İnsanoğlu, iki bin yıl boyunca Kıyamet'i günün birinde gökyüzünden inecek kaçınılmaz bir ceza olarak hayal etti ama masadaki kartlar ansızın değişmekte. Kıyamet burada, çoktan aramızda, gökyüzünden inmedi; eylemlerimizin sonucu. Kendimizin her şeye kadir olduğuna inanarak yaptığımız hareketler sonucunda birdenbire her şeyin bizim elimizde olmadığını anladık. Bizi birbirimize bağımlı kılan derin ve gizemli ilişkiyi unutarak toprağı yağmaladık. Ve şimdi toprak bize rolümüzün yağmacı değil bekçi olduğunu hatırlatıyor. Toprağı, suları, hayvanları, bitkileri korumalıydık ama bunu yapmak için içimizde kutsallık kavramı olmalıydı. Oysa biz sadece sahiplen-mek, sahiplenmek, sahiplenmek ve gene sahiplenmek istedik. İçimizde oluşan o devasa boşluğu doldurabilmek için inanılmaz biçimde sahip olmak istedik. Ve biz sahiplendikçe içimizdeki boşluk genişledi, bizi içine çekti ve bizi yeniden sahiplenmek üzere dışarı fırlattı. Bütünlüğümüzü, kusursuzluğumuzu sus payı olarak nesnelerle doldurduk; sevgiden korktuğumuz için iktidarın peşine düştük. Bu körlüğün ve bize sürekli her şeyin kontrol altında olduğunu, kontrol altında olmayanın da yakında olacağını tekrarlayan sirenlerin koruması altında sınırı aştığımızı fark etmedik. Şiddetin, kendi amacı içinde tükenen bir güç değil farklı olgunlaşma süreçleri içinde, daima daha büyük bir şiddet yaratan bir güç olduğunu fark etmedik. Toprak sadece ona yaptığımız kötülükleri iade ediyor. Önümüzde müthiş değişimlere gebe zamanlar bizi bekliyor; belirsizlik, dengesizlik, dünya sahnesine iniveren, tsunami, deprem, sel, kasırga, yanardağ patlaması gibi hazırlıklı olmadığımız olaylar bize yeryüzünün gücü karşısında bütün teknolojimize karşın minicik karıncalardan farksız olduğumuzu hatırlatıyor. Toprağın bu işaretleri -küresel ekonomik kriz,
Filozoflar ve bilim insanları bunları tartışırken, Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, yüzlerce kişinin öldüğü ve binlerce insanın yaralandığı Van depremi üzerine şöyle bir açıklama yaptı: “Deprem konusu sismologların, jeologların, jeofizikçilerin, deprem uzmanlarının, bilim insanlarının teorilerine, fay hatlarının hareketlerine indirgenemez; bunu yapmak bir zihin tembelliğidir, eşyanın hakikatine yönelik düşünce eksikliğidir, yaratıcılık eksikliğidir, fiziğin üzerine metafizik düşünce geliştirmek eksikliğidir; bu depremler bir tesadüf sonucu meydana gelmiş olamaz.”
Yaklaşık 17 bin kişinin öldüğü İzmit depreminde de türbanlı kızlar pankart açıp, slogan atıp, bu depremi ilahi adalete bağlamışlardı. Şimdi de Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bu olayı Tanrı’nın işine bağladı. Üstelik Mehmet Görmez sözün gerisini getirmedi. Tanrı mükemmelse, ki tanımı gereği öyle olmak zorunda, böyle bir şeyi neden yapsın, masum insanların ölümüne neden yol açsın, geride kalanları neden acılar içinde bıraksın?
**Üstelik Diyanet İşleri Başkanı bu iddiayı ortaya atarken, birçok filozofu ve bilim insanını küçümsemekte, onları “düşünce tembeli” ve “yaratıcılıktan yoksun” olarak nitelendirmektedir. Yani kuşkucu felsefenin en önde gelen temsilcilerinden biri olan Antik Yunan filozofu Sextus Empiricus, deneyimci felsefenin ve Avrupa Aydınlanma hareketinin önde gelen ç düşünürlerinden biri olan 18. yüzyıl İskoç filozofu David Hume, 19. yüzyılda dünya dengelerini değiştirecek kadar önemli kuramlar ortaya koyan Alman filozof Karl Marx, yine aynı yüzyılda perspektivist felsefenin gelişmesine yaşamsal değerde katkılar sağlayan ve felsefeyi geri dönüşü olmayan yeni bir yola sokan Alman filozof Friedrich Nietzsche ve 20. yüzyılın en önemli filozoflarından ve varoluşçu felsefenin
Bir deprem yaşamıştım. Duvarlarım yıkılmış, tavanım çökmüştü. Kapımın önündeki ihtiyar, Olur bunlar, diyordu, yaşamla tanışmak budur, daha nicelerini göreceksin. Hadi, şimdi çardağın altına geç, eline bir kitap al, oku. Bak göreceksin korkuların geçecek.
Hangi yıldızdır bilmem,gözlerin
Kayar da üzerime Rüveyda
Önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
Sonra açılır önümde ıstırap vadileri
Silik renkleriyle adımlarıma
Çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir