Alimin beyaz başı, hiçbir hararete karşı erimez karla örtülmüş bir dağ başı gibi hissiz, soğuk, büyük görünmez mi? Şairinki ise sisler, dumanlar içinde kalmış dağların doruklarını andırmaz mı? İşte çocukluğumda böyle düşünüyordum!
Sayfa 4 - Bu Büyük Adam Kimdir?·Kitabı okuyor
İnsanın kendisini tastamam hissettiği herhalde böyle birkaç an vardı hayatta. Öyle hep başı kesik tavuk gibi dolaşmıyordun bir ömür dağ bayır. Bir an geliyor artık burada biraz dinlenebilirim diyordun. Büyük duyguların deli bir nehir gibi kayalardan aşağı akıp akıp sonunda denize döküldüğü bir yer vardı.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
- EN ÜSTÜN EL TESİRİ
Kabz: El almak. Tutmak. Kavramak. Almak. Tahsil etmek. Teslim almak. Amelde zorluk çekmek. Kuşun süratle uçması. Mülk... Kabza: El, pençe. Sap. Kılıç gibi şeylerin tutacak yeri. Bir tutam, bir avuç şey. Kışr: Kabuk. Dış taraf. Libâs... Libâs: El-bise. Karı ve koca. İçtima. Şübhe kabul eden söz... Libse: Elbise giyme... Libs: Kâbe'ye örtülen örtü. Tırs: Kâğıt, sahife... Tirâse: Kalkanlar. Müşâhede: Muayene, kontrol... Müşâhede: Seyretmek. Seyrederek anlamak. Gözle görmek... Müşâhed: Görülen, görülmüş. Müşâhede olunan, müşâhede olunmuş... Müşâhedat: (Müşahede'nin çoğulu). Keşifle seyredilenler. Mücerret his ile ka-tiyyetle hüküm ve tasdik olunan kaziyeler... Müşâhid: Gören, tetkik eden. Müşâhât: Bir şeye benzemek... Müşâhhat: Kavga etmek, çekişmek. Nekîb: Müfettiş, kontrolcu. Kâhya. Kefil. Halkın iyisi... Nekîbe: Nefsi mübarek... Nekîb: Deve, at ve eşek ayaklarının dairesi. Nekeb: Hastanın iyileşmesi. Devenin omuzlarında olan bir hastalık... Nekb: Musibet ve kedere uğrama... Nekb: Meyletmek, eğilmek, vazgeçmek, hakdan dönmek... Nekba: Firtina,, Nokbe: Siddet, meşakkat. Bir şeyin kesilmesiyle olan cerehat... Nekbet: Talihsizlik, şanssızlık, bahtsız hk. Mûsibet, felåket. Düşkünlük. Nakib: En eski derviş veya dede. Müfettiş, Halkın hayırlısı. Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. Vekil... Nakibe: Akil. Nefs. İnsan ruhu. Nâkıbe: Kişinin yan tarafından çıkan çıban... Nakbâ: Tabanı aşınmış deve... Nakb: Delmek, delik açmak. Girmek. Dağ içindeki yol. Nakh: Teftiş etmek, kontrol etmek... Nakh: Başı dimağından yarmak... Nakf: Bakış, nazar. Başı dimağından yarmak... Sema': Baş yarmak. Sakalı boyamak. Yağlı yemek yedirmek. Nikabe: Kâhyalık, ululuk... Nikab: Yüz örtüsü, peçe. Perde... Nikabet: Rüzgârın ters yönlerden esmesi. Sedg: Baş yarığı. Baş yarma... Sedk:
Sayfa 327 - Ağustos 1994, Vâridât: En Üstün El
Lügat
İnsanın kendisini tastamam hissettiği herhalde böyle birkaç an vardı hayatta. Öyle hep başı kesik tavuk gibi dolaşmıyordun bir ömür dağ bayır. Bir an geliyor artık burada biraz dinlenebilirim diyordun. Büyük duyguların deli bir nehir gibi kayalardan aşağı akıp akıp sonunda denize döküldüğü bir yer vardı. Akış hızının azaldığı bir yer. Yeryüzü eğimini yitirdikçe nehrin suya doğru çatallanarak başka kollara ayrıldığı, taşıdığı ne varsa her şeyin dibe çöktüğü, bu çöküntünün su bitkileriyle sıkıca bir arada tutulup verimli bir toprağa dönüştüğü bir an. Bir delta ovasına dönüştüğün yaşlar. Dalga ve gelgitlerin olmadığı yerler. Burası dünyanın nispi ağırlığının azaldığı, daha kolay döndüğü bir yerdi. Hayatı nihayet doğru okuduğun bir zaman. Ben herhalde şu anda oradaydım.
Sayfa 113·Kitabı okudu
Alıntı
Geçmiş
Babası bir deniz tanrısına âşık olmuştu. Tanrı'nın adı Osidisen'di ve ebeveynleri, Kissen ve ağabeylerini tanrının onlara gösterdiği ilginin şerefine isimlendirmişti: Tidean "gelgit üstünde," Lunsen "sudaki ay," Mellsenro "yuvarlanan taşlar" ve Kissenna da "denizin aşkından doğan" anlamına geliyordu. Osidisen ağlarını balıklarla doldurup çocuklarına, ne zaman fırtınanın içine dalmaları, ne zaman ondan sakınmaları gerektiğini öğretti ve her gün avlarıyla birlikte eve sağ salim dönmelerini sağladı. Kissen ve ailesi, denizin onlara verdikleriyle büyüdü. Gelgelelim deniz tanrısı Talicia topraklarına şans getirmedi. Sonunda da tepelerdeki köylerde yaşayanlar Ateş Tanrısı Hseth ve onun zenginlik vaatlerine kandı. Herkes ateşi sevenlerin servetinin peşindeydi. Talicialılar, Hseth adına teknelerini yakıp silahlar yapmak, pirinci ısıtmak ve çınlaması falezden dağ sınırına dek duyulan büyük çanlar dövmek için ormanlarındaki ağaçları kestiler. Osidisen'in suları boşaltıldı ve toprağın üzerinden dumanlar yükseldi. Çok geçmeden daha başka, daha karanlık şiddet öyküleri şehirlerden köylere yayılır oldu: Ateş tanrısı adına kurbanlar veriliyor, avlara çıkılıyor ve istenmeyen kişiler temizleniyor, onu memnun etmek için düşmanlar ve köklü aileler ateşe veriliyordu. Bir gece, Mellsenro'nun parmaklarına mürekkeple isminin yazıldığı on ikinci yaş gününden sonraki gece, on bir yaşındaki Kissen tuhaf bir şekilde yoğun ve tatlı kokan bir dumanla uyandı. Duman boğazını yakıyordu. Kissen kendine geldi ve ağızlarına kumaşlar örtülü, yüzleri kömür tozuyla sıvanmış ve saçlarında küçük lambalar gibi parlayan çanlar olan adamlar tarafından taşındığını fark etti. Kissen'ın kolu bacağı kıpırdamıyordu ve göğsü, rüya âleminden çıkamamış gibi ağırdı. O tatlı dumanı tanımıştı: Bu, sless tohumlarının
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Kimileri bir pencereden, kimileri bir dağ yamacından, kimileri sevgiyle dokunmuş bir andan, kimileri kalbe inşirah veren bir rüyadan güzelliğe bakar. Her gün bir güzellik yolumuzu keser, bazen görürüz onu, bazen de hiç fark etmeksizin yanından geçer gideriz.