Ama ne yalan söyliyeyim, dünyanın damında geçen bu iki yıl içinde konuşmak kadar, dostluk kadar sıcağı da özledim durdum.. belki de daha çok: İliklerim donmuştu.Ve, inanır mısınız,kül rengi bir aydınlığın daha da donuklaştırdığı gri-mor-eflatun buz çölü beni soğuğun kendisinden çok üşütüyordu, hattā çekinmeden diyebilirim ki, asıl üşüten işte bu idi. Kısacası gözlerim donmuş, kulaklarım donmuş, beş duygum donmuş, iliklerim donmuştu. Şimdi ben soğuğun, donduran soğuğun ne olduğunu iyi biliyorum: Bu konuşamamaktan, yalnızlıktan, kısacası dostluktan başka bir şey değildir.
Babalar Günü geldi…
Ben yine
anıların kapısını çaldım.
.
Mezar taşına değil,
Hatıralarına sarıldım,
hafızamın sararmış albümünde
seni arıyorum.
Albümdeki siyah beyaz fotoğrafın,
hayatımın en renkli günlerini hatırlatıyor bana.
.
Ben senin
gülen yüzünü özledim.
Babalar Günü geldi…
Bir ölümün sessizliği değil,
.
Pazar sabahlarının o eski neşesi düştü aklıma.
Kapıdan girişin,
gülüşün,
üzerimi örtüşün,
sofrada oturuşun.
.
İnsan bazen
bir sesi özlermiş en çok.
Ben senin
oğlum diyen sesini özledim.
Ben senin
üzerime sinen kokunu özledim.