​"Kimseyi yanımda tutacak güce sahip olduğuma inanmıyorum. Âşık olduğum insanı ne kolundan yakalayıp yanımda tutabilirim ne de benimle kalmaya ikna edebilirim. Çünkü ben bir insanın, benim için benimle kalmak isteyeceğine inanmıyorum. Ama benim de elimden bir şey gelir. Diğer arkadaşlarımız gibi, onu yanından ayırmam deme cesaretini gösteremem ama ben daha cesur bir harekette bulunabilirim. Ben beklerim, bir ay da beklerim, bir yıl da beklerim, bir ömür de beklerim. Benden ne kadar uzakta olduğu umurumda olmaz, mesafeleri görmem bile. Bir gün yanımda olacağını biliyorsam kilometrelerin hiçbir önemi kalmaz... Hem güzel bir şarkı sözü bile var hayatımın en orta yerine koyabileceğim. Şöyle diyor: Benden uzakta olsan da buralar hep senindi. "Âşık olduğum adam benden uzakta olsa da..." dedim elimi kalbimin üzerine koyarak, "buralar hep onundur...""
Sayfa 142·Kitabı okudu
ÇOCUK KAÇIRAN ÖGRETMEN Azmi'yi anlatmam gerek. Azmi Karamustafa'yı. En ön sırada otu­rurdu. Altın gibi, aslanlar gibi bir yüreği vardı. Haksızlıklara başkaldırır, zayıflara kol kanat gererdi. Bu yüzden bir gece Okmeydanı'nda koca koca adamlar tarafından tabancayla bile kovalanmıştı. Okulda ilk kışım. Kar yağıyor. Çocuklar geliyorlar. Kiminin sırtında incecik, kolsuz bir kazak, kiminin ayağında plastik terlik. Bende onları giydirecek para ne gezer! 550 lira aylık alıyorum. Gi­dip bir yerlerden dört çuval dolusu çocuk giysisi topladım, okula getirdim. Azmi'yi aldım karşıma. "Sen hepsini tanıyorsun," dedim. "Kime ne verelim, söyle bakalım." Teker teker ayırdı giysileri. "Bu Şemsettin'in olsun. Kardeşinin ce­ketini giyip geliyor. Şu kazak Zeytin'e göre. Şu paltoyu da Nurgül'e verelim. O çok zayıf, öğretmenim, üşüyor ... " Giysileri öğrencilere dağıttık. Ertesi gün bir geldiler sınıfa, hepsi pırıl pırıl. Bir baktım, Azmi'nin sırtında incecik bir hırka. Kafama dank etti. "Yahu," dedim, "sana bir şey vermedik." "Ben üşümem, öğretmenim," dedi. "Onların daha çok ihtiyacı var." Öğleden sonra gidip fiyakalı bir trençkot aldım Azmi'ye. Ertesi gün de zorla sırtına giydirdim. Bir cumartesi son dersin ortasında kapı açıldı. Bir adam başını uzattı. Çıktım. "Ben Azmi'nin babasıyım," dedi. "Samsun' dan geldim. Akşama gi­deceğim. İzin verirseniz Azmi'yi alıp biraz gezdireyim." "Tabii," dedim. "Siz burada bekleyin; ben şimdi yollanın onu." Sınıfa girip Azmi'nin yanına gittim. "Gözün aydın. Hadi, toparlan da çık. Baban gelmiş ... " Cümlemi yarıda kesti. Bağırmaya başladı: "Ben o adamla gitmem! Yine beni kaçırmaya geldi! Ben burada ça­lışıp anneme bakıyorum! Beni Samsun'a kaçıracak!..." "Peki, peki," dedim. "Heyecanlanma. Seni bırakmam." Koridora çıktım. Azmi'nin babasına, "Yazılı
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
mücâhede
Aslında her birinde bir hayır vardır. Sana fayda sağlayacak şeyin üzerine düş ve Allah'tan yardım iste, aciz kalma. Eğer sana bir şey isabet ederse de: "Keşke şöyle, şöyle yapsaydım." deme. Bunun yerine: "Allah'ın takdiridir. Allah dilediğini yapar." de. Şüphesiz ki "keşke" sözcüğü şeytan işine yol açar.
Sayfa 68·Kitabı okuyor
Alıntı
Ebû Hureyre (r.)'dan, şöyle demiştir: 'Rasûlüllah (s.): 'Κuvetli mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah'a daha sevimlidir. Aslında her birinde (kendine göre) bir hayır vardır. Sana fayda sağlayacak şeyin üzerine düş ve Allah'tan yardım iste, aciz kalma. Eğer sana bir şey isabet ederse de keşke şöyle, şöyle yapsaydım, deme. Bunun yerine Allah'ın takdiridir. Allah dilediğini yapar, de. Şüphesiz ki 'keşke' sözcüğü şeytan işine yol açar, buyurmuştur."
Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Şeyh İbrahim Dede ona şöyle dedi:
"Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'Gel' dememiz değil, ayrıca onların sana 'Git' demeleri. Hiç kimseye 'kötüdür' deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır."
Sayfa 123·Kitabı okudu
O, Mo Weiyu'ydu, imparator Taxian-jun'du. Hatalar yapmıştı ve öldürmüştü. Telafi etmek için yaptığı her şey boşuna ve yanlıştı. Kimse onu affetmeyecekti. Belki de sadece bu ateşte, özü paramparça olurken, o rüya için kendini feda ederken, Chu Wanning'in geçmiş yaşamında attığı aynı adımı atarken, en ufak bir rahatlama elde edebilirdi. Ancak o zaman, ihtiyatla şöyle deme hakkına sahip olabilirdi: "Eğer yapabilseydim, ben de Chu Wanning olmak isterdim."
Alıntı