Yaşananların hepsinden çok ağır sorumluluğunu, bu muharebeye katılanların hepsinden çok kararmıştı; o, ömrünün sonuna kadar hiçbir zaman ne iyiyi, ne güzeli, ne doğruyu, ne de kendisinin iyiliğe ve doğruluğa taban tabana zıt, insanca olan her şeyden oldukça uzak, ne anlama geldiğini anlayamayacağı eylemlerinin önemini kavrayabilmişti. Dünyanın yarısı tarafından övülen eylemlerinden vazgeçemezdi ve bu yüzden de iyilikten, doğruluktan, insanca olan her şeyden vazgeçmek zorundaydı. Sakat ve ölü insanlarla dolu (kendisi istediği için böyle olduğunu düşünüyordu) savaş meydanını dolaşırken, bu insanları gözden geçirip bir Fransız’a kaç Rus’un düştüğünü hesaplaması ve bir Fransız’a beş Rus düştüğünü hesaplayarak kendini kandırması, bunu bir sevinme nedeni olarak görmesi o güne has değildi. Paris’e gönderdiği mektupta, üzerinde elli bin ceset olduğu için le champ de bataille a été superbe (savaş meydanı muhteşemdi) yazması o güne has değildi; ama boş zamanlarını yaptığı büyük işleri anlatmaya ayırma niyetinde olduğunu söylediği St. Hélène Adası’nda, sessiz yalnızlığında şunları yazmıştı: ​mencement de la sécurité. Un nouvel horizon, de nouveaux travaux allaient se dérouler, tout plein du bien-être de la prospérité de tous. Le système européen se trouvait fondé; il n’était plus question que de l’organiser. ​Satisfait sur ces grands points et tranquille partout, j’aurais eu aussi mon congrès et ma sainte-alliance. Ce sont des idées qu’on m’a volées. Dans cette réunion de grands souverains, nous eussions traité de nos intérêts en famille, et compté de clerc à maître avec les peuples. ​L’Europe n’eût bientôt fait de la sorte véritablement qu’un même peuple, et chacun, en voyageant partout, se fût trouvé toujours dans la patrie commune. Il eût demandé toutes les rivières
Sayfa 309 - Savaş ve Barış 2·Kitabı okudu
Hasta, biraz utanarak mırıldandı: "Evet.. artık.. mücadele edemiyorum." Sonra dirilerek ilave etti: "Fakat yenilmek de istemiyorum."
Sayfa 215·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çota
İnsanın bir kütüphanesi varsa bin öğretmeni vardır demektir.
Alıntı
"Ee şey... gitti artık kovaladım." Dışarı yürümeden evvel seslendi kız, "Eğ başını seyis, çıkıyorum,." Cihan gözleri yerde, kıpırdamadan bekledi. "Allah günah yazmasın, ne demeye eşekarılarını yaratmış, anlamam" diye söylendi kız. Bu sefer yan taraftan gelmişti sesi. Onun file doğru yürüdüğünü anladı Cihan. Belli etmeden hızlıca baktı. Yanaklarındaki çilleri fark etti. Taktığı hızma gökten burnunun ucuna düşmüş bir elmas damlası gibiydi. "Haşmetli babam fili görmeye geldi mi? diye sordu kız. Kiminle konuştuğunu daha yeni idrak eden Cihan telaş ve korku içinde yerlere eğilip selam verdi:" Mihrimah Sultan." Kız başını salladı umursamadan. Kehribar gözleri Çota'ya odaklanmıştı. "Sultanım file dokunmak ister mi?" diye sordu Cihan. "Ya ısırırsa?" "Sultanı temin ederim ki Çota 'nın içinde şevkatten başka şey yok."
Edebiyat
" Belki hala geç değil, çocuğumuz olabilir" dedi Sancha utanarak. Işıldadı Cihan 'ın yüzü. "Cesaretini senden alan bir kız." "Ya da deliliğini senden alan bir oğlan." "Peki ya Çota?" "Çota ihtiyarladı. Sarayda mutlu. Bir şey olmaz ona. Halbuki biz inşaat yapmaya devam etmeliyiz..." "Bize nimet gökten yağmaz, taştan topraktan gelir" dedi Cihan, ustalarının düsturunu tekrar ederek. "Kubbe" dedi Sancha. İnsanlara bir Rab olduğunu ve onun korku ve ceza değil, merhamet ve sevgi saçtığın hatırlatacak kubbeler yapmalıyız. Cihan durdu. O an gördü ki esasında seçmediğimiz tercihler, sapmadığımız yollardı hayatlarımızı çizen. Sancha 'ya olan sevgisine rağmen onunla gitmeyecekti.Hislerini yüzünden okumuştu Sancha. Gözleri doldu ama ağlamadı. Gözyaşlarını ustasına saklıyordu, tek aşkına. "Beni unutma... Yusuf.." dedi Cihan. Sancha başını eğdi. "Unutur muyum Hintli" dedi sadece.
Sayfa 400 - Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
"Çota sizi pek özledi. Gelip görseniz keşke." Dikkatle baktı bana ; zamanın yüzümde bıraktığı izleri inceledi "Söyle Çota 'ya" dedi. "vazifelerim vardı, meşguldüm, gelemedim. Ama bundan böyle onu daha sık ziyaret edeceğim. Zira onun gibi beyaz bir fil hiç çıkmadı karşıma." Titredim. Ustam ve Hesna Hatun orada olduğu halde, başımı kaldırıp yüzüne bakmaya cüret ettim. Çota bunu işitince çok sevinecek sultanım." Hüzünle gülümsedi. "Söyle ona, kaderimiz Huda'nın elinde bizlerin değil. " Pencerenin dışında, çatal kuyruklu bir uçurtma dolaşıyordu mavilikte. Latif bir esinti yakalamış yükseliyordu şehrin üzerinde, güzel, gamsız ve özgürdü. Keşke aşk da böyle olabilseydi. Gözlerim semadan yere kaydı. " Eminim anlıyordur sultanım "dedim." Ve eminim sizi hala bekliyordur; eskisi gibi... Filler hiçbir şeyi unutmazmış. Hele sevdiklerini asla. " Diyemedim ki, sade filler değil, filbazlar da öyle.
Sayfa 279 - Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman