"Ama belki de bütün hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun ve yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini böyle hissediyorlardı belki. Dönümler boyu hayal kırıklığı, tekdüzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı.
Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak..."
... Diğer insanların seni kabul etmesi ve sana değer vermesini tek yolunun onlar için kendini Feda etmek pahasına elinden gelen her şeyi yapmak olduğunu düşünürsün.
“Toplum nedir? Toplu hâlde bulunan, aynı mekânlarda yaşayan insanlardır dediğinizi duyar gibiyim. Doğru, fakat eksik. Topluma iki farklı ana bakış vardır: Anglo-Amerikan ve Kıta Avrupası (özellikle Alman ve Fransız) bakışı. İkincisine göre, toplum, toplumdaki tüm bireylerin aynı amaçlar ve değerler etrafında birleşmesiyle ortaya çıkan en geniş beşeri ünitedir. Toplum adıyla andığımız varlığı eğer Kemalist iseniz ulus, milliyetçiyseniz millet, İslâmcıysanız ümmet olarak adlandırmaya meyledeceksinizdir. Ama bunlar toplumla aynı şey değiller. Kıta Avrupası anlayışına göre iyi toplum ortak bir değer ve amaç skalasına samimiyetle ve kuvvetle bağlı bireylerden müteşekkildir. Bu bireylere politikacılar "bizim insanımız” der. Siyaset biliminde verilen genel isim ise “vatandaş”tır.“