"Düşününce yakın, düşününce çok uzak. İsteyene yakın, istemeyene uzak.."
Sayfa 144·Kitabı okuyor
Alıntı
Soluk soluğaydı, tüm bedenim belirgin bir şekilde titriyordu. Ama bu bir delikanlının ürkek titremesi değildi, aşkını sevdiği insana ilk kez açmasının o tatlı korkusu da: İçinde çırpınan bir tutkuydu bu; Öfkeye benzeyen, belki de öfkenin eşi olan çok güçlü, ağır bir tutku…
Sayfa 129·Kitabı okuyor
Reklam
Kırmızı 1 İNSAN ÇOCUKKEN bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor… Fakat yaşlanınca adeta ikinci kez doğuyor insan, diriliyor, ahirete birkaç adım kalmışken tekrar yaşamaya başlıyor. Yaşlıların yetişkinliğin arafını unutmasına bunaklık diyorlar, çok yanlış, onlar unuttukça hatırlıyor. Yaşlılar, en huysuzları, en nemrutları bile, çok matrak, hazin ve dürüst oluyor… Benim bir Hamza dedem vardı, daha doğrusu annemin dedesi. Küçük bir çocuktum onu tanıdığımda. Aileler arasında nikah töreni sırasında vuku bulan bir kavgadan dolayı anne tarafıyla görüşüp tanışmak nasip olmamıştı. Küslük bitip aileler kalabalık bir yemek eşliğinde barıştığında beş yaşında falandım. Beni onun karşısına dikip, "Bak bu büyük deden, Hamza, öp elini," demişlerdi. Elinin üzerindeki kahverengi lekeleri, dudağımı zımpara gibi acıtan kuru, çatlak derisini dün gibi hatırlarım. Bir de dedenin "büyüğünün" ne manaya geldiğini merak ettiğimi. Ama en net hatırladığım şey, Hamza'nın yüzünün neredeyse yarısını kaplayan kocaman, kapkara güneş gözlüğüydü… Ben elini öperken babama doğru kafasını kaldırıp, "Nedir bunun ismi?" diye sormuştu. "Murat" cevabını verdiklerinde öfkelenip elini hışımla çekmiş ve bağırmıştı: "Ermeni ismi mi koydunuz çocuğa? Mehmet'in, Ahmet'in suyu mu çıktı? Allahsız kitapsızlar, sizin hiçbir işiniz rast gitmez, benden söylemesi…" Yaşlanmak Hamza'nın gövdesinde küçülmeden ziyade büyüme tesiri yapmıştı sanki, çok iri bir adamdı. Her daim
Sayfa 16·Kitabı okuyor
“ Sınırsız ve kuralsızdım. Sınırı olmadığında çok uzağa gidebileceğini düşünüyor insan. Bilmiyorum belki de bu, ailen olup da sınırsız olduğun durumlarda geçerlidir. Hem ailen hem sınırın yoksa, uzakların bir anlamı yok; çünkü kalkıp gitme isteğin olmuyor. Zaten her şeye, bütün dünyaya uzaksın, daha nereye gideceksin?”
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Padişahım Çok Yaşa!!!
Sonunda sabrı taşan azametli heyet üyeleri, korunaklı bir yere çekilip tatlı canlarını emniyete alarak askerlere kapıyı kırıp içeri girmeleri emrini verdiler. Odadaki herkesi tutuklayacaklar, karşı koyan olursa ateş açacaklardı. Büyüklerinin emrini ikiletmeden askerler Allah Allah nidalarıyla pür silah yüklenir yüklenmez, kapı saniyesinde devrildi. O zaman heyet de askerler de hayatlarının en büyük şaşkınlığını yaşadılar...
Sayfa 61 - İnkılap 95. Yıl·Kitabı okuyor
Alıntı
Sınırı olmadığında çok uzağa gidebileceğini düşünüyor insan. Bilmiyorum belki de bu, ailen olup da sınırsız olduğun durumlarda geçerlidir. Hem ailen hem sınırın yoksa, uzakların bir anlamı yok; çünkü kalkıp gitme isteğin olmuyor. Zaten her şeye, bütün dünyaya uzaksın, daha nereye gideceksin?
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam