Onun aşk bilgisi tümüyle kuramsaldı ve o aşkı, bir çiğ damlasının nazik düşüşü ya da durgun bir suyun dalgacıkları gibi alev yalayışları olarak ve yaz gecelerinin kadife karanlığı gibi serin olarak tasarlıyordu. Onun aşk görüşü daha çok sakin, uysal bir sevgi, göksel bir sakinliğin çiçek kokulu romantik ışıklı ortamında, sevgiyle yumuşakça hizmet etmekti.
Ay ışığının güneşi selamladığı bir ev gördüm düşümde.
Gözüm kapalı huzurun resmini çizdim fısıldayan yeşil söğütlerin kalbinde.
Ne birbirine durmadan
Kalbe, donuk sözcükler fırlatan ebeveynler vardı ne de sıcaklığından eriyip giden; yalnızlık için yanıp tutuşan cesetler.
Korkunun varlığının henüz uğramadığı bir ev çizdim düşümde.
Düşümde kalır,
bir kalp atışıyla hayata döndürür dünyanın gürültüye bürünmüş nefret dolu sözleri
Tenimi delip geçer kırılgan kalbimin aynası
Kendimden korkarım; karanlığın sessiz tınısı.
Düşümde bir ev çizdim;
Bir daha asla tenimde hissedemeyeceğim çaresiz rüzgarın elinden çizilmiş bir aidiyet portresi.
yaye.
Kitap iki insanın iletişimsizliğinin kalpleri nasıl birbirinden koparıp en sonunda içinden çıkılamayacak bir ip yumağı haline getirdiğini konu alıyor. Karakterlerin mental sorunlarına da değinerek kitap, insan olmanın gri yönleri ile bizi tekrar tekrar yüzleştiriyor.