Şu ana kadar neden okumamışım dediğim kitaplardan birisi oldu diyebilirim. 630 sayfa ve kesinlikle sindirerek, anlayarak okunması gerekli o sebeple uzun bir zaman alıyor ancak deyiyor. Üç dönem İstanbulu içinde biz de yaşıyor, bütün çarpıklıklar, siyasi olaylar, sosyal hayata o dönem penceresinden bakıyoruz. Adnanin Hidayetin konağında başlayıp annesi gibi veremden ölmesi dolayısı ile Suheylanin konağında biten yolculugu, aşkları, evlilikleri, beraberlikleri, yaşadığı sosyal ve siyasi statüler bize üç İstanbulu da beraberinde yaşatıyor.
İttihat ve Terakki ile ilgili en son Elveda Güzel Vatanım Kitabında oldukça faydalı bilgilere değinildiğini görmüştüm ama burada sadece İttihat ve Terakki değil öncesi ve sonrası da tahlil edilmiş ve yine aşk hikayesi değil de dönemi tahlil etmek daha bir ön plana çıkarılmış. Meşrutiyet dönemi, İttihat ve Terakkinin başa gelmesi, sonrasında Milli Mücadele ve bu dönemlerde karakterlerimizin sosyal statü, ekonomi, karakterlerinde yaşanan değişimleri görüyoruz. Adnan da hocalık olarak mütevazı ve daha dürüst olan hayatindan statü değişimi ile carpikliklara ayak uyduruyor ve ölümü ile on kişinin zor geldigi, çok da iyi bir nüfuzu olmayan bir kişi olarak anilmaktan da kurtulamıyor haliyle. Paşa'nın yonetim değişimi ile dilenci olusu, menfaat doğrultusunda dinin en kotu işlere alet edilmesi de yine sistemdeki iki yüzlülük ve cikarciliga verilebilecek örneklerden.
İyi karakterlerimiZ o kadar az ki Raif Efendi ve Dağıstanlı Hoca ki çok az bahisleri geçiyor, Süheyla da yine iyi bir karakter diyebiliriz ama diğer onlarca karakter yalan dolanla kurulu bir duzen içinde kendilerini kaybetmiş, kişisine, mevkisine, menafaatine göre hareket eden isimler. Bu kadar olur mu diyoruz ama oluyor ve hala da olmaya devam ediyor. Çok fazla karakter
Dorian Gray hayatımıza nasıl da rüzgar gibi girdin ve çıktın. Ne okudum ben şimdi...Sanki tüm çıplaklığı ile verilen kendi ruhumuz... Hepimiz Dorian Gray oluyoruz bir süreliğine acaba ruhumuZu bir tablo ele verseydi biz nasıl bir değişim yaşardık. Lord Hanry kitabın kilit ismi diye düşünüyorum. Görüşleri aslında çok mantıklı ve sanat nedir, nasıl olmalidir, sanatçı kimdir gibi sorular kitapta bir hayli sorgulanmış. Tabi bunlar aslında Oscar Wilde'in da gorusleri bu sebeple yazarı da tanıma imkanı buluyoruz. Hayata dair tespitler de oldukça nokta atışı.
Dorian Gray'a gelince Basil'in yaptığı muhteşem resme o kadar hayran kalıyor ki yaşlanmak istemiyor, dileği de kabul oluyor, artık yaşlanan kendisi değil muhteşem tablosu oluyor böylelikle ama bu sadece yaşlanmanın dışında ruhunu da tüm çıplaklığı ile ele veren bir değişim oluyor ayni zamanda. Lord Hanry'nin hayat görüşünden o kadar etkileniyor ki yaptığı bütün kötülükler tablodaki resmine de yansıyor. Basta buna çok aldirmasa da zamanla bu yükü kaldırmakta zorlanıyor ve bu, onu daha da kötü olmaya iten şeyler yapmaya yönlendiriyor. Peki hiç mi çıkış yolu yok ya da olamaz mıydı. Lord Hanry bunun da cevabıni veriyor aslında...
Bir kez okuyup da diğer kitaba geçeyim unutayım denilecek cinsten bir kitap asla değil. Mutlaka okunmalı...