“Saray yıkılır diye mi içlenirsin bu kadar? Bak evlat, Türklerin tarihi çoook uzundur. Acı, tatlı, savaşlı, barış, coşkulu, durgun, upuzuuun bir tarih.
Ta Orta Asya’dan bu zamana Türkler çok badireler atlatmıştır. Ama her seferinde bir Türk askeri çıkmış, atalarının kaldığı yerden yeniden başlamış. Bak, bu günlere geldik çok şükür. Yıkılmadık, yok olmadık demek ki, buradayız.”
Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir
Ben bir Divan şairi değilim ki sevgilim
Sana bercesteler düzeyim
Yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
Tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
Ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
Paramparça edilmiş şairiyim. Ne diyeyim!
Yine de içimde, çoook eskiden kalma bir
Ya leyi... ya leyyylllllllllllUe
Bir çöl gecesine ismini bırakayım
“Sonra garip bir şekilde bu rüyanın
bitişinde sen vardın. Yanağına dayanmış elin vardı. Gözlerinde uykusuzluk, rutubet vardı. Ama ne garip, bana çoook sıcaktın. Be de sanki senin sıcaklığını özlemiş gibiydim. Seninle çok garip merdivenlerden inip, çok garip odalara girdik.
SENİ ÇOK ÖZLEMİŞMİŞİMDİ.
Bu rüyanın gerisini sana anlatmayacağım.
Belki bir gün, buluştuğumuzda anlatırım.":::!!!
Gömütün kapağı hep açık, ölünceye dek yaşadıkça uçuşan anları, düşünceyi ve duyumları bir bir atıyoruz içeri, sonra, hiçbir şey biriktirilemez, üretilemez duruma geldiğinde kendimiz giriyoruz ve örtüyoruz kapağı üzerimize.