yani belki de aşk, birine karşı duyulan hisler toplamından ziyade, kendi başına yetişen, sahibini arayan öksüz duyguların neticesidir. insan bazen kime aşık olacağını seçemez. kalbin zamanı gelmiştir ve karşısına çıkan ilk ihtimale sarılıverir.
“bu çok farklı bir şey, “ diye karşılık verdi Albert, “çünkü duygularının esiri olan bir insan, düşünce gücünü tamamen yitirdiği için bir alkolik, bir deli muamelesi görür.”
“bilmiyorum,” diyerek güldü. “yalnızca sevdim seni. çünkü senin gibi yaşayan, nefes alan bir kadının değil, bir taşın kalbini eritmeye yetecek kadar çok sevdim seni.”
“içimdekileri nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. bazen öyle geliyor ki, adeta bütün dünya, bütün yaşam, her şey içime dolmuş, benden konuşmamı istiyor. nasıl desem; büyük şeyler hissediyorum ama, iş konuşmaya geldiğinde küçük bir çocuk gibi dilim dolanıyor.”