? dünya, ülkeler, din kitaplari, kanunlar vs..
ismailaga, semerkand, süleymanci vb., camii kilise sinagog cemevi vb., ateist, deist, tevrat zebur incil ve kur´an dan bilgisi olan var mi, ne dir ne degil dir, vs..?
Kuramsal Aidiyet ile Ameli/Kalbi Teslimiyet Arasındaki Fark "İslam olabilirsiniz": Kelime anlamı itibariyle İslam, bir sisteme, bir düzene ve bütüne entegre olmak, teslim olmak demektir. Peygamberi devre dışı bırakan bir yaklaşım; evreni yaratan bir gücün varlığını, O'nun koyduğu kozmik nizamı ve genel ahlak ilkelerini entelektüel düzeyde kabul edebilir. Bu yönüyle kişi, deist veya genel anlamda "Tanrı merkezli bir sistemin" parçası (İslam) sayılabilir. Sistemin teorisini onaylar. "Müslüman olamazsınız": Müslüman, bu teslimiyeti etinden kemiğinden geçirerek, yaşayarak, ete kemiğe büründürerek uygulayan kişidir. İşte tam bu noktada Peygamber, teorinin pratiğe dönüştüğü yegane modeldir. Peygamberi dışladığınızda elinizde sadece soyut, spekülatif ve herkesin kendi aklına göre bükebileceği felsefi bir metin kalır. O metni hayata indiren, müşahhas hale getiren model (üsve-i hasene) yoksa, "Müslüman" kimliği de kimliğini ve zeminini kaybeder
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yirminci asrın en şöhretli ateist düşünürlerinden Bertrand Russell , kâinatın kökenine dair bir sualle karşılaştığında, "Evren var ve hepsi bu kadar" diyerek meseleyi adeta kestirip atmıştır. Akli muhakemeyi, şüpheciliği ve her meseleyi en ince detayına kadar irdelemeyi şiar edinmiş İngiliz analitik felsefe geleneğinin en mühim temsilcilerinden olan Russel , varlığın en temel sorusu olan "Neden hiçbir şey yerine bir şey var?" sorusuna geldiğinde bu denli sığ bir argüman ile sıvışmaya çalışması ben de dahil bir kişi açısından enteresandır. Kanaatimce bir kısım filozoflar Tanrı'yı bulmaktan korkuyordu. Bu yüzden bazı sorular üzerinde muhakeme etmekten imtina ettiler. ​İslâm kelâm geleneğinin asırlar öncesinden temellendirdiği hudûs delili malumunuzdur. Bu teoriye göre: değişen, dönüşen, bir hâlden başka bir hâle geçen ve yokluğu düşünülebilen her şey hâdistir; yani sonradan var olmuştur ve bir başlangıcı vardır. Başlangıcı olan bir varlığın ise kendi kendisini var etmesi veya sebepsiz ortaya çıkması aklen mümkün değildir. Öyleyse zaman ve mekân dâhil bütün kâinat, kendisi de sonradan meydana gelmiş sebepler zinciriyle açıklanamaz; çünkü bu durumda soru sadece geriye ertelenmiş olur. Bu muhakemenin nihayetinde , varlığı kendinden olan, yokluğu düşünülemeyen, başlangıcı bulunmayan, değişime ve zamana tâbi olmayan ezelî bir yaratıcıya ulaşmak gerekir. Buna Vacibü’l-vücûd (varlığı zorunlu varlık) denir. Kelâm âlimlerine göre bu zorunlu ve kadîm varlık Allah'tır. Bu mesele Hristiyan teoloji geleneğinde de rasyonel zemine oturtulmuştur. Nitekim Thomas Aquinas , Tanrı'nın varlığını akıl yoluyla temellendirmek için meşhur "Beş Yol" delilini ortaya koyarak cevap vermiştir. Aquinas’a göre evrende hareket eden her şey başka bir şey tarafından hareket ettirilir ve bu zincir sonsuza
Felsefe
Ben bu yola filozof olarak çıktım, deist oldum(estağfirullah), ülkücü olarak devam ettim devrimci olarak tökezledim, masonlarla aynı minübüse bindim deli olarak o minübüsten indim, sonra cahil oldum yoluma devam ettim, bir sarıklı geldi tuttu elimden insanlığı öğretti bana insan oldum, çok düştüm, çok kalktım, çok tökezledim, 1001 yola girdin bilimin bardağından bir yudum aldım bana tanrıyı unutturdu, lakin bardağın sonunda Rabbim kendini bana buldurdu, bardağın ortası çok acıydı 1001 alem gezdim 1001’inden de bir sarıklı kurtardı beni, velhasıl kelam alem alem gezdim, yol yol girdim her alemde alemlerin Rabbi olan Allah’ı buldum, girdiğim her yolda Allah’ı buldum… Boşuna uğraşmayın arkadaşlar ben sizin yerinize her şeyi deneyimledim İlahi kelimetullah ve Sünneti Resulullah’dan başka ilim ve hakikat yok.💖🌸
İLÂHÎYÂTIN (T)ADI YOK!..
Allah selamet versin. Bence Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü Hoca bu konuda en isabetli tesbiti yapmıştı. Demişti ki: Bizim Mustafa Öztürk'ün "fikir özgürlüğü" ile bir işimiz yok. Yâ? İşgal ettiği makamın kaldıramayacağı şeyleri konuşmasından rahatsızlığımız var. Yoksa gidip ateist üniversitesinde istediğini anlatabilir. Orada kimse de ona karışmaz. Öyle yâ: Bu dinin kâfirleri, vahy-i mübareğin insanlığa ilk teşrif ettiği günlerden beri, "insan sözü" olduğunu yönünde yalan beyân ediyorlar. Müslümanlar da onlara gerekli cevapları veriyorlar. Hattâ Kur'ân-ı Hakîm bizzat kendisi cevap veriyor. "İddianızda samimiyseniz benzerimi getirin!" diyor. Yâni, bu açıdan bakılacak olursa, biz Kur'ân hakkındaki bu tarz iftiralara/iddialara yabancı değiliz. Bunları göğüsleyemeyecek de değiliz. Fakat M. Öztürk vak'âsında yeni bir şey var. Nedir? Kurdun gövdeye girmesidir. Esas endişemiz budur. Bediüzzaman Hazretleri Mektubat'ta diyor ki: "Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki hakikate nüfûz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki, sûrete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesâili takliden kabul ederler. Hattâ kuvvetli bir hakikati zaif bir adamın elinde zaif görür ve kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse kıymettar telâkki eder." __Herhalde derdimizi üzerinden anlatabileceğimiz en veciz metinlerden birisi de budur arkadaşlar. Nasıl? Açalım: Yâni biz bu hususta M. Öztürk'ün dillendirdiği herzelerden korkmuyoruz. Ya? M. Öztürk'ün bu martavalları işgal ettiği makamdan okumasından korkuyoruz. Çünkü, yarı aydınların sanrılarının aksine, bu ülkenin Mü'min halkının İlâhîyât fakültelerine "atari salonu" gözüyle bakmadığını biliyoruz. Ne gözle bakıyorlar peki? Dinin öğrenileceği yer olarak bakıyorlar. Çoluğuna-çocuğuna 14
Some İlahiyatçı Problems
Hangi Yol ?
Mealistlerin peşine düşerseniz deist olursunuz, Sözde selefilerin peşine düşerseniz IŞİD zihniyeti olursunuz, Sahte tarikatçıların peşine düşerseniz yobaz olursunuz, Reformist( modernist ) dincilerin eline düşerseniz ılımlı müslüman olursunuz, Uyacağınız Allah'ın kitabı peygamberin sünneti, sahabelerin yolu, sözde selefilerin değil seleflerin yolu, ehli sünnetin yolu, hulefa i raşidinin yolu, evliyaların yolu olmalıdır. Ölçüyü aşmamak kaydıyla tabi ki ! Yoksa gerisi hep heva heves ve nefisperestlerdir.
Duygu ve Düşünce