Celal Uslu

Celal Uslu
--Mediocrité Partout ++ Scientia vincere tenebras! --Ars longa, vita brevis, occasio praeceps, experimentum periculosum, iudicium difficile. ++Per aspera, ad astra.
Bir yüzyılı aşkın zamandan beri kamuoyu, işçilerin davasına, onların sendikalarını ve partilerini, kapitalistlere ve işverenlere karşı desteklemiştir. Ancak, işçilerin yaptığı her iş, dünya halkları için hayırlı değildir. Bertolt Brecht, bir şiirinde, Tep kentini ve piramitleri kralların değil işçilerin kurduğunu vurgular. Ne var ki, Hiroşima ve Dresden’i imha eden bombaları kimin yaptığını sormak aklımıza gelmez. Yöneticiler tabii, ama işçiler olmadan bunu yapamazlardı. İşçi sınıfı, top, tüfek ve tank yapımındaki kendi katlarını protesto etmek için bir kez olsun sesini yükseltmiş, bildiri dağıtmış ya da greve gitmiş değildir. Oğullar ve kızlar, ana babalarının yaptığı silahlarla öldürülüyor. İşçiler daha yüksek ücret, daha az mesai için greve gidiyorlar. İnsanları öldürerek gelişen sanayi içinde oynadıkları role karşı görev yapmıyorlar. İster sosyalist ister kapitalist bir ülkenin işçileri olsunlar, her ikisi de savaş mekanizmasını işler halde tutmak için çalışmışlardır. Tarih boyunca hiçbir sendika işçilerinin silah endüstrisine katkıda bulunmasını protesto için greve gitmiş değildir. Bir saat için bile. Hiroşimanın bombalandı ve tüm dünyanın ebediyen değiştiği o 6 Ağustos gününde bile protesto için bir saniye grev yapmamışlardır. Her zamanki gibi taraflar, bu kez işçi sınıfı, işini muhafaza etmek ve gelini artırmak gibi kısa görüşü çıkarlarını korumakla yetinmiştir.
Sayfa 136 - İsci Sınıfının Kudreti·Kitabı okudu
Pierre Rivière isimli okura yanıt verildi
Celal Uslu
Hani şu tüm dünyada olup bir türlü birleşemeyenler sanırım.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sen Kimin Teröristisin?
Horkheimer, Adorno ve arkadaşları, Alman faşizminden kaçıp ABD'ye gittiler. Orada, Yahudi düşmanlığı üzerine bir araştırma yaptılar ve ABD'deki düşmanlığın daha yaygın olduğunu gördüler. Oysa aynı ABD halkı, aynı zamanda faşizme karşı savaşıyordu. Tarih boyunca, halkların, başka toplumlardaki totaliter düzenleri eleştirdikleri, buna rağmen, kendi ülkelerindeki ırkçı, şovenist ve totaliter sistemleri destekledikleri çok görüşmüştür. Barışı koruyan hep bizim silahlarımız, tehdit eden ise başkalarınınkidir.
Sayfa 57·Kitabı okudu
Pierre Rivière isimli okura yanıt verildi
Celal Uslu
Hala bugünün bize bahsedilmiş olduğuna alışamadım bir türlü. Bilmukabele. İyi ki hatırlattın. 😊
Sen Kimin Teröristisin?
Horkheimer, Adorno ve arkadaşları, Alman faşizminden kaçıp ABD'ye gittiler. Orada, Yahudi düşmanlığı üzerine bir araştırma yaptılar ve ABD'deki düşmanlığın daha yaygın olduğunu gördüler. Oysa aynı ABD halkı, aynı zamanda faşizme karşı savaşıyordu. Tarih boyunca, halkların, başka toplumlardaki totaliter düzenleri eleştirdikleri, buna rağmen, kendi ülkelerindeki ırkçı, şovenist ve totaliter sistemleri destekledikleri çok görüşmüştür. Barışı koruyan hep bizim silahlarımız, tehdit eden ise başkalarınınkidir.
Sayfa 57·Kitabı okudu
Pierre Rivière isimli okura yanıt verildi
Celal Uslu
Aynı elden çıkma farklı coğrafyaların yerli ve milli fasitleri pisti kimselere bırakacak gibi durmuyor. Yerli ve milli oldukları için hem kız tarafı hem oğlan tarafı oluyorlar. Kimsenin Yahudi olmasına gerek yok. Gerekirse büyüklerimiz ama çok büyüklerimiz bize Yahudiliği armağan eder ve demokrasiyi huzuru tesis ederler. :/
Puan vermedi·152 syf.·
2018 4. kitabı
B.Chul Han, bir çok alanda akademik varlık ve etki göstermiş olmasına karşın ağırlığını felsefeden yana kullanmıştır. 2012 yılından beri Berlin Sanat üniversitesinde felsefe ve kültür çalışmaları yapmaktadır. Yakın zamana kadar röportaj vermeyi kabul etmemiş ve biyografik bilgilerini paylaşmakta imtina etmiştir. Şiddetin topolojisini okurken bu tutumunun nedenini daha iyi anlamanız mümnkün, zira açıklığı/şeffaflığı olumlu şiddet olarak nitelendirmekle birlikte müstehcen olarak da değerlendiriyor. Şiddetin Topolojisi, arkaik toplumlardan günümüze uzanan "şiddet"in boyutunu ve değişime uğramış şekillerini sunmakla kalmıyor aynı zamanda hepimizin aklına takılan güncel konularda da ( sosyal medya gibi), modernizm ile paralel gelişen hastalıklarda da (hiperaktivite, depresyon, burnout) şiddetin vardığı boyutu gözler önüne seriyor. Şiddet bitmedi, sadece şekil değiştirdi diyor ve buna artık kitleler rıza gösteriyor, bizatihi kendileri fail durumuna geçiyorlar diye belirtiyor. İlkel dönemlerden başlayan şiddetin bir içgüdü mü, bir istek/şevk mi, bir mecburiyet mi ne olduğunu varın siz düşünün. Kitabın kaynağında 20 ye yakın (belki daha fazla) düşünürün, felsefi görüşlerinden, yazılı kaynaklarından alıntılar yapılmış ve bunların üzerinden eleştriler de geliştirilmiştir. 134 sayfalık bu kitap biraz kompleks halde sunulmuş gibi. Daha geniş anlatımlı tutulabilirmiş gibi geldi bana. Bunun dışında çok fazla "yabancı" kelime ile karşılaşacağınız için kitap hakkında ki fikirleriniz komplikasyona uğrayabilir ( ya da uğramaz, okuyucuya kalmış bir şey sonuçta). Özellikle randıman ve performans toplumu bireylerinin -yani bizlerin- içinde bulunduğu durumu düşünmeye sevk ediyor. Üzerine çok uzun incelemeler yazılmayı hak eden bir kitap/çalışma Şiddetin Topolojisi. Bölüm bölüm
Felsefe
Şiddetin TopolojisiByung-Chul Han · Metis Yayınları · 2020837 okunma
Celal Uslu
İnceleme için teşekkürler. Çok yerinde bir yazı olmuş. Özellikle 'Burnout' ve başarı odaklı birey vurgusu belirgindi. Tekrara mı düştü, kurguyu mu iyi bağladı bir şey söylemek güç. Fakat tahlilleri okumaya değer bir yazar.
8/10
·200 syf.··
2017 14. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2017 10:33
Osmanlı İmparatorluğu siyasi çalkantılarla boğuşmaktadır. İstanbul bürokrasi ahalisi yana döne kendini devlet işlerinde kanıtlama peşindedir. Bireysel bazda makam mücadeleleri yürütseler de ortak kanı yeni toprak ve devlet hazinesini büyütmektir. Savaş mevzu bahis olunca; tüm fertlerin hafızalarına, nice oğullarını şehit vererek kazıtılan Yemen gelmektedir. Giden gelmemekte, üstüne sürekli asker göndermek için oğullar gözü yaşlı analarından helallik istemektedir. İstanbul çevresinde zaman böyle tüketilirken; yurdun geriye kalanında ise tümüyle farklı bir atmosfer hakimdir. Küçücük bir sıfatı olan, devlet kademesinde herhangi bir memurluk vazifesini icra eden, dini makam sahipleri, toprak ağaları ve hırslı tüccarlar kelimenin tam manasıyla özerklik ilan etmiş, her biri kendi çapında devletcik olmuşlardır; tüm hukuk ve dini kuralları kendi çıkarları için baştan yazmıştır. Devlet kılıcını kuşanan veya arkasına devlet kılıcını elinde tutanları alanlar, özellikle köylü halktan vergilerle, getirilen yasaklarla kan kusturmaktadırlar. İşte böyle bir dönemde kaleme alınmış bir kitaptır.1930 yılındaki baskıya sadık kalarak piyasaya sürmüş Salkımsöğüt yayınevi. Haliyle dili biraz ağır gelebilir, o dönemin kelime dağarcığı hakimdir. Roman Adaköy ve civarında geçmektedir. Adaköy Kastamonu'ya bağlı Bolu'dan yönetilmekte olan bir Alevi köyüdür. Başlıca geçim kaynakları otlak hayvanlardan elde edilen tiftik yünüdür. O dönemde yabancılara türlü türlü imtiyazlar tanınmakta bu imtiyazların ceremesini de iç piyasa çekmektedir. Gittikçe derinleşen yoksulluk ve gelir dağılımında ki eşitsizlik, imkansızlıktan kaynaklı kıtlık ve açlık köylüde de yaşayacak derman bırakmamıştır. Halet-i ruhiyesi karamsarlık çukurunun dibinde olan köylü de bir takım batıl inançların veya uydurulmuş kalıpların
Siyaset
Çıkrıklar DuruncaSadri Ertem · Vivo Yayınevi · 2018760 okunma
Sevde Korkmaz isimli okura yanıt verildi
Celal Uslu
Teşekkürler, iyi okumalar. 😊