Puan vermedi·496 syf.··
2026 76. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 23:09
Yazar ülkelerin geri kalmışlığını/ilerlemesini; coğrafi konum(coğrafya kaderdir!), kültürel yapı ya da doğal kaynaklara değil kapsayıcı veya sömürgeci kurumların(kararların) varlığına bağlıyor. Bu görüşünü destekleyici mahiyette bilgilerle birçok ülkeden örnekler vererek konuyu ayrıntısı ile ele alıyor. Ekonominin sadece piyasa dengeleri ile açıklanamayacağını tarih, siyaset ve toplumsal yapının da ekonomiyi yakından etkilediğini ifade ediyor. Kapsayıcı kurumlar çoğulcu olup/ bireylere ekonomik ve siyasi süreçlere katılım hakkı tanırken, sömürücü kurumlar ise gücü dar bir elitin elinde toplar. Okumaya değer bir eser. Ciddi bir araştırma ürünü. Bana göre biraz uzun olmuş. Ancak konuya ilgi duyanlar için sorun olmayabilir. - Uluslar sömürücü kurumlar yüzünden ekonomik başarısızlığa uğrar bu kurumlar yoksul ülkelerin yoksul kalmasına neden olur ekonomik büyüme yoluna girmelerini engeller. - Otoriter rejimler özgür medyanın öneminin farkındadırlar ve onunla mücadele etmek için ellerinden geleni yaparlar. - İnsanları fabrikaya götürebilirsiniz ancak onları vurmakla tehdit ederek buluşlar yapmalarını sağlayamazsınız.
Ulusların DüşüşüJames A. Robinson · Doğan Kitap Yayınları · 20133,573 okunma
Trump’tan Reform UK’ye: Aynı Hikâyenin Farklı Yüzleri
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 20:43
Bu kitabi elime almamin belirli bir nedeni vardi. Son yillarda Ingiltere’de Reform UK’nin yukselisini, Almanya’da asiri sag partilerin guclenmesini, Avrupa’nin bircok ulkesinde merkez siyasetin zorlanmasini ve Amerika’da Donald Trump’in yeniden yukselisini izlerken ayni soruyu dusunmeye basladim: Bati demokrasilerinde tam olarak ne oluyor? Michael Lind’in The New Class War kitabi tam da bu sorunun pesine dusuyor. Lind’e gore bugunun temel catismasi artik klasik anlamda sag ve sol arasinda degil. Bir tarafta teknokratlar, uzmanlar, buyuk kurumlar ve yonetici elitler; diger tarafta ise kendisini sistem tarafindan temsil edilmedigini dusunen genis halk kesimleri bulunuyor. Populizmin yukselisini de bu gerilimin bir sonucu olarak goruyor. Ancak kitabin en sevdigim yani, populizmi de teknokrasiyi de tek basina cozum olarak gormemesi oldu. Lind’e gore sorun kadar cozum de denge meselesi. Kitap boyunca aklima surekli Daron Acemoglu’nun Dar Koridor’u geldi. Acemoglu kurumlar ve guc dengeleri uzerinden ilerlerken, Lind daha cok siniflar ve temsil meselesine odaklaniyor. Ama ikisinin vardigi yer birbirine oldukca yakin: Gucu ancak baska bir guc dengeleyebilir. Lind’in onerileri de bu noktada sekilleniyor; isci sinifinin siyasal temsilinin yeniden guclenmesi, sendikalar ve ara kurumlarin canlandirilmasi, ekonomik gucun daha dengeli dagitilmasi ve toplumun farkli kesimlerinin karar alma sureclerine yeniden dahil edilmesi. Acikcasi kitabin bu bolumlerinde kendimi yazara oldukca yakin hissettim. Bankaci gozuyle bakinca kitabin ekonomik tespitleri de oldukca tanidik geldi. Son kirk yilda buyumenin meyvelerinin buyuk bolumu emekten cok sermayeye gitmis. Bize uzun yillar “iyi egitim alirsan kazanirsin” denildi ama Lind’in ortaya koydugu tablo, asil buyuk kazancin hisselerde,
The New Class WarMichael Lind · Atlantic Books · 20211 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·496 syf.··
2026 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 14:07
Bakış açısı bağlamında bir "kurumsal iktisatçı" olarak Daron Acemoğlu'nun kitabını okumak zorundaydım. Her ne kadar Acemoğlu, Douglas North'un Yeni Kurumsal İktisatçılarından olsa da bu işin atası ve kurucusu olan Thorstein Veblen'in mezarında kemikleri sızlıyordur her halde. Açıkçası Yeni Kurumsal İktisat kapsamında değerlendirdiğimizde Acemoğlu'nun bir çeşit lehimci mühendis gibi Neoliberal iktisadın kusurlarını yamayanlardan olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Çünkü hepimiz (tüm iktisatçılar) biliyoruz ki Marjinal Devrim'den itibaren iktisadın içi boşaltılmış; tarihsiz, toplumsuz, felsefesiz ve insani özelliklerden uzak tamamen matematiksel düzleme sabitlenmiş bir iktisat oluşturuldu. Oysa bir şeyin içinde insan varsa o şey tamamen matematiksel olamaz. Mutlaka duygular ve dolayısıyla insani özellikler o kavrama girmek zorundadır. Neyse buralara girmeyeyim. Kitapta neden bazı toplumların daha iyi durumda olduğu, bazılarınsa sürünmekte olduğu kurumsal özellikleriyle açıklanmış. Tamamen yanlış değil elbette. Ama birçok eksiği var. Tüm kapitalistlerin ve onların sözcülerinin ortak hatası (hata dediğime bakmayın bilerek yapıyorlar) burada da devam ediyor. Tek yönlü bakış ve insanı "kelle" olarak sayan bir düşüncenin (kapitalizmin) arkasına gizlendiği yanıltıcı bir teori sadece. Üstelik bunu yapan kişi (Acemoğlu) bu konuda Nobel alabilecek kadar kapitalizmin hizmetinde.
Ulusların DüşüşüJames A. Robinson · Doğan Kitap Yayınları · 20133,573 okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 11:02
Kitap, bazı ulusların diğerlerine göre neden daha zengin ve başarılı olduğunu sorgulayıp, nedeninin ne olduğu hakkında bilgiler verip bakış açımızı ve kavrayışımızı tamamen değiştiriyor . Yazarlar ,siyaset ve sömürgecilik arasındaki ince çizgiyi çok güzel yakalamış . Yüksek lisans ve doktora seviyesi olan öğrencilerin kesinlikle okumasını tavsiye ederim
Ulusların DüşüşüJames A. Robinson · Doğan Kitap · 20253,573 okunma
Yapay Zeka
10/10
·520 syf.··
2026 37. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 18:19
İktidar ve teknoloji arasındaki ilişki, çağdaş düşüncenin en köklü ve en sancılı sorunsallarından birini oluşturmaktadır. Daron Acemoğlu ve Simon Johnson'ın kaleme aldığı Power and Progress, bu ilişkiyi yalnızca iktisadi ya da teknik bir mesele olarak değil; kimin kazanıp kimin kaybettiğini, kimin görünür kılınıp kimin dışlandığını belirleyen derin bir iktidar sorunu olarak ele almaktadır. Eser, teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz biçimde refahı yaydığı yönündeki hâkim anlatıyı köklü biçimde sorgulamakta; bunun yerine teknolojik seçimlerin her zaman siyasi, toplumsal ve ahlaki tercihler içerdiğini ısrarla savunmaktadır. “Technology does not have a predetermined path. The direction of innovation is shaped by the choices of those who hold power — and those choices reflect whose interests are being served.” — Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 14 Bu alıntı, kitabın ontolojik çekirdeğini özetlemektedir: teknoloji, kendiliğinden gelişen doğal bir süreç değil; belirli çıkarları, belirli bir varoluş tarzını ve belirli bir iktidar düzenini içkin olarak barındıran bir seçim alanıdır. Yazarlara göre teknolojiyi kim yönlendiriyorsa, gerçekliğin hangi boyutlarının görünür ya da meşru sayılacağını da o belirlemektedir. Bu saptama, Heidegger'in Gestell kavramıyla derin bir rezonans içindedir: teknoloji, varlığı açığa çıkaran değil; onu belirli bir biçimde çerçeveleyen ve böylece onu kapatan bir tehdit olarak iş görmektedir. Benim için bu pasaj, tüm kitabın yol gösterici tezi niteliğindedir. “For most of history, technology has been used to expand the power of elites at the expense of workers. There is nothing automatic about technological progress translating into shared prosperity.” — Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 87 Yazarların bu cümlesi, kitabın tarihsel
İktidar ve TeknolojiDaron Acemoğlu · Doğan Kitap · 2023201 okunma
Geçmişten Geleceğe Bir Yol Haritası
7/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 03:21
Bu kitap, gerçekten ilkokuldan üniversiteye kadar her seviyede okutulması gereken nadir eserlerden biri. Ülkesine fayda sağlamak isteyen bireyler için yalnızca teorik bir anlatım sunmakla kalmıyor; aynı zamanda tarihsel yaşanmışlıklar üzerinden somut ve çarpıcı örneklerle bir yol haritası çiziyor. Belki bugünün yetişkin bireylerinde köklü bir zihniyet dönüşümü yaratmak zor olabilir. Ancak kitap, gelecek nesiller için güçlü bir rehber olabilecek nitelikte. Tarihsel gerçeklikleri derleyip sade ve anlaşılır bir şekilde sunması, onu sadece bir ekonomi ya da siyaset kitabı olmaktan çıkarıp bir bilinç kitabına dönüştürüyor. Eserin temelinde, kapsayıcı kurumlar ile sömürücü kurumlar arasındaki fark yatıyor. Bu ayrım, yalnızca teorik bir çerçeve olarak kalmıyor; günümüz dünyasından örneklerle desteklenerek oldukça net bir şekilde ortaya konuyor. Bugün gelişmiş ve refah seviyesi yüksek ülkelerin, kapsayıcı kurumlar üzerine inşa edildiğini açıkça görebiliyoruz. Buna karşılık, gücün belirli bir elit zümrenin elinde toplandığı, halkın sistematik olarak dışlandığı ülkelerde ise yoksulluk, eşitsizlik ve çaresizlik hâkim. Kitap, aslında tek bir sorunun etrafında dönüyor: “Bir ülkenin kaderini ne belirler?” Verdiği cevap ise oldukça açık: Kurumlar. Ve bu kurumların kapsayıcı mı yoksa sömürücü mü olduğu, toplumların geleceğini belirleyen en kritik unsur. Sonuç olarak bu eser, sadece bugünü anlamak için değil, daha adil ve güçlü bir gelecek inşa etmek isteyen herkes için okunması gereken bir başucu kitabı niteliğinde. Ulusların Düşüşü Daron Acemoğlu
Hayata Dair
Ulusların DüşüşüJames A. Robinson · Doğan Kitap Yayınları · 20133,573 okunma