EZİDA - Hep böyle oldu şimdiye dek. Ya bir şey kazandı, ya öteki şey. Hayatla ölüm arasında her şey. MAHMUD- Irmak güç yetiremedi bana, kulaçlarımın hakkından gelemedi, sanki ellerimden tutmuş karşı kıyıya çeki- yordun beni. O gücün başka bir kudreti olmazdı. Olamazdı. Bütün hikmeti buydu. Sen elimden tutmuştun. YEZİDA- Bu iyiden iyiye aklını yitirmiş, dedim. Kim girer bu coşkun, bu asi ırmağa? Bu asi ırmak kaç can aldı şimdiye dek? Kaç ocak söndürdü? Sen yaklaştıkça bu yana dua ettim içimden, boğulmayasın diye, deli dalgalar alıp götürmesin seni diye, töresini bozduğun ırmağın öfkesine gel- meyesin diye. MAHMUD - Irmağın öfkesini yendim. Irmağın töresini yendim. Sonra çıktım ırmaktan, bedenimde binlerce ırmak. YEZİDA - Yapacak bir şey kalmamıştı artık. Bu Ferhat dedim kendi kendime. Oyun bitti dedim. Düş gerçek oldu dedim. Dağ yanıma geldi dedim. Yezida, bu yiğit senin yazgındır dedim, kendime ve de bedenime. MAHMUD - Irmağı geçtim, dağı aştım, sana geldim Yezida. YEZİDA-Tam kırk gün! MAHMUD - Tam kırk gün geldim sana. YEZİDA- Her gün için bir örük ördün saçlarıma. MAHMUD- Artık saçlarını çözmek isterem Yezida. İlk gece hakkımı isterem. YEZİDA - Irmağı geçtin, dağı aştın Mahmud. Ben senin hakkınım artık. Bir diyeceğim yoktur buna.
Hayata Dair
ceset
Nasıl ki bir ölünün eskiden canlı olduğunu veya eskiden yaşayan birinin şimdi öldüğünü kavramakta zorlanırsak, bir kişinin gençlikteki görüntüsüyle şimdiki yaşlı görüntüsü yan yana konulduğunda birbirlerini tamamen dışlıyorlarsa, kâh biri, kâh öteki bize bir rüya gibi geliyorsa, şimdi gördüğümüz insanın eskiden bildiğimiz insan olduğuna, aynı malzemenin, başka bir yere sığınmadan, zamanın maharetli işlemleri sayesinde buna dönüştüğüne, aynı bedende yer aldığına inanamıyorsak, bunun tek kanıtı, ismin aynı oluşu, dostların o yöndeki şahitliği ve bir zamanlar altın başaklar altında incecik uzanan, şimdiyse karların altına yayılmış bir pembelikse, eskiden genç olan birinin şimdi yaşlı olduğunu kavramak da, neredeyse aynı derecede ve aynı nedenden ötürü zordur (çünkü gençliğin yok olması, güçlü, çevik bir insanın çöküşü, bir tür yok oluştur). Nasıl ki karlı tepeler, aynı dağ sırasındaki başka tepelerle aynı yükseklikteymiş gibi görünseler bile, beyazlık dereceleri yüksekliklerini ele verirse, saçların beyazlık derecesi de, çoğu örnekte, yaşanmış sürenin derinliğini belirtirmiş gibi görünüyordu.
Alıntı
Reklam
İki dağ parçasıyız göl kenarında Aramızda uçurumu sevdanın Rüzgâr eser, ahımızı getirir İkimizde bu yerlerde yetimiz Kâh ben onu, kâh o beni yitirir Yağmur yağar, çoğalır hasretimiz
Şiir
DİLEK AĞACI (Yezida, dağ başındaki Dilek Ağacı'nın dibindedir. Adak çaputlarından artık dallarını kaldıramayan ağaca, ateş rengi bir çaput daha bağlamaktadır. Mahmud'un geldiğini görmemiştir bu yüzden. Mahmud bir süre oyalanır, Yezida'yı izler. Sonra sevgiyle gürleyen bir sesle) MAHMUD- Nedir dileğin Yezida? YEZİDA - Senden başka dileğim yoktur Mahmud. MAHMUD-Dileğinin çaresini ağaçtan mı beklersin Yezida? Bu kaçıncı gündür bilir misin? YEZİDA- Bugün kırkıncı çaputu bağlamışımdır ağaca, sağ salim gelesin diye kırkıncı çaputu bağlamışımdır bugün. MAHMUD- Bugün kırkıncı örüğünü öreceğim Yezida. Saçına kırkıncı murat düğümünü atacağım. Bugün kırk örük tamam olmuştur. Bu düğümler, bu örükler ne zaman çözülecek Yezida? YEZİDA - Saçlarımın örüğünü çözmek “ilk gece hakkındır" Mahmud. Ya sen çözersin bu örükleri, ya ölüm. MAHMUD- Gel deli kız gel de, ölüm araya girmeden kırkıncı örüğünü vurayım. (Yezida sevinçle koşar. Mahmud, Yezida'nın saçının son tutamını da örer. Örük bittiğinde)
Hayata Dair
Kimileri bir pencereden, kimileri bir dağ yamacından, kimileri sevgiyle dokunmuş bir andan, kimileri kalbe inşirah veren bir rüyadan güzelliğe bakar. Her gün bir güzellik yolumuzu keser, bazen görürüz onu, bazen de hiç fark etmeksizin yanından geçer gideriz.
Suskunluğumuz Kutsal Dağ'dan daha ağırdı...
Reklam
Reklam