Yolculuğun hoş tarafı; gittiğin her yerde hayat miniktir. Otele gidersin, minik sabun, minik şampuan, tek kişilik tereyağı, minik gargara ve tek kullanımlık diş fırçası. Standart uçak koltuğuna sıkışıp oturursun. Dev gibisindir. Omuzlarını koltuğa sığdırmak imkansızdır. Bacakların birden Harikalar Diyarı’ndaki Alis’inkiler gibi uzamıştır, öndeki yolcunun ayaklarına değer. Yemek gelir: oyuncak bir piliç Cordon Bleu, oyalanman için bir çeşit hobi seti.
Yayımlanışından bir yıl sonra Frankfurter Zeitung, bu romanı şöyle değerlendiriyordu: "Canetti'nin romanı, fames foyce'un Ulysses ile erişmek istediğinin ötesine geçen bir adımdır ... Bu roman, gerçekçi romanın hiçbir zaman başaramadığı bir şeyi, olaylar ile yaşananlar arasındaki değişken
sınırla, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, yepyeni bir biçim içerisinde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarmaktadır. Bu eser, roman
türünün varabileceği en uç noktayı m,ı belirtmektedir, yoksa roman alanında
yepyeni olanaklara götüren bir yolu mu bu, irdelenmeye değer."
En ideal çalışma ortamı aylaklıktır.
Yolculukla gelen ferah boşluk da aylaklığın yarattığı ferah zamanın eşdeğeridir. İnsan, bütün yönlerde hareket eder ve mekanın kendi ritüeline; bir odaya kapanma ritüeline değer de artar bile.
Ah Nastenka! Yapayalnız kalmak ne kadar hüzün verici bir şey, hatta özlemini çekeceğin herhangi bir şeyinin bile olmaması… hiçbir şey… tam anlamıyla hiç, çünkü kaybettiklerimin tümü hiçbir değer taşımayan hayallerden ibaret!