Şiirin ses ölçümü içgüdüsel, sezgisel yoklamalarla değil, eksiksiz bir bilinçle, uzun deneyimlerden elde edilmiş bilgi birikimiyle sağlanabilir ancak. Bu yüzden de, her hangi bir şiiri hakkını vere vere çevirmeye kalkışacak kişinin "kendilerini söyleyiş ahlakına adamışlar tarikatı"nın üyesi olması gerekir. Baudelaire şöyle diyor: "Yalnız içgüdülerinin kılavuzluk ettiği ozanlara acıyorum".
Andre Gide, Aragorn ve Cesare Pavese gibi önemli şairlerin ve bir çok Türk şairin de ilham kaynağı olmuş Charles Baudelaire ile tanışma kitabım oldu.
Yayın evinin kararımı desem, çevirmen Sait Maden'in mi desem bilemedim ancak kitabın ön sözünde bulunması gereken Dandycilik terimini kitabın en sonuna ekleyip, okurken anlamsız gelen ancak kitabın sonundaki ek lerle anlamadığım yerleri tekrar okuyunca anladığım bir dizgi karmaşası ile karşılaştım.
Çünkü Baudelaire şiirlerinde biçim güzelliğine önem vererek bir hikaye yaratmadan daha çok estetik kelimeleri ayrı ayrı biçimlendirip şekillere sokarak dizeler halinde yazmış şiirleri. Bu yüzden neredeyse şiirlerin bir çoğunu anlam veremeden okudum. Bir iki dize ile örneklendireyim;
"Bu bir sesleniş ki bin nöbetçi yineler,
Bir buyruğun bin ses borusundan çıkışı;
Bin kalenin burcunda yakılmış bir fener,
Sık ormanlarda yitmiş avcılar çığrışı."
Ya da;
"Şeytan, Tanrı, ne olursan ol, Melek, Siren
Işık uyum, ıtır, sen kadife gözlü peri,
Tek kraliçem, daha katlanılır bir evren
Sağla bana, daha hafif kıl saniyeleri."
Baudelaire şiirlerinde anlam yaratmaya çalışmıyor, düzyazı ve şiiri estetiklikle buluşturuyor ve kelimelere dikkat çekmek istiyor. Aşk şiiri yazarken dahi kadın erkek ilişkisini anlatmaktan ziyade kelimeleri harflerle süsleyerek evlendiriyor ve sizden sadece cümleye değil metafora odaklanmanızı istiyor.
Yazarın Kötülük Çiçekleri