Yüce Rabbimiz bizi dosdoğru yolunda yürütsün!
Bizi ihmale ve gaflete götüren şeylerden ve sebeplerden ırak eylesin!
Bizleri her dâim rahmeti, fazlı, koruması, lütuf ve ihsanı altında tutsun!
herkes bir şeyler yazıyor
bir şey anlatıyor
bir yerlerde
birileri konuşuyor sürekli
.
ekranlar
programlar
mühim adam demeçleri
uzman görüşleri
son dakika gelişmeleri
.
manşetler
tweetler
büyük analizler
her şeyi bilenlerin bitmeyen mesaisi
ve bunca gürültünün arasında
insanın kendine rastlaması
gitgide zorlaşıyor
insanın kendi iç sesini duyması
bir mucizeye dönüşüyor
.
(çünkü ekranlar ışık saçıyor
ama hiçbir şeyi aydınlatmıyor)
bu şiirin de
o konuda bir çözümü yok
derde deva değil
sihirli bir formül sunmayacak
hayatın akışını durdurmayacak
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
William Paley'in (ö. 1805), Allah'ın varlığını ispat için verdiği saat örneği meşhurdur. Paley şöyle diyor: Bir arazide yurüdüğümüzü düşünelim. Arazide yürürken ayağımıza bir taş değerse biz bu taşın tesadüfen orada bulunduğunu söyleyebiliriz. Ancak ayağımıza çarpan şey bir taş değil de işleyen bir saatse bu durumda biz, onun tesadüfen orada bulunduğunu taş örneğinde olduğu gibi- rahatlıkla söyleyemeyiz. Saati yapan kişiyi görmemiş olmamız, saatin nasıl yapıldığını bilemeyişimiz de sonucu değiştirmez. Çünkü saati ayrıntılı incelediğimiz zaman, birbirine bağlı pek çok parçasının olduğunu ve her bir parçanın saatin işleyişi için gerekli olduğunu görürüz. Sonuçta düzenli işleyen bu aletin mutlaka biri tarafından belli bir gaye için yapıldığını aklen kabul ederiz.
Saatte gördüğümüz düzen doğada da çokça karşımıza çıkar. Çevremizdeki canlıların yapısı da aynen saatte olduğu gibi bizi bir yaratıcıya götürecektir. Bu yaratıcı da her şeyi tasarlayan Tanrı'dır.
Paley, saat benzetmesinde, karmaşık sistemlerin kendi başına var olamayacağını ortaya koymaya çalışmaktadır. Taşla karşılaştırdığımız zaman saat, karmaşık bir sistem olarak karşımıza çıkar. Saat o kadar karmaşıktır ki her bir parçası özenle oluşturulmuştur. Saatin camından tutun da çarkların yapıldığı malzemelerin seçimindeki ayrıntılar bile bizi onu tasarımlayan bir varlığın olduğuna yönelik ikna etmeye yeterli gözükmektedir. Biz her ne kadar saatteki birçok ustalığı anlayamıyor olsak da bu onun ustasının olmadığı anlamına gelmez.
Hz. Peygamber (sav) bize şu prensibi öğretmiştir: "Bolluk ve rahat içindeyken Allah'ı an ki, O da seni zorluk ve sıkıntı zamanında ansın. Şunu iyi bil ki, başına gelmeyecek olan şey sana isabet etmez, başına gelecek olan da sana ulaşır.
Ve bil ki zafer sabırla, rahatlık belayla beraberdir. Her zorlukla beraber kolaylık vardır." (Nevevi, 40 Hadis, 19)
Hz. Peygamber (sav) yine bir başka hadiste der ki: "Her kim, sıkıntı ve keder anında Allah'ın kendisine icabet etmesini dilerse, rahat zamanlarında çokça dua etsin." (Tirmizi, 3382)
İbadete çok önem verirdi.
Hizmetinde ve etrafında bulunanlara da, çokça zikre devam ve murakabeye dikkat etmelerini ısrarla tenbih eder ve şöyle derdi:
"Bu dünya iş ve amel dünyasıdır, ahiretin tarlasıdır. iç huzurunu, âdab ve harici amellerle birleştirmelidir. Peygamber Efendimiz (SAV), üstün mertebesine ve Allah'ın elçisi olmasına rağmen çok ibadet etmekten mübarek ayakları şişerdi."
Yaz olsun kış olsun, yolculukta ve ikamet halinde adeti şöyleydi: Çok kere gecenin son yarısında, bazen de son üçte birinde yataktan kalkar, hadislerde okunması bildirilen duaları okurdu. Büyük bir özenle abdest alırdı. Abdest alırken başkasının eline su dökmesine izin vermezdi.
Misvak kullanmaya çok dikkat eder, duaları okur, sonra büyük bir huzur ve sükûn içinde uzun sureleri okuyarak nafile namaz kılardı.
Bundan sonra huşu ile, dış dünyadan ilgisini kesip kendi içine kapanarak murakabeye dalardı.
Sabah namazının sünnetini evde kılar, sünnet ile farz arasında hafi olarak 'sübhânellahi ve bihamdihi sübhânellahi'l-azîm' i okumaya devam eder, sabah namazını gece karanlığının sonu ve aydınlığın başında kılardı.
Bizzat kendisi namaz kıldırır ve hadislerde bildirildiği tertip üzere uzun sureler okurdu.
Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar zikir halkası yapar, sonra işrak namazını kılıp tesbihlerini, dualarını bitirerek eve gelir, aile fertlerinin ve ailenin hizmetinde bu-lunan kişilerin hal ve hatırlarını sorardı.
Günlük hayatla ilgili işler için emir ve tavsiyelerini söyler, sonra halvete çekilir, tam bir dikkatle kendini vererek Kur'an-ı Kerim okumakla meşgul olurdu.
Okumayı bitirdikten sonra müridlerini çağırarak onların ahvalini inceler, onlara yol gösterirdi. Bu arada özel ye-tişkin talebelerini çağırarak onlarla konuşurdu. Onlara, daha çok gayret etmelerini, sünnete tam