Bir Kalbin Çöküşü, bir insanın en çok güvendiği, canından çok sevdiği ailesi tarafından uğradığı o tarifsiz ve can yakıcı hayal kırıklığının hikayesidir.
Yıllarca her şeyini feda ettiği insanların aslında kendisinden ne kadar uzak olduğunu anlayan bir babanın, o saniyede kalbinde hissettiği o derin kırgınlığı ve sessiz çığlığı iliklerinize kadar hissedersiniz.
Kitap boyunca o koskoca içsel yıkım dalga dalga büyürken; insanın en yakınlarının yanında bile nasıl yapayalnız kalabileceğini, o çaresiz yabancılaşma hissinin insanı nasıl adım adım hayattan kopardığını görürsünüz.
Olaylar ilerledikçe karakterle birlikte sizin de içiniz burkulur; sevginin, güvenin ve aile bağlarının aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark edip derin bir hüzne kapılırsınız.
Kısacası bu eser, kalbi kırılan, ruhu incinen ve sessizce kendi kabuğuna çekilerek dünyadan vazgeçen bir insanın yaşadığı o en saf, en dokunaklı acının somut bir yansımasıdır.
Ruminasyon: Zihinde tekrarlayıcı bir şekilde devam eden olumsuz düşüncelere ruminasyon denir. Bir diğer adı; zihinsel geviş getirme ya da zihinsel uğraştır.
Duygusal biri olarak bu kitabı okumak hem bana çok ızdırap verdi hem de sayfalar arasında kendimi kaybettim; kitap bitene kadar da yönümü bulamadım çünkü kitap beni, tabiri caizse girdabına almıştı ve kitabın esaretinden zor kurtuldum. Yazarın kalemini bu kadar içten ve dürüst bir şekilde kullanması nefes alışımı engelledi; her sayfası ayrı bir değer, ayrı bir yaşanmışlık barındırırken her sayfasında insanın kendini görmesi kaçınılmaz oluyor. Her kitabında çıtayı bu kadar yükseltmesini aklım almıyor; bu denli kalemini ustaca kullanan, hayatın içindeki olayları sade ve okuyucuyu yaşanan olaya tanık etmişçesine aktaran, okuyucunun yüreğini bin parçaya bölerek kılıcını ustaca konuşturan yazarın karşısında saygıyla ve sevgiyle eğiliyorum. Gelgelelim hepinizin hayatında en az bir kere yaşadığı ya da yaşayacağı ayrılığa; içine düştüğümüz o dipsiz kuyuyu yazar bakın nasıl da güzel tanımlamış: "Ayrılık, insanın içini dökmekten vazgeçmesidir. Ayrılık, türküsünü söyleyecek kimsenin kalmamasıdır. Ayrılık, güneşin bir ceza gibi doğması. Ayrılık, o küçük usta ölüm." Kendi adıma konuşmak gerekirse böyle sanatçıların ülkemizde yetişmesi ve o muazzam kalemini "sanat toplum içindir" düşüncesiyle konuşturması beni çok onurlandırdı. Sizin gibi sanatçılarımızın varlığı bize gurur veriyor ve bizler ancak sizin gibi kıymetli değerlerin eserlerini okuyarak gelişebiliriz.
Saygıyla.
Sevgiyle. 🩵
Kitabın başında Baek Sehee dışarıdan bakıldığında başarılı görünen biridir. Büyük bir yayınevinde editör olarak çalışmaktadır, arkadaşları vardır, sosyal hayatı tamamen bitmiş değildir ve günlük sorumluluklarını yerine getirebilmektedir. Fakat iç dünyasında sürekli kendini eleştiren, hiçbir başarısını yeterli bulmayan, başkalarının gözünde değersiz olduğuna inanan biri vardır. İşte bu yüzden çevresi onun depresyonda olduğunu anlamaz. Çünkü ağlayarak yatağından çıkamayan biri değildir; işe gider, gülümser, görevlerini yapar. Ancak bütün bunları yaparken zihni sürekli onu aşağılamaktadır.
İlk terapi seanslarında doktor, onun sürekli kullandığı “Ben yeterince iyi değilim.”, “İnsanlar beni aslında sevmiyor.”, “Bir hata yaparsam herkes beni küçümser.” gibi düşüncelerin gerçek olup olmadığını sorgulatır. Baek Sehee ise bunların tartışılmaz gerçekler olduğuna inanır. Doktor ise bunların gerçek değil, otomatik düşünceler olduğunu anlatır. Kitap boyunca en sık tekrar edilen konulardan biri budur “İnsan zihni, kanıt olmadan olumsuz senaryolar üretir ve kişi zamanla bunlara gerçekmiş gibi inanır.”
Yazarın en büyük sorunlarından biri başkalarının onu nasıl gördüğüne aşırı önem vermesidir. Bir toplantıda yanlış bir cümle kurarsa günlerce bunu düşünür. Bir arkadaşının mesajına geç cevap vermesi bile “Benden nefret ediyor.” sonucuna ulaşmasına neden olur. Doktor ona sürekli aynı soruyu yöneltir “Bunun gerçekten kanıtı var mı?” Çoğu zaman cevap hayırdır. Böylece okur, depresyonun yalnızca mutsuzluk değil, düşünme biçimini bozan bir hastalık olduğunu görmeye başlar.
Baek Sehee çocukluğuna döndüğünde, kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslayan, hata yapmaması beklenen, onay almaya bağımlı hâle gelen bir kişilik geliştirdiğini fark eder. Başarılı olsa bile kendisini başarılı hissetmez.
Sırça Fanus, parlak bir geleceğin eşiğindeki Esther'in zihninin karanlığına doğru attığı sancılı adımları anlatıyor. 50'lerin Amerikasında kadına biçilen yapay rollerin ve kusursuzluk beklentisinin yarattığı boğucu atmosfer, Esther'in üzerinde görünmez ama ağırlığıyla ezen bir cam fanusa dönüşüyor. Kitap, dışarıdan her şeye sahip görünen bir insanın, kendi içine hapsolduğunda dünyanın nasıl yavaş yavaş anlamını yitirdiğini ve depresyonun insanı kendi zihninde nasıl bir mülteciye dönüştürdüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Sırça Fanus, bireyin var olma çabasının, toplumsal normlara duyulan yabancılaşmanın ve özgürlük arayışının evrensel bir manifestoyu andırıyor. Sayfalar kapandıktan sonra bile zihinde asılı kalan boğulma hissi, eseri sadece edebi bir metin olmaktan çıkarıp, insanın kendi karanlığıyla yüzleştiği zamansız bir aynaya dönüştürüyor.
Sırça FanusSylvia Plath · Can Yayınları · 201517,3bin okunma
ilk bakışta savaş sonrası japonya'yı ve ekonomik olarak çöken bir aristokrat aileyi anlatıyor gibi görünse de, bana göre kitabın asıl meselesi yalnızlık ve ölüm. dazai, ölümü sadece fiziksel bir son olarak değil, insanın içindeki yavaş yavaş sönüş hali olarak ele alıyor.
kitaptaki karakterler yaşamaktan çok, hayata katlanmaya çalışan insanlar (abla, kardeş ve anne). ne tam olarak geçmişe aitler ne de içinde bulundukları dünyaya. sevilseler bile yalnızlar, kalabalığın içinde olsalar bile yalnızlar. sanki herkes kendi sessizliğine mahkum edilmiş gibi.
roman boyunca hissedilen o ağır melankolinin altında, insanın kaçınılmaz sonla yüzleşmesi yatıyor. ölüm düşüncesi açıkça dile getirilmese bile her sayfanın arasında dolaşıyor. aslında batan güneş, bir ailenin ya da bir sınıfın değil, yavaş yavaş tükenen insanların hikayesi bana göre.
belki de bu yüzden kitap bittiğinde geriye büyük olaylar değil, insanın içine çöken o tanıdık duygu kalıyor: hayat devam ediyor olsa bile, insan bazen çok önceden ölmeye başlayabiliyor.
Batan GüneşOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 20234,560 okunma