Bazı kitaplar olaylarıyla değil, bıraktığı hisle akılda kalır. İki Yeşil Susamuru da benim için tam olarak böyle bir kitap.
En sevdiğim yanı, karakterlerin kusursuz olmamasıydı. Çünkü gerçek hayatta da kimse ne istediğini tam olarak bilmiyor. Nilsu’nun gelgitleri, Teo’nun kırılganlığı ve ikisinin de kendileriyle verdiği mücadele bana oldukça insani geldi. Kitap boyunca “Keşke birbirlerini biraz daha anlayabilseler.” diye düşündüğüm çok yer oldu.
Kendi insani ilişkilerimle kıyasladım. Gerek isminden gerek konusundan bana çok dokundu.
Finali ise herkesi mutlu etmeyebilir. Çünkü her şey net cevaplarla bitmiyor. Ama bence kitabın güzelliği de burada. Hayatta bazı ilişkiler tamamlanmaktan çok iz bırakır. Kitabın son sayfasını kapattığımda içimde kalan duygu tam olarak buydu: Bazı insanlar hayatımıza kısa süreliğine girse bile uzun süre bizimle kalıyor
Birbirine geç kalan iki kalbin, hüznün, büyümenin kaybettiridiği an’lar ile bazı insanların aslında hiç gitmediği kanaatine vardım.
Bu kitabı okurken sık sık kendi susamurumu düşündüm.Bazı satırlarda ona rastladım, bazı cümlelerde onu özledim. Nilsu ve Teo’nun hikâyesi bana şunu hatırlattı: İnsan bazen birini hayatına sığdıramasa da kalbinden çıkaramıyor..