"Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni."
Dört yıl önce hala Madrid'de oturu yordu ama ziyaretine gitmek -hiç mi hiç- aklımdan geçmediydi, yine de Zarzuela Tiyatrosu'nda Verdi'nin Otello'sunun galasına iki davetiye gönderdim, bildiğim kadarıyla gelmedi, en azından odama uğrayıp beni kutlamadı. Halen hayatta, kırsal kesime çekilmiş, Huelva ilinde devasa bir malikanede yaşıyor, arada bir yazışıyoruz, neden sonra tuhaf bir baba oğul mektuplaşması). Natalia Manur'a nasıl her şey için izin istemek zorunda olduğumu anlattım: So kağa çıkmak ya da geri dönmek şöyle dursun, evin bir yanından öbürüne, odamdan banyoya, yemek odasından salona, mutfaktan yatak odama gitmek için izin almalıydım. Asla evin anahtarını vermedi. Nerede bulunduğumu hep yerli yerince bilmeyi isterdi, galiba onu bir köşede tanık olunmaması gereken iğrençlikler ya parken yakalamamdan korkuyordu. Her hareketim babalığımın iznine bağlıydı, eğer evde yoksa ben odamdan dışan çıkmak için onun dönmesini beklemeliydim (belletilen kural buydu ama ben uymuyordum): Çişimi tutmak, susuzluğa dayanmak, açlığa dayan mak zorundaydım; ya da bir çocuğun ne denli akıllı uslu, bahtsız ve uysal olursa olsun asla elinden gelmeyeceği kadar ihtiyatlı dav ranmam gerekiyordu.
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Um ut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.