O, doğanın kahramanlar yaratmak üzere kardığı hamurdan yoğrulmuştu. Kanun koyucuların, devlet adamlarının, fatihlerin hamuru. Bu gibi kişiler yüce davalar için sağlam, dayanıklı birer temel taşıdırlar, ama günlük hayatta soğuk, ağır bir mermer direk kadar yersiz kaçar ve iç sıkarlar.
Sefiller'deki Mabeuf babaya bayılırım. “İnsanların anayasa gibi, kralcılık gibi, meşrutiyet gibi, cumhuriyet gibi, ham hayaller yüzünden birbirlerine düşman kesilmelerini” anlayamaz. “Dünyada seyredilecek o kadar yosun, o kadar çiçek, o kadar ağaç var”. Hele o cânım kitaplar. Bütün siyasî düşünceleri tasvip edermiş Mabeuf. Zira hiçbiri umurunda değilmiş. Politikacılardan tek istediği: Kendini rahatsız etmemeleri.
Hepimiz birer Mabeuf'uz.Ama ihtiyar Mabeuf, gafletinin cezasını göğsünden yediği kurşunla öder, daha doğrusu kefaretini verir şaşkınlığının. Bizim ne nebatlara karşı sevgimiz,ne kitap düşkünlüğümüz var. Ama insanlığı ilgilendiren en büyük, en hayati davalar karşısında ondan çok daha sağır, ondan çok daha körüz. Tabular,tabular..
Ufak meselelerle büyük dâvalar engellenemez. Türkçülük yürüyecek ve Türk ırkı muzaffer olacaktır.
Tanrı Türkü korusun.
İstanbul, 12/13 Kasım 1973
Ötüken, 1973
Yine herkes, yaşamın başka türlü harcanmayacak kadar kısa olduğunu, insan yaşamını tüketen davalar , entrikalar, savaşlar ve rahipler arasındaki çekişmelerin saçma ve korkunç şeyler olduğunu kabul ediyordu.
Ben boşluk anlamında bir Hiç değilim, Ben yaratıcı bir Hiçim ve bir yaratıcı olarak bu Hiçten, her şeyi kendim yaratıyorum. O hâlde tamamen Bana ait olmayan davalar defolsun gitsin başımdan! ... Benim meselem... sadece ve sadece Benim olandır ve genel olmayıp, tıpkı benim biricik olduğum gibi, o da biriciktir.