7/10
·192 syf.··
2026 47. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 18:30
Jack London diyerek başlayıp, Martin Eden diyerek devam etmiyeceğim çünkü Jack LONDON denilince Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş gibi eserleriyle, vahşi bir hayvanın gözlerinden kah üzülerek kah sevinerek serüven yaşattığı hikayeler bende en çok etki bırakanlardı. Bunu yapabilen elbette bir çok yazar var lakin bu empati dilini bu kadar iyi kullananını daha okumadım bilmiyorum. Gelelim Adem'den Önce kitabımıza. Açıkçası evrim teorisi hakkında kulaktan duyma ve makalelerden öteye geçmeyen bilgiye sahibim. Başka bir yazar buna benzer bir eser kaleme alsa muhakkak "sen Darwinleri savundun!” eleştirisi alması günümüzde muhtemel. 1900’lü yıllardaki dar toplumsal görüş göz önüne alındığında (bakın burası çokomelli!) "Maymun" yakıştırması yapılmadan, ağaç veya ateş insanları şeklinde sınıflara bölünerek sunması hikayeye ön yargı ile yaklaşılmaması adına güzel bir incelik olmuş. Konu olarak ilk insanların önce barınabildikleri, beslenebildikleri ve yavaş yavaş iletişime geçerek bir sürü halinde toplumu meydana getirdikleri serüveni okura gülümseten ve düşündüren bir şekilde sunuyor. En beğendiğim eserleri arasında yer almadı ama okuması keyifliydi.
Edebiyat
Adem'den ÖnceJack London · Can Yayınları · 199426,1bin okunma
9/10
·215 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 20:44
Tepsideki Melek’i okurken, bir roman okuduğumu sık sık unuttum. Daha çok bir evin içinde dolaşıyormuşum, birinin konuşmasına kulak misafiri oluyormuşum ya da kendi çocukluğumdan bir ses bir yerlerden çıkıp geliyormuş gibi hissettim. Kitap büyük bir hikâye anlatma derdinde değil; zaten gücü de buradan geliyor. Melekli bir tepsi etrafında dolanan anlatı, aslında bir evin, bir ailenin ve o evin içinde biriken duyguların sessizce nasıl taşındığını gösteriyor. Roman boyunca dikkatimi en çok çeken şey, anlatının acele etmemesi oldu. Okuru bir yere yetiştirmeye çalışmıyor; olay örgüsü kurayım, dramatik bir an yaratayım gibi bir telaşı yok. Bunun yerine küçük şeylerle ilgileniyor: söylenmiş bir söz, yarım kalmış bir cümle, bir hitap, bir eşya. Anlatıcı sanki sürekli hatırlıyor ama hatırladıklarını düzenleme ihtiyacı da duymuyor. Zaman ileri geri gidiyor, şimdiki anla geçmiş birbirine karışıyor. Bu da metni daha “hayat gibi” yapıyor; çünkü zaten hatırlama dediğimiz şey de böyle çalışıyor. Dil meselesi burada çok belirleyici. Tepsideki Melek’in dili bana hep konuşuyormuş gibi geldi. Yer yer eksiltili, yer yer kendini düzelten, bazen bir şeye takılıp kalan bir dil bu. Süslü değil, gösterişli değil ama çok canlı. Okurken “güzel cümle” kurulsun diye yazılmış yerler hissetmiyorsunuz. Sanki yazar cümleye değil, anlatılan şeye güvenmiş. Bu da okur olarak beni rahatlatan bir şey oldu; metnin beni etkilemeye çalışmadığını, sadece kendi sesini takip ettiğini düşündüm. Bu noktada ister istemez Esra Kahya’nın ilk kitabındaki(Kambur) dili aklıma geliyor. İlk kitabında cümlelerin biraz daha öne çıkmak istediğini, düşüncenin aforizma gibi parlatıldığını hissettiğimi hatırlıyorum. O kitapta yer yer “bak burada bir şey söylüyorum” diyen bir dil vardı. Tepsideki Melek’te ise bu ihtiyaç sanki
1000Kitap
Tepsideki MelekEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2025201 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
《 O D 》♡《 YUNUS EMRE 》
8/10
·361 syf.··
Beğendi
·
2025 78. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 06:21
Bu kitap, Anadolu'muzun mayası, önemli değerlerinden biri, Yunus Emre'nin hayatını anlatan bir romandır. Bu eser, Yunus Emre'nin hayatına ışık tutan biyografik bir eser olmanın ötesinde, bireyin manevi yolculuğu ve olgunlaşmasını da anlatır. Sayfa 142'de bulunan şu cümleler, okura kitabın ismi hakkında ipucu veriyor; " Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu: iki heceyle, od-un işte, ateş veren şey... Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, 'OD'a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben OD için gidiyordum. Gidiyor ve od üzerine kendimle konuşuyor, kendime konuşuyor, içimde onun alevini hissediyor, gönlümü onunla tutuşturuyordum. Kitabın iklimine değinildiği bu cümlelerle birlikte; aşk'a âşık olan Yunus Emre'nin, beşeri aşktan ilahi aşka doğru giden yolculuğuna şahit oluyoruz. Kitapta bahsedilen bu yolculuk öncelikle beşeri aşkla başlıyor. Yazarın kitapta, beşeri aşkın dönüştüğü gerçek sevgiyi işleyişini çok beğendim. Dünyaya gelirken,asıl menbaımız Rabbim'izin ruhundan esintilerle dünyaya geliyoruz. Hayatta, bize verilen bu esintileri çoğaltmak da,çürütmek de irademize bağlı olarak ilerliyor. Kimi, asıl kaynaktan aldığı aşkın özünü; aldatarak, yalanlarla çürütüp çöpe dönüştürürken; kimi de Yunus Emre misali, o aşkı od eyleyip harlayarak, pişirerek gerçek sevgiye dönüştürüyor. Kitapta Yunus Emre'nin aşkını harlayan, sağlamlaştıran güçlü duyguları okuyoruz. Yunus Emre'nin eşi Sitare'ye sevdası çınar ağacı gibidir. Yıllansa da yıpranmayan, her zaman canlı ve güçlü bir çınar ağacı.... Bu çınar ağacını besleyen; güven, sadakat gibi kıymetli duygulardır. Güven, ne yalan ne de şüphenin kırıntısının olmadığı bir durulukla var olur ikisinin arasında.. Onlar
Edebiyat & Roman
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,9bin okunma
《 BİR ADAM GİRDİ ŞEHRE KOŞARAK 》
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2025 21:59
Tarık Tufan'ın, -kapağında öykü yazsa da-, deneme tarzında olan bu eseri, bizzat yazarın dert edindiklerini, içsel yolculuğunda, onun ruhunu sızlatan ve hatta kanatan yaralarını anlatan bir eserdir. Hatta kendisi "Yakama yapışan cümleleri olduğu gibi yazdım" diyerek ifade ediyor bu serüveni... Yazarın bu girişi, bana Necip Fazıl 'ın şu cümlelerini hatırlattı; "Eser vermenin ilk şartı çile çekmektir." "Tohum çatlarken ve hayvan doğururken, belli başlı birer oluş çilesi içindedir. Kaldı ki, insan..." Yazarın içindekiler o kadar büyüyor büyüyor büyüyor ki, sancılar çekiliyor, doğum gerçekleşiyor ve kitap ortaya çıkıyor. Yazar, içindeki zehrin, kelimeler dünyasında karşılık bulacağına ve böylece hafifleyeceğine inanıyor. Yüreğe doldurduklarını, kaleminden sızarak boşaltıyor. Belki o da Sait Faik gibi, "Yazmazsam delirecektim" diye düşündü ve içindekileri böylelikle kaleme döktü, kim bilir... Yazar kitaba, o meşhur Anna'sıyla başlıyor. Bu şiirsel yazının farklı bir melodisi olduğunu düşünüyorum. Aslında cümleler çok basit,ama ruhun notalarına dokunmayı biliyor. Anna ile dertleşirken söyledikleri, insan yaşamının tamamlanmayan yerlerine dokunuyor. Onunla konuşurken ifade ettiği duygular, "insanca" bir bakışa tazelik getiriyor. Birlikteliklerin "insanca" olabileceğine dair tertemiz bir umut sunuyor. Ardından yazar, Yasin suresi 20-21.ayet vesilesiyle, koşarak gelen bir kahramandan bahsediyor. Kitap, ismini de bu denemeden alıyor. Hani bazen masallarda, bazen de hayallerimizde bir kahraman düşleriz.. Gelse ve dünyayı bahar bahçe yapsa, herkes sevmeyi ve insanlığı bilse, dediğimiz.. Dünya iyilik ve güzellikle dönse, dediğimiz.. Hâlbuki o kahraman en son 571 yılında geldi ve hepimizin ruhuna bir kahraman tohumu bıraktı(tabiiki Rabbimiz vesilesiyle). Artık o
Edebiyat
Bir Adam Girdi Şehre KoşarakTarık Tufan · Doğan Kitap · 20219,9bin okunma
8/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2025 20:01
Marvel - İç Savaş (Spoiler var!) Tony Stark’ı bi türlü sevemedim. Evet evet eminim, kendisine bi’ türlü sempati besleyemiyorum. Neyse… Kontrolsüz güç, güç değildir! New Warriors isimli yeni yetme amatör süper kahraman ekibinin ortalığı birbirine kattığı mahallede Nitro’nun güçlerini kontrol edemeyip katliama yol açmasıyla hükümet devreye girer. Bu durumun yaşanmasından sonra yetkililer süper kahramanların hükümetten habersiz şekilde olaylara müdahale etmesine müsaade etmemeye karar verir. Bu kararı desteklemek içinse tüm süper insanların kendi rızasıyla (zorla) gizli kimliklerini ifşa ederek, hükümet tarafından kayıt altına alınmasına ve bu doğrultuda polis gibi çalışmalarına onay veren bir yasa çıkarırlar. (Burası çokomelli) Tam olarak burada işler karışıyor. Avengers ekibine dahil olanlar ve diğer tüm süper güce sahip canlılar bu yasanın bildirilmesiyle kendi aralarında ikiye bölünür. Bir taraf bu kayıt yasasını desteklerken diğer taraf kendilerini ifşalayıp hükümet gözetiminde polislik yapmayı reddeder. Shield tarafında da mevzu karışık, Fury’nin ortadan kaybolmasıyla beraber S.H.I.E.L.D.’ın Avengers ve diğer kahramanlara olan yaklaşımı da negatife dönüyor. Yönetime geçen Maria Hill özellikle Kaptan Amerika’yı kafaya takıp onun tarafında olan süperleri ele geçirmeyi kafasına takıyor. Bir taraftan Maria Hill saldırırken diğer taraftan da hükümetin kayıt yasasını destekleyenlerin neferi Stark ve Mr. Fantastik, Thor ve diğer kahramanların DNA analizini yapıp klonlar yaratıyor. Thor’un klonuyla savaşa girdiklerinde Kaptan Amerika’nın tarafında olan Goliath’ın ölmesi savaşın seyrini değiştiriyor. Bunlar yaşanırken iki grup arasındaki çekişmenin sonucunda halkın zarar gördüğünü fark eden Rogers’ın teslim olmasıyla macera şimdilik son buldu. … Sanırım her zaman
Çizgi Roman
İç SavaşMark Millar · Hoz Comics · 2010391 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2024 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2024 00:00
Bir spor romantizmi *bence böyle diyebilirim* yorumu ile karşınızdayım dostlarım. Olmazsa olmaz dünya etrafımda dönüyor sanan erkomuz, hayatın sillesini yiyen de kızımız mevcut. Hikaye beklenen o derinliği vermiyor fakat yetişkin sahneleri cömertce sunuyor, yazarımız öyle uygun bulmuş. Şunu söyleyebilirim vakit geçirmek adına okunan ama sonrasında unutulmaz bir kitap olmadı benim için, okunup bitti. Tara'nın çocuğu ufaklık değildi, bekar bir anne olarak olay örgüsünün büyük çoğunluğu da bu ergenin payı büyük. Eğlenceli denecek yeri var idi elbet ama yani öyle bir şeydi. Neyse, konuya dönelim biz... Genç yaşında anne olanTara, oğlunu tek başına büyütürken kendi işini de kurar. Yalnız olmaktan memnun ve mutludur ya da kendini avutma şekli de budur. Yolu ünlü Amerikan Futbolu oyuncusu Mick ile kesişirken, hayatına dahil olan bu adamın her şeyi değiştireceğini bizimki bilemez. Düzenlediği bir partide tanışırlar Mick ile ve hayatında ilk kez *burası çokomelli gençler, ana erko karakterimizde olmazsa olmazdır bu.* bir kadının peşinden gitmek isterken bulur kendini. Kadının bekar bir anne olduğunu öğrenince süsü okur aralarındaki elektiriğin. Bizimkinin evlenmeden anne olması, kamusal hayatı ve geçmişte gömülü sırlar arasında savrulurken bir de hayatına inatla sızmak isteyen bir adam olur. Tabi Mick için çetin bir savaş muhtemelendir ki şimdiye oynamak zorunda kaldığı en zor oyundur. Davamı Blogda sonsayfasiask.blogspot.com/2024/10/kusursu...
Kusursuz OyunJaci Burton · Nemesis Kitap · 201571 okunma