Okumaz Yazmaz – Agota Kristof
Okumaz Yazmaz, kısa olmasına rağmen etkisi uzun süren kitaplardan biri oldu benim için. Sayfa sayısı çok az ama içinde anlattıkları oldukça yoğun. Agota Kristof çocukluğunu, savaş yıllarını, ülkesinden ayrılışını ve başka bir dilin içinde yeniden var olmaya çalışmasını çok sade ama güçlü bir şekilde anlatıyor.
Kitabı okurken en çok hissettiğim şey aidiyet meselesiydi. Bir yere ait olmak, dilini bilmek, kendini rahatça ifade edebilmek çoğu zaman farkında olmadığımız şeyler. Ama Agota Kristof bunların eksikliğini öyle net anlatıyor ki okurken insan bunu gerçekten hissedebiliyor. Özellikle ana dilinden kopmak ve başka bir dilde yaşamaya mecbur kalmak kitabın en çarpıcı taraflarından biri bence.
Anlatımı çok sade. Süslü cümleler ya da dramatik bir dil yok ama tam da bu yüzden daha etkili geliyor. Her şeyi doğrudan anlatıyor ve bu doğrudanlık duyguyu daha güçlü hissettiriyor. Bazı bölümlerde yalnızlık çok sessiz bir şekilde geçiyor ama etkisi ağır oluyor.
Kitabın en sevdiğim tarafı da buydu aslında: küçücük bir metnin içinde bu kadar yoğun bir hayatı taşıyabilmesi. Çocukluk anıları, savaşın bıraktıkları, göç etmek ve yabancılaşmak… hepsi kısa kısa ama yerli yerinde anlatılmış.
Okumaz Yazmaz bana dilin sadece konuşmak için değil, insanın kendini dünyada var hissetmesi için de ne kadar önemli olduğunu düşündürdü. Bittiğinde büyük olaylardan çok o sessiz yabancılık duygusu aklımda kaldı.
Kısa ama gerçekten etkisi büyük bir kitaptı. Bazı kitaplar uzun uzun anlatır ama az şey bırakır; bu kitap ise çok az anlatıp uzun süre düşündürüyor.