Divan Edebiyatına mesafeli olsam da genel bilgimi tazelemek için okumak istediğim kitaptı. Kabaklı, edebiyatta otoriter sayılan isimlerden fakat eserin başındaki "Kimliğini aramaya başlayan milletimiz, beynine Batı balyozu ile vurulup sersemletilmiş uyurgezer asırdan sonra, aşkını, felsefesini, inancını ve kimsede olmayan nurlu, şefkatli duygularını biraz da bu divan'larda bulacaktır.
Biraz da türkülerimizde, saray ve mabet mimarimizde, musikimizde, nakışlarımızda, masallarımızda, koşmalarımızda, efsanelerimizde ve elbette yüce dinimizin derununda bulacaktır." cümleleri beni şaşırttı. Kabaklı hem burada vurguladığı üzre hem de muhafazakârların şairi Necip Fazıl'a "Şairler Sultanı" diyerek dindar dünya görüşüne sahip olduğunu belli ediyor. Kişinin dini, dindarlığı, dünya görüşü kendisini ilgilendirir; kimseye zararı olmadığı sürece saygı duyulması da zorunludur. Fakat araştırmacı ve bilgi üreten kimliğindeki birinin bu kadar taraflı yaklaşımını haklı bulmuyorum. Çünkü dert, karşı tarafı kötü göstermek değil tarafsız olarak durumu ortaya koymak olmalı. Kanımca Kabaklının sergilediği tavır, (din sahiplerinin değil) fanatik dinci kesimin komplekslerini yansıtıyor ve kendini komik duruma düşürüyor.
Eser; Divan Edebiyatının ortaya çıkışı, yükselişi ve bitişini Osmanlı'nın kuruluş, yükseliş ve çöküşü ile ilişkilendirerek safha safha, ayrıntıya boğmadan, güzelce anlatıyor. Yer yer Kabaklının yerinde analizlerini de okuyoruz ki zaten edebiyat, tarihi gelişmelerden ayrı düşünülemez. İçerisinde duyduğumuz şairler, yazarlar kadar duymadıklarımız da yer alıyor. Ama çoğundan isim zikredilerek bahsediliyor, ayrıntıya girilmiyor. Bu anlamda genel bilgi edinmek için yüzeysel ama güzel kaynak diyebilirim. Ayrıca şair padişahlar ve şiirlerini de okuyoruz.
Beğendiğim iki