Mustafa Kemal de, yabancılara, özellikle de Enver'in getirdiği müdahaleci Almanlar'a karşı duyduğu nefrete rağmen, von Sanders'e saygı duymaktaydı. Alman'ın cesur ve becerikli bir asker olduğunu teslim etmişti.
Onun herhangi biri hakkında pek ender olarak olumlu sözler söylediği gözönüne alınırsa, kendisi için alışılmadık bir cömertlik anında, "Liman von Sanders'de üst düzey bir askerin bütün özellikleri var. Çoğu zaman anlaşamıyoruz, fakat bir kere emrini verdiği zaman, onları en uygun şekilde yerine getirebilmem için beni tümüyle serbest bırakıyor" demişti.
Derinlerde saklayıp muhafaza edeceğim üç hazinem vardır benim:
İlki şefkattir.
İkincisi sadeliktir.
Üçüncüsü Gök altında
en önde olma arzusundan arınmışlıktır.
Şefkat cesaret verir,
sadelik cömertliği besler.
En önde olma arzusundan arınınca
en yücelerdeki kudrete ermek kolaylaşır.
Şimdilerin insanı
şefkati reddeder de cesaret ister.
Sadeliğe yanaşmaz da cömertlik peşindedir.
Bu dünya bir okul, biz de onun öğrencileriyiz. Her birimiz buradan geçerken bir şeyler öğreniyoruz. Bazı insanlar sevgiyi, nezaketi öğreniyorlar. Diğerleri, korkarım, tacizi, vahşeti. Ama en iyi öğrenciler, zorluk ve zulümle karşılaştıklarında bundan cömertlik ve şefkat çıkarabilenlerdir. Çektikleri acıları başkalarına yaşatmamayı seçenlerdir. Ve insan ne öğrenirse, mezarına onu götürür yanında.
Birisini sevmeye kalkışmak önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, cömertlik, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanin gerektiği bir an vardir. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan.
Efendimizin Ramazan geldiğinde esen rüzgardan daha cömert olduğu, eline geçen her şeyi dağıttığı meşhurdur. Zaten her daim cömert olan Efendimizin, Ramazan’da bu halini daha da arttırmasını; Cebrail (as) ile her gün buluşup Kur’an’ı müzakere etmesine bağlarlar. Buradan, hayır ve hasenatı artırmanın gönlü Kur’an’a daha hazır hâle getirdiği sonucunu çıkarabilir miyiz? Ya da mideyi bağlayıp keseyi açtıkça, aklın ve ruhun menfezlerinin genişlediğini?