Camın Ardında Kaldım
7/10
·288 syf.·
2026 88. kitabı
Sırça Fanus benim için açıkçası beklediğim etkiyi yaratmadı. Kitabı okumadan önce Sylvia Plath’ın hayatını da araştırmıştım ve hikâyesi beni baya etkilemişti, o yüzden kitaba da aynı yoğunluğu hissedeceğimi düşünmüştüm. Ama okurken aynı şey olmadı. Kitap, Esther Greenwood adında genç bir kadının hikâyesini anlatıyor. Esther başarılı, zeki ve geleceği parlak görünen biri. Bir dergi stajı için New York’a gidiyor ve burada dışarıdan “parlak” görünen hayatın içinde aslında kendini giderek daha boşlukta ve baskı altında hissetmeye başlıyor. Zamanla bu durum ağırlaşıyor, ruh hâli bozuluyor ve psikolojik olarak bir çöküş sürecine giriyor. Bu çöküş sırasında bir noktada intihar girişiminde bulunuyor ama hayatta kalıyor. Daha sonra hastanede tedavi görüyor ve toparlanma sürecine giriyor. Kitabın “sırça fanus” ifadesi de aslında bunu anlatıyor. Esther’in kendini dış dünyadan kopmuş gibi hissetmesini, insanların arasında olsa bile sanki arada görünmez bir cam varmış gibi yaşamını sürdürmesini temsil ediyor. Yani yaşadığı şey fiziksel bir yalnızlıktan çok, zihinsel bir kapanmışlık ve yabancılaşma hâli. Ama anlatım çok olay odaklı değil. Daha çok Esther’in kendi iç dünyası, düşünceleri, hayata karşı yabancılaşması ve ruh hâli üzerinden ilerliyor. Yani dışarıda büyük şeyler olmuyor, her şey onun zihninin içinde şekilleniyor. Beni zorlayan kısım da tam olarak burasıydı. İlk sayfalardan itibaren biraz durağan geldi, özellikle ilk 150 sayfada bayağı zorlandım. Sonradan hikâye biraz hareketlense de yine de tam olarak içine giremedim. Okurken sıkıldığım yerler oldu ve bir noktadan sonra sadece bitirmek için okuduğumu fark ettim. Aslında kitabın ne anlatmak istediğini anladığımı düşünüyorum ama his olarak bana geçmedi. Esther’in zihninin içinde
Sırça FanusSylvia Plath · Can Yayınları · 201517,2bin okunma
4/10
·144 syf.··
2026 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 18:22
Kitabın başında Baek Sehee dışarıdan bakıldığında başarılı görünen biridir. Büyük bir yayınevinde editör olarak çalışmaktadır, arkadaşları vardır, sosyal hayatı tamamen bitmiş değildir ve günlük sorumluluklarını yerine getirebilmektedir. Fakat iç dünyasında sürekli kendini eleştiren, hiçbir başarısını yeterli bulmayan, başkalarının gözünde değersiz olduğuna inanan biri vardır. İşte bu yüzden çevresi onun depresyonda olduğunu anlamaz. Çünkü ağlayarak yatağından çıkamayan biri değildir; işe gider, gülümser, görevlerini yapar. Ancak bütün bunları yaparken zihni sürekli onu aşağılamaktadır. İlk terapi seanslarında doktor, onun sürekli kullandığı “Ben yeterince iyi değilim.”, “İnsanlar beni aslında sevmiyor.”, “Bir hata yaparsam herkes beni küçümser.” gibi düşüncelerin gerçek olup olmadığını sorgulatır. Baek Sehee ise bunların tartışılmaz gerçekler olduğuna inanır. Doktor ise bunların gerçek değil, otomatik düşünceler olduğunu anlatır. Kitap boyunca en sık tekrar edilen konulardan biri budur “İnsan zihni, kanıt olmadan olumsuz senaryolar üretir ve kişi zamanla bunlara gerçekmiş gibi inanır.” Yazarın en büyük sorunlarından biri başkalarının onu nasıl gördüğüne aşırı önem vermesidir. Bir toplantıda yanlış bir cümle kurarsa günlerce bunu düşünür. Bir arkadaşının mesajına geç cevap vermesi bile “Benden nefret ediyor.” sonucuna ulaşmasına neden olur. Doktor ona sürekli aynı soruyu yöneltir “Bunun gerçekten kanıtı var mı?” Çoğu zaman cevap hayırdır. Böylece okur, depresyonun yalnızca mutsuzluk değil, düşünme biçimini bozan bir hastalık olduğunu görmeye başlar. Baek Sehee çocukluğuna döndüğünde, kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslayan, hata yapmaması beklenen, onay almaya bağımlı hâle gelen bir kişilik geliştirdiğini fark eder. Başarılı olsa bile kendisini başarılı hissetmez.
Alıntı
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Sehee · Nova Kitap · 20248,6bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·288 syf.··
2026 29. kitabı
Sırça Fanus, parlak bir geleceğin eşiğindeki Esther'in zihninin karanlığına doğru attığı sancılı adımları anlatıyor. 50'lerin Amerikasında kadına biçilen yapay rollerin ve kusursuzluk beklentisinin yarattığı boğucu atmosfer, Esther'in üzerinde görünmez ama ağırlığıyla ezen bir cam fanusa dönüşüyor. Kitap, dışarıdan her şeye sahip görünen bir insanın, kendi içine hapsolduğunda dünyanın nasıl yavaş yavaş anlamını yitirdiğini ve depresyonun insanı kendi zihninde nasıl bir mülteciye dönüştürdüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Sırça Fanus, bireyin var olma çabasının, toplumsal normlara duyulan yabancılaşmanın ve özgürlük arayışının evrensel bir manifestoyu andırıyor. Sayfalar kapandıktan sonra bile zihinde asılı kalan boğulma hissi, eseri sadece edebi bir metin olmaktan çıkarıp, insanın kendi karanlığıyla yüzleştiği zamansız bir aynaya dönüştürüyor.
Sırça FanusSylvia Plath · Can Yayınları · 201517,2bin okunma
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
ilk bakışta savaş sonrası japonya'yı ve ekonomik olarak çöken bir aristokrat aileyi anlatıyor gibi görünse de, bana göre kitabın asıl meselesi yalnızlık ve ölüm. dazai, ölümü sadece fiziksel bir son olarak değil, insanın içindeki yavaş yavaş sönüş hali olarak ele alıyor. kitaptaki karakterler yaşamaktan çok, hayata katlanmaya çalışan insanlar (abla, kardeş ve anne). ne tam olarak geçmişe aitler ne de içinde bulundukları dünyaya. sevilseler bile yalnızlar, kalabalığın içinde olsalar bile yalnızlar. sanki herkes kendi sessizliğine mahkum edilmiş gibi. roman boyunca hissedilen o ağır melankolinin altında, insanın kaçınılmaz sonla yüzleşmesi yatıyor. ölüm düşüncesi açıkça dile getirilmese bile her sayfanın arasında dolaşıyor. aslında batan güneş, bir ailenin ya da bir sınıfın değil, yavaş yavaş tükenen insanların hikayesi bana göre. belki de bu yüzden kitap bittiğinde geriye büyük olaylar değil, insanın içine çöken o tanıdık duygu kalıyor: hayat devam ediyor olsa bile, insan bazen çok önceden ölmeye başlayabiliyor.
Batan GüneşOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 20234,558 okunma
8/10
·272 syf.··
2026 63. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 19:16
Matt Haig, Rahatlama Kitabı ile okura hayatı çözmeye çalışan bir rehber değil, zor zamanlarda nefes alabileceği bir mola sunuyor. Kitap, kısa bölümlerden oluştuğu için tek seferde bitirmekten çok, ihtiyaç duydukça dönüp okunabilecek bir yapıya sahip. En sevdiğim yanı, mükemmel olmayı değil, insan olmayı hatırlatmasıydı. Günümüzün sürekli daha fazlasını yapma baskısı içinde, yavaşlamanın ve kendimize karşı daha şefkatli olmanın önemini sade ama etkili bir dille anlatıyor. Yer yer tekrar hissi oluştursa da vermek istediği mesajın özü kaybolmuyor. Bu kitap mucizevi çözümler vaat etmiyor; sadece yoğun düşünceler arasında küçük bir durak olmayı başarıyor. Bazen birkaç sayfa bile insanın zihnini sakinleştirmeye yetebiliyor. Eğer kendinizi yorgun, kaygılı ya da sürekli bir koşuşturmanın içinde hissediyorsanız, Rahatlama Kitabı size iyi gelebilecek, altı çizilecek cümlelerle dolu sıcak bir yol arkadaşı olabilir.
Rahatlama KitabıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20225,6bin okunma
İnsanlığımı Yitirirken
9/10
·128 syf.··
2026 5. kitabı
Kitap yazarın hayatını anlatıyor ve en üzücü nokta da bu. Bem Osamu Dazaiyi bu kitapla tanıdım ve iyi ki de tanımışım. Yaşadıkları gerçekten insanı ağlatacak türden. Ve sosyal medyaya bakarsanız birçok kişinin sonda ağladığını görürsünüz. Onun haricinde yazım dili ve hikayesi sürükleyiciydi. Bende yeri çok ayrı. Benim hayatımın, kitaplarımın dönüm noktası diyebilirim. Zira bu kitapla ben çok daha fazla klasikleri sevmeye başladım. Ve okudumaya şans verdiğim için de çok mutluyum.
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,4bin okunma