Bu sene Türk Edebiyatı’ndan uzun zamandır okumak isteyip ertelediğim kitapları okumayı hedeflemiştim. Sinekli Bakkal da listemin en başındaydı.
II. Abdülhamit döneminde geçen hikaye dönemin karmaşıklığını, insanların içsel çatışmalarının günlük hayata yansımasını, değişmekte olan bir ülkenin bu değişime nasıl ayak uydurmaya çalıştığını anlatıyor aslında. Batılılaşma, modernleşme ile geleneklere bağlı kalma arasında gidip gelen insanlarla tanışıyoruz roman boyunca. Halide Edip’in de kendi içerisinde bu gelgitleri yaşadığı öngörülüyor hatta. Yazarın iç dünyası romanda hayat buluyor.
Hikayeden çok karakterlerdeki yoğun duygusal dönüşüm beni çok etkiledi. Rabia’nın birbirinden tamamen farklı iki kök tarafından yeşertilmeye çalışılması ve onun bu ikilik arasında büyümek için alan araması... Sanatın, özellikle müziğin, dönüştürücülüğü ve bağlayıcılığı okuyucuya çok iyi aktarılmış.
Halide Edip’in dilinde eski kelimeler çokça olsa da bu okumaya asla engel olmadı diyebilirim. Romanın ilk bölümü benim için çok daha keyifliydi, bu karakterlerin uzun uzun anlatılmasından kaynaklanmış olabilir. Ben okurken o dönemi Rabia, Tevfik, Peregrini, Rakım, Selim Paşa, Vehbi Dede ile birlikte yaşadım. Romandan beklentim de bu yöndeydi.Sizler de dönem romanlarına meraklıysanız mutlaka okumalısınız.
Sinekli BakkalHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202222,8bin okunma
“...Bir anlamı var mıdır düşlerin? Düşleyen hakkında bir şey anlatırlar mı? Yoksa düşlerimiz, beyin hücrelerimizin kaotik yaylım ateşinden başka bir şey olmayıp, sakar bilinçdışımızın ya da beynimizin bir bölümünün beceriksizce bir örüntü dokumaya çalışması mıdır?"
Gerçekler öldürmez.İnsanları genellikle öldüren, bilinçli olarak yaşanınca gerçeği ortaya çıkarabilen duyguların bilinçten itilmesi, yok sayılıp bastırılmasıdır”
Çocukluğumuz şu anki yaşamımız üzerinde ne kadar etkili? Peki, çocukluğumuzda yaşadığımız onca şeyin ne kadar farkındayız? Üzüldüğümüzü, hayal kırıklığı yaşadığımızı, sessiz kalmak zorunda bırakıldığımızı, istismara maruz kaldığımızı hatırlayabiliyor muyuz?
Evde kaldığım bu dönemde okuduğum “Yetenekli Çocuğun Dramı” kitabında Alice Miller öncelikle terapistlere çocukluğun, çocuklukta yaşanan acıların ne denli önemli olduğunu hatırlatıyor.Bir terapist olarak kendi çocuk halimizi fark etmek, acılarını kabul etmekle başlıyor serüvenimiz.
Anne baba olarak ise çocuklukta bize yaşatılan acıları bilmeden kendi çocuğumuza yansıtıp yansıtmadığımıza dikkatimizi çekmeye çalışıyor yazar.
Alice Miller: Gerçekler öldürmez.İnsanları genellikle öldüren, bilinçli olarak yaşanınca gerçeği ortaya çıkarabilen duyguların bilinçten itilmesi, yok sayılıp bastırılmasıdır, diyerek yaşanılan duyguyu kabul etmenin ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor.
Çocukluğunuza doğru bir yolculuğa hazır mısınız?