• Uyku...

    Hayatımın bir döneminde onunla ilgili çok olumlu şeyler duydum. Uyursam büyürdüm mesela, dinlenirdim. Erken yatarsam uykumu iyi alır sabah dinç uyanırdım.

    Hayatımın başka bir döneminde ise uykuyla ilgili oldukça olumsuz şeyler duydum. Tembellik belirtisiydi mesela. Yapılacak onca iş varken öğlene kadar yatılmazdı. Hem sonra ‘’yalnızca aptallar günde sekiz saat uyur’’ şeklinde bir şehir efsanesi yayılmıştı bir zamanlar.

    Uykuyla ilgili duyduklarım bunlarla sınırlı değildi. Bir de mistik boyutu vardı olayın. Uykudayken ruh insan bedeninden ayrılıp bilmem kaçıncı kat semada gezinirdi, diğer ruhlarla karşılaşırdı. Sonra bir de rüyalar vardı, rüyalar öyle hafife alınmazdı, bazılarında ilahi mesajlar gizli olabilirdi ama bu rüyanın rahmanî mi yoksa şeytanî mi olduğuna bağlıydı.

    Bense uykunun bir ihtiyaç olduğunu düşünürüm hep, yemek yemek gibi. Üstelik karşı konulmaz bir şeydir, uykuya yenik düştüğüm ya da bir yerlerde uyuyakaldığım zamanlar olmuştur. Rüyaların ise tamamen bilinçaltı ile ilgili olduğunu düşünürüm. Bugüne kadar gördüğüm rüyalar ya gün içinde yaşadığım olaylarla alakalıdır ya da o sıralar kafama taktığım bir şeyle. Kötü rüyaları ise hep uyanmam gereken bir saat veya durum varsa ve ben uyanamamışsam, uyanmamın hemen öncesinde görürüm. Anlayacağınız benim açımdan aşırı anlam yükleyecek bir durum değildir rüyalar.

    Uyku bazı bilim insanlarının ve sanatçıların çalışmalarında ve eserlerinde de büyük rol oynar. Bu sanatçılar ve bilim insanları düşüncelerini serbest bırakıp uyku sırasında yeni eserler üretmek için ilhamlar yeni çalışmalar yapmak için fikirler edinirler. Bu kişiler için uyku adeta bir çalışmadır. Albert Einstein ve Salvador Dali bu isimlerden yalnızca ikisi.

    Yaşamımızın bir gerçeği olan, çoğu zaman göz ardı ettiğimiz ama şöyle bir durup düşününce üzerine söylenebilecek çok sözün olduğu, biraz araştırma yapınca hakkında çeşit çeşit bilgiye ulaştığımız bir kavram uyku. Yani üzerine kitap yazılacak derecede kapsamlı.

    Uyku İmparatorluğu bu düşünceyi desteklemek amacıyla mı yazılmış? Emin değilim. Ancak okurunu büyülü bir yolculuğa çıkaracak kadar güzel bir edebi eser olmasının yanında karakterler arasında geçen diyaloglardan tutun da uyku hakkındaki betimlemelerine varıncaya kadar nerdeyse her sayfası oldukça ilginç görüşlerle bezenmiş felsefik bir kitap.

    Adı üzerinde Uyku İmparatorluğu.

    Biraz da kitabın anlattıklarına değinelim. Joseph Cavalcanti, uyku hastalıkları alanında çalışan bir doktor, kitabın baş kahramanı ve onun dünyası uyku üzerine kurulu. Onun için uyku sıradan bir eylem değil öyle ki pijamalarını bile özenle seçiyor. (#37007757) En büyük hayali bir gün insanlara uykunun sanılandan daha önemli olduğunu anlatmak ve onlara düşler yardımıyla yeni dünyaların kapısını açabileceklerini göstermek.

    Bunu başarabilmek için insanları ikna etmeyi sağlayacak bir şeyin (gördüğü düşten yanında getirebilmeyi başardığı bir nesnenin) peşinde Joseph Cavalcanti. Bu yüzden de uykuyu adeta bir ritüel haline getirmiş durumda.

    Uyku ile ilgili çok ilginç bulduğum görüşleri var Joseph’in. Bunlardan ikisi:
    * #37246613
    * #37246749

    Beni en çok etkileyeni ise uykunun en büyük düşmanının uyuyamama korkusu olduğuydu. (#37246832)

    Uyumak dediğimiz şey günümüzde zaten olması gereken anlamı ve değerinin çok uzağında. Daha çok çalışma ve bunun için de çalışmaya erken başlama amacıyla uykuya sınırlı bir saat ayırdığımız için birçoğumuzun en büyük korkusu uyanması gereken saatte uyanamamak ve buna bağlı olarak da uyuması gereken saatte uyuyamamak.

    Oysa kitabımızın kahramanı Joseph Cavalcanti ‘’Uykuyu bir zaman dilimiyle sınırlamak, sonsuzluğu kutuya sokmak demektir. Uyku sonsuzluğa açılmalıdır, bir çalar saatin kulak tırmalayan zili üzerinde kırılmamalıdır…’’ diyor. (#37246869 )

    Joseph için uyku bir çalışma alanı halini almışken yaşadığı toplumda bir ‘’sorun’’ halindedir. Çünkü birçok insan uyku problemi yaşar ve bunun üstesinden gelmek için de uyku ilaçlarına yönelir. Joseph uyku gibi önemli bir şeyin bu yöntemlerle yara almasına kesinlikle karşıdır. (#37005016 , #36916984) Bu nedenle uykuyu kurtaracak bir icat geliştirir. Geliştirdiği icat çalar saatin tam tersi bir mekanizma ile işleyen uyutucudur.

    * Kitap hakkında keyif kaçıran ayrıntılı bilgi *


    İnsanların uyku problemine çözümü uyku ilaçlarında bulması ilaç üreten firmaların işine gelen bir durumdur haliyle. Bunların başında da Rapion isimli bir adamın sahibi olduğu bir ilaç şirketi gelmektedir. Joseph geliştirdiği makinenin piyasaya sürülmesi için bu adamla görüşür. İcadın arkasındaki dehayı fark eden ancak makinenin bir getirisi olamayacağını söyleyen Rapion önce teklifi geri çevirir ancak sonra aklına bu icadı kapitalist hedeflerinde (rüyalara reklam yerleştirme gibi) kullanma fikri gelince karar değiştirir.

    Joseph yaptığı icadın bu gibi amaçlarla kullanmasına kesinlikle karşıdır ancak bir gaflet anında anlaşmayı kabul eder. (Daha sonra bir tank ile makinenin üretildiği fabrikayı düm düz ederek bu icadı yok etmek zorunda kalacaktır. Tabi sonrasında akıl hastanesi)

    Yaptığı onca şeye rağmen icadını hayata geçiremeyen ve insanlara uykunun gerçek değerini anlatamayan Joseph içine kapanır, herkesten ve her şeyden kaçarak köyüne yerleşir.

    Kitap boyunca okuru büyülü bir anlatımın içine alıp düşler ülkesinde yolculuk yaptıran bu anlatımın mutlu sonla bitmemiş olması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Joseph, her ne kadar geleceği pembe gözlüklerle görsek de içinde bulunduğumuz gerçekliğin umutsuzluğu ile yaşadığımızı bir kez daha hatırlattı.
  • Kitabın adını çok duyup okumak için sırasını bekletmek... yine ön sıralara alınmış bir kitap, iyi ki de almışım...

    En başta ah dedim bu kitap okunmaz, ergen kitabı gibi ama sonra devam edip okudukça merak ettim. Ve tabi Charlie' yi de çok sevdim.

    Kitap Charlie' nin arkadaşının intiharı vesilesiyle gizli birine yazdığı yaşadığı olayları, sırları ve düşüncelerini anlattığı mektuplardan oluşuyor. Çok sıcak, çok samimi ve gerçekten çok tatlı. Charlie öğretmeni Bill' in dediği gibi çok özel bir çocuk. Benim için de öyle artık. Hayatındaki herkesi seviyor ve değer veriyor. Ki en çok sevdiği ve değer kitapları dostlarına verebilecek kadar... Kimseyi kırmak ve üzmemek adına elinden geleni yapıyor. Helen Teyzesi'nin özel bi yeri var hayatında, onu çok seviyor ve teyzesinin de onu çok sevdiğine inanıyor. Teyzesinin onun yüzünden öldüğü gerekçesiyle bir suçluluk duygusu da hissediyor. Bu yüzden doğum gününü bile sevmiyor. Ve hayatında öyle bir an geliyor ki hastalığının sebebi olan şeyler açıklığa kavuşuyor ve tabi Sam' in yardımıyla.

    Yazılacak çok şey var... Okunmaya değer ve Charlie inanacak çok insan lazım :)

    Ah diyorum keşke mektuplarını yazmaya devam etsen ve onlar bana gelse...

    Hep mektuplarının sonunda dediğin gibi "daima sevgiler" Charlie. Ben de sana inanıyorum.
  • "Ruh Adam" romanı edebiyatımızda ki emsalsiz bir örnektir. Atsız'a olan önyargının da kanaatimce en büyük kurbanıdır. Bu kitapta yazar Ruh Adam romanının derinlerine inmeye çalışmış ve kafalarda soru işareti bırakan kısımları, bazı kaynaklara dayandırarak açıklamaya gayret göstermiştir.

    Ruh Adam romanı mitik bir romandır ve kurgusu Türk mitolojisine dayanır. Bir Uygur masalı ile başlar roman, ve bu masal romanın ana merkezinde yer alır. Çünkü romanda ki tüm karakterler bu masalın günümüze bir yansımasıdır adeta. Yazar incelemesine bu yansımalar ve bağlantılar hakkında detaylı bilgiler vererek başlıyor.

    İnceleme de romanın baş karakteri Selim Pusat ve romanın yazarı arasında ki bağlantılara yer verdiği gibi, metinlerarasılık kısmında diğer romanlarla olan bağlantıları ve benzerlikleri de irdeliyor.

    Bu inceleme süresince, Selim Pusat'ın bilinç altına iniyor, roman da yazarın hayatından izleri inceliyoruz. Kendinden kattıklarına şahit oluyoruz. Romanda ki birçok miti inceliyor bunlara açıklamalar getiriyor, bağlantılı olduğu noktaları da öne çıkarıyoruz.

    İncelemeyi okuyup bitirmemle beraber, roman hakkında ki taze bilgilerimle içimde Ruh Adam'ı tekrar okuma isteği uyandı. Bu defa daha büyük anlamlar yükleyip daha da etkileneceğimden eminim. Karanlık atmosferiyle yine beni kendine çekecek ve bana bambaşka duygular yaşatacak diye tahmin ediyorum.

    Son olarak yazar bu çıkarımların "kendince" olduğunu belirterek incelemesini şu paragrafla sonlandırıyor.

    Her roman kendine özgüdür fakat kimi romanlar daha fazla tek başınadır. Ruh Adam romanı da böyledir. Taklit dahi edilemez. İstiklâl marşımızın benzerinin yazılamaması uyarınca Ruh Adam'ın da benzeri yazılamayacaktır. Nihal Atsız'ın ömrü yetseydi de Yalnız Adam'ı tamamlayabilseydi büyük ihtimaldir ki Ruh Adam'dan çok farklı bir metin ortaya çıkacaktı. Ruh Adam'ı kendi bile taklit edemeyecekti. Bu böyledir. Ruh Adam emsalsizdir.
  • Kapitalist sistemin çıkarlarına uymayan buluşlarıyla zamanında destek görmemiş Tesla eğer öngördüklerini gerçekleştirebilseydi, dünya şu anda çok farklı bir yer olurdu. Tesla bu kadar engellenmiş olmasına rağmen günümüze ulaşan buluşları bile dünyayı değiştirmeye yetmiştir. Buluşlarıyla insanlık tarihinde çığır açan Tesla’yı ölüm, bir otel odasında yalnızken yakalamıştı.

    Ölümünden çok buluşları, geriye bıraktığı notları ve makaleleri tüm dünyanın dikkatini çekmişti. Herkesin peşinde olduğu bu notlar, bir gecede FBI tarafından toparlanıp, sırlara karıştı. Tesla’nın ölümündeki ve bıraktığı notlardaki sırlar, yazımızın devamında. Nikola Tesla, günümüzden 70 yıl önce 1943 yılında Manhattan’da New Yorker otelinin 33. katındaki 3327 nolu odasında 7 Ocak’ı 8 Ocak’a bağlayan gece ölü olarak bulundu. Kalp yetmezliğinden öldüğü tahmin edilen Tesla, günlerce odasından çıkmamayı alışkanlık haline getirdiği için son birkaç gün içerisinde ne zaman öldüğüne dair kesin birşey söylenemedi.

    FBI’ın Topladığı 2 Kamyonluk Belgeler!
    O gece Tesla’nın mülteci yeğeni olan Sava Kosanovich röportaj için iki bilim editörü ile Tesla’nın yanına gider ve Tesla’yı ölü bulunca vasiyetini aramaya başlar. Ardından yazılarını ve deney aletlerini toplar. Yine o gece haberi alan FBI yetkilileri, hiç durmadan otel odasına gelir ve tüm eşyaları toplayarak iki büyük kamyonla götürürler. FBI’ın böyle aceleci davranmasının sebebi, bu değerli araştırmaların Sovyetler Birliği Kızılordusu’nun eline geçmesidir. Çünkü Tesla son zamanlarında silah tasarımları üzerine çalışmaktadır. Bu çalışmalara ”Mikrodalga Silah”,”Deprem ve Tsunami Silahını” örnek olarak verilebilir. Bu da haliyle FBI’ı endişelendiriyordu.

    Gizli Projeler
    Tesla makalelerini New York’da bir depoda 50 kutu içerisine sığdırmıştı. Hatta birini de 1932 yılında Grosvenor Clinton oteline emanet bırakmıştı. Bu istihbarata da ulaşan FBI o gece o kutuyu da ele geçirdi. Kutuda ise Tesla’nın çığır açan projelerinden kablosuz enerji aktarımı ile ”Ölüm Işını” adını verdiği projesi yer almaktaydı.
    Son derece önemli olan ”Ölüm Işını” projesini, ABD ve SSCB Askeri İstihbarat Servisi ile Almanya Tesla’nın ölümünden sonraki birkaç yıl içerisinde ciddi bir şekilde inceleme altına almıştır. Bu projede uygulanan, düşman kuvvetlerinin elektronik sistemi iptal edilerek elektronik bir duvarın örülmesidir. Bahsedilen bu proje amacına ulaşarak Körfez Savaşı ve Yugoslavya’nın bombalanmasında kullanılmıştır. Yine Tesla’nın “Tsunami Silahı” denenmiş ve denizde deprem dalgaları oluşturularak dev dalgalar elde edilmiştir.

    Geç Gelen İcat: Radyo!
    Ayrıca 1943’e kadar radyoyu bulanın Marconi olduğu iddiası da Tesla öldükten altı ay sonra mucidin Tesla olduğu kanıtlanarak mahkeme kayıtlarına geçmiş ve bu iddia çürütülmüştür. Sonuçta Tesla’nın tüm proje ve makaleleri ABD’nin eline geçmiştir. FBI tarafından da ”Top Secret” olarak mühürlenmiş, tartışılması ve paylaşılması yasaklanmıştır.

    Editör / Yazar: İsa EKİCİ
    Kaynaklar: TeslaUniverse, Teslasociety, FBI
  • Çok sevgili Aliye,

    Hakikaten anlaşmak gayet mühim meseledir ve sen, ihtimal, içinde gizli bir anlaşmamak korkusuyla üzülüyorken, bu hikâyeler sana benim içimi gösterip anlaşabileceğimizi, yakın olduğumuzu ispat edince derhal kaleme sarıldın, bütün teklif ve merasimi, bütün suni nezaketleri bir tarafa bırakıp bana içini döktün. Bunun için sana ne kadar çok teşekkür etsem, ne kadar minnettar olsam azdır. Senden hikâyelerim hakkında teker teker fikirlerini yazmanı isterim. Şiirleri nasıl bulduğunu da yaz. Sonra bana kendinden, her günkü hayatından, hislerinden bahseden uzun mektuplar yaz. Hemen yaz.
  • Khaled Hosseini'den uzun zamandır roman bekleyen bir hayranı olarak, Deniz Duası beni kesinlikle tatmin etmedi. Öte yandan, hiçbir yazarın konu edinmediği acı bir gerçeği yüzümüze vurarak bir kez daha farkını ortaya koyması beni çok sevindirdi. Zira yazarların -nadiren de olsa- ellerini bir taşın altına koyabildiğini görmek, okurlar açısından oldukça sevindirici olmalı. Size de oluyor mu bilmiyorum ama çok sevdiğim yazarların bir de iyi kalpli olduğunu öğrenince, o yazarı severek doğru bir seçim yaptığımı düşünüyor ve kendimle gurur duyuyorum. Bay Hosseini de benim gurur kaynaklarımdan biri. Bu ince kitapta yazıdan çok illüstrasyon var; her birinde mültecilerin geçmişleri, hayalleri ve acı sonları gizli. Hani gayet iyi bildiğimiz ama hiçbir şey yapmadığımız için iki gün sonra bizim de başımıza gelebilecek olan o acı son. Yorumumla dikkatinizi çekebildiysem ne mutlu bana, en azından bir kitapçıda inceleyin derim. Tavsiyemdir. =)
  • Napoleon



    Çiftliğin büyük lideri ve hayvanlar içinde en kudretlisi. Muhteşem bir domuzdur ve çiftlikteki tüm hayvanlar ona kulak verir. Denetime son derece düşkün bir domuzdur. Kendisine sigara ve içki tüketimi izni verip, yatakta uyuması ve insan giysileri giyebilme ayrıcalığı sağlar; böylece diğer hayvanlara eşitsiz muamele de yapmış olur. Diğer hayvanlar genellikle onun günah keçisi olurlar. Napoelon, Hayvan Çiftliği’nin sembolizmi içerisinde Stalin'i temsil eder.

    Snowball



    O da bir domuzdur, ancak çiftlikteki geçmişi o kadar da eskiye dayanmaz. Hayvanlar için kahramanca mücadele eder ancak köpekler tarafından çiftlikten sürülür. Hem retoriği hem de yaratıcılığı daha gelişkindir onun. Troçki’yi simgeler.




    Squealer



    O bir domuz. Mükemmel bir konuşmacı ve tüm hayvanlar onu dinler. Ne zaman kurallardan biri değiştirilecek olsa, bunun her şeyin daha iyi olması için gerekli olduğunu söylerdi. Squealer’ın cırtlak bir sesi vardı ve hayvanlara her zaman yalan söylerdi, çünkü Napolyon ona böyle yapması gerektiğini anlatmıştı. Kimi yorumculara göre Squealer, Sovyetlerdeki parti yanlısı Pravda gazetesini simgeler.

    Boxer



    'En zekilerden sayılamayacak' türden bir at. Çok sıkı çalışırdı. Düsturu 'daha çok çalışacağım'dı; ve öyle de yaptı. Napolyon ne dediyse inandı. Boksör derdi ki: 'Napolyon haklı'. Çiftlikte çok saygı gören bir hayvandı çünkü herkesten çok çalışırdı. Çin’deki Boxer Ayaklanması’nı simgeler. Tıpkı Clover gibi, Boxer da Sovyetler’deki vasıf işçileri ya da Proleterya’ya karşılık gelir. 

    Clover



    Dişi bir at. Clover asla yakınmaz. Boksör için endişelenir ve onun hastalanacak kadar çok çalışmasını önlemeye çalışır. 

    Yaşlı Benjamin



    Nadiren konuşan yaşlı ve inatçı bir eşek. Çiftlikte olup bitenlerle çok ilgilendiği söylenemez. Benjamin uzun ömrünün tüm ayrıntılarını hatırlar ve işlerin bundan çok daha iyi ya da çok daha kötü olamayacağını bilir. Benjamin, yaşlı kuşağı, her yeniliğin karşısında olanları temsil eder. Her türlü yeniliğin geçici olduğunun farkındadır. Eninde sonunda eski sorunlar yeniden peydah olacaktır. 'Boşunalık tezi'nin somutlaşmış halidir de denebilir.

    Moses



    Bir karga. Hayvanlara, öldüklerinde gidecekleri ve hayal ürünü bir yer olan Şeker Kaplı Dağlar’dan bahsedip durur. Bir ajan ve çok akıllı bir konuşmacı aynı zamanda. Hayvanlar ondan nefret eder çünkü hiç çalışmaz ve sadece öykü anlatır. Hayvanlardan bazıları ona inanır ve domuzların, diğer hayvanların ona kanmaması için çok uğraşması gerekmiştir. Moses, kiliseyi ya da daha geniş anlamda dini temsil eder.

    Mollie



    Çiftliğin ana karakterlerinden biri. Önemi, yeni çiftlik düzenine muhalif olmasından kaynaklanmakta. Muhalifliği politik olmasından ileri gelmez: Derdi daha iyi bir hayat yaşayabilmek, şeker yiyebilmek vs. Orta-sınıf ideolojisine sahip beyaz yakalı işçileri temsil eder. Eskisi gibi şekerini alamayacaktır, çünkü artık işçiler arasında eşitlik vardır. 

    Muriel



    Clover için kuralları okuyan, bilgili bir keçi. Kendi adlarına karar alabilecek kadar eğitilmiş olan ve bu yüzden yöneticilere eleştiri yöneltebilecek düzeyde olan işçi kesimlerini simgeler. Ne yazık ki, Muriel karizmatik değildir ve Napoleon’la diğer domuzlara karşı çıkacak kadar da inançlı değildir.

    Jones



    Çiftliğin sahibi; en azından başlangıçta! Çok fazla içki ve sigara içer. O kadar çok içer ki, hayvanlara bakmayı unutur. Köpekleri yaşlandığında, boyunlarına bir ip bağlayıp onları göle atar. Bay Jones’un Çarlık dönemini, hatta Çar II. Nikola’yı temsil ettiği söylenir.

    Fredericks



    Hitler figürünün romandaki ve filmdeki karşılığı

    Domuzlar



    Napoleon’u destekleyen bu grup, açıktır ki, parti örgütünü ve bürokrat sınıfı temsil eder. Kısacası Stalin’in yakın çevresini onlar meydana getirir. Onlar, diğer hayvanlardan farklı olarak, lüks ve bolluk içinde yaşarlar; kısacası denetlenmesine yardım ettikleri toplumun tüm nimetlerinden onlar faydalanır.

    Köpekler



    KGB'yi (Sovyet Gizli Servisi) ve Satlin’in korumalarını simgelerler. Her türlü kovuşturma ve uzaklaştırma işinde onlar kullanılır. Pek konuşmazlar, ama etkilidirler. Napoleon onları kurnazca kullanır: Snowball (yani Troçki), değirmen konusunda yeni görüşünü aktaramadan sabahın köründe apar topar 'gizli' köpekler tarafından götürülür. Orwell bir yerde köpeklerin Napoleon’a, tıpkı önceki sahipleri Mr. Jones’a yaptıkları gibi sürtündüklerini ve kuyruklarını salladıklarını yazar.

    Sıçanlar ve Tavşanlar



    Vahşi hayvanlar olarak da anılan bu hayvanlar, Menşevik hareketi simgelerler. Daha hemen kitabın başında, diğer hayvanlar, sıçan ve tavşanların 'yoldaş' olup olamayacaklarını oylarlar.

    Güvercinler



    Güvercinler de propagandayı temsil eder: ama Rusya’daki değil, diğer ülkelere yapılan propagandayı.





    Bay Jones’un Çiftliği

    Kısaca Kremlin’i simgelediği söylenir.

    Değirmen



    Rus Endüstrisini temsil ettiği iddia ediliyor.

    Foxwood Çiftliği



    İngiltere’yi simgeler

    Pichfield Ciftliği



    Almanya’nın romandaki karşılığı

    Değirmenin yıkılışları



    Beşer yıllık Kalkınma Planları'nın başarısızlığa uğraması.