarda dolaşıyordu. Öğleden önce bahçenin bir köşesinde kestiriyor, öğleden sonra neşesiyle halalarını da güldürüp eğlendiriyor, daha sonra ata biniyor ya da sandalla geziyor, akşam yine kitap okuyor veya halalarıyla oturup iskambil falına bakıyordu. Genellikle geceleri, özellikle de mehtaplı gecelerde müthiş bir yaşama sevinci duyduğu için uyuyamıyor, şafak sökene dek kafasında hayallerle, düşüncelerle bahçede dolaşıp duruyordu.