Puan vermedi·144 syf.··
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 23:35
Yakın zamanda vefat eden Baek Sehee'nin bu eserini okumadan önce gereksiz bir beklenti içerisindeydim. Bu beklentinin sebebi elbette sosyal medya ve popüler kültürdü. Fakat eserin sonunda umduğumu bulamadım. Baek Sehee bu eseri kendisi ile aynı şeyleri yaşayan insanların yalnız olmadığını hatırlatmak için kaleme aldığını özellikle vurguluyor. Depresyon, anksiyete ve alkol bağımlılığı gibi sorunlarla mücadele eden yazar, psikiyatri seanslarını kayıt edip yazıya dökerek okuyucuya iletmiş. Eser boyunca güçlü bir oto sansür hissettim. Elbette seansları harfi harfine yazmak zorunda değil ve bir şeyleri saklamak onun en doğal hakkı. Bu oto sansürler nedeniyle ortada ne bir adam akıllı problem ne de bir tedavi görebiliyoruz. Uzman bir psikiyatrist değilim, bu alanda çok fazla şey bilmem ama okuduğum onlarca kitaba dayanarak çok fazla yüzeysel bulduğum itiraf etmeliyim. Başlığı ile okuyucuyu kendisine çeken fakat içeriği ile zaman kaybı olduğunu düşündüğüm bir eser. sevgili Baek Sehee, ben de ölmek istiyorum ama mantı da yemek istiyorum... Fakat aynı sebeplerden ölmek istemiyoruz. Kitapla ve saygı ile kalın.
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Se-hee · Nova Kitap · 20248,6bin okunma
Depresyon ve tedavisi üzerine farklı bir bakış
9/10
·136 syf.·
2026 19. kitabı
Depresyon ve antidepresanlara ilişkin ilk kitap diyebilirim. Kitap bilimsel dille yazılmış ve atıfların bolca yer aldığı, psikiyatri ve ilaç terminolojisi yoğundur. Antidepresanlarin kullanım amacı, amacı dışına çıkması ve uzun vadeli zararları üzerinde durulmaktadır. Kitapta en çok dikkatimi çeken 1950lerde hastalık ve ilaç kullanımı çok azken ilaç endüstrisi ve psikolog ve psikiyatristler aracılığıyla hastalık sayının( birkaç depresyon çeşidi teşhisi varken, bu sayının artmış)ile ilaç kullanımının artırılması. Gündelik yaşamın içinde karşılaşılan stresler, mücadeleler, yakınmalar için ruh hastalıkları birimine giden insanlara veya insanların kendilerince doktora gitmeden farkındalıkla veya olmayarak antidepresan ilaçların kurtarıcı olarak sunulması/alınması. Kitap herkese hitap etmemekte, konuya ilgi duyanların farklı bakış açısı görmek isteyenlerin okuyabileceği türden kitaptır. Akademik dille yazıldığından yavaş yavaş okunacaktır. Antidepresanlar hakkında bilgilendirici kitaptı. Farklı bir bakış açısı isteyenler için keyifli okumalar dilerim.
Antidepresan TuzağıMutluhan İzmir · Hayykitap · 201385 okunma
Reklam
9/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 11:34
İyi Hissetmek – David D. Burns "(...) bu eserin benim için bir başucu kitabı olmaya aday olduğunu düşünmekteyim." Merhaba kitap dostları. David D. Burns'ın "İyi Hissetmek" isimli kitabını nihayet bitirdim ve içimdeki en net duygu şu: bu kitap, sadece bir "kendine yardım" kitabı değil. Aklın ve ruh sağlığının nasıl tamir edilebileceğine dair yazılmış pratik bir rehber. Kitap tam olarak ne anlatıyor? Kısacası, modern psikolojinin etkin yöntemi Bilişsel Davranışçı Terapi‘yi (BDT) anlaşılır bir dille evimize taşıyor. Burns, depresyon ve anksiyete gibi sorunların duygusal iniş çıkışlarını yönetmek için yıllar içinde test edilmiş, bilimsel geçerliliği kanıtlanmış araçlar veriyor. Türkçe çevirisinin alt başlığı ne kadar iddialı bir eser olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor: "Depresyonun Etkinliği Klinik Olarak Kanıtlanmış İlaçsız Tedavisi". Peki bu iddialı başlık inandırıcı mı? Kesinlikle evet. Kitabın ilk sayfalarında bu yöntemlerin üzerine yapılmış bilimsel araştırmaların sonuçları anlatılıyor. Hatta kitabın kendisi üzerinde yapılan bir araştırmada, kitabı alan hastaların depresyon puanlarında çok kısa sürede dramatik düşüşler olduğu ortaya konuyor. İşte bu yüzden elimde somut bir kanıt tutuyormuşum gibi hissettim. İtiraf etmeliyim ki, okurken tekdüze veya yorucu gelebilecek kısımlar da oldu. Vaka analizleri ve olay örgüleri yer yer akıcılığı bölse de, bunların hepsinin bir amaca hizmet ettiğini düşünüyorum. Yazar, teorik bilgileri gerçek insan hikâyeleri ile somutlaştırmaya ve aklımızda canlandırmaya çalışmış. Peki ya her şeyden önemlisi, bu kitap bana ne kattı? Bu kitap bana, ruh halimizin aslında düşüncelerimizin bir yansıması olduğunu öğretti. Duygusal çöküş anlarımda artık 'neden' diye sormuyorum, 'neyi yanlış düşünüyorum' diye sorgulamaya başlıyorum. Kendi
1000Kitap
İyi HissetmekDavid Burns · Psikonet Yayınları · 201815,5bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 13. kitabı
!!!!!!!!!!OKUMAYANLAR İÇİN OKUMA KEYFİNİ DÜŞÜRECEK BİLGİLER İÇERİR!!!!!!! Topluma yabancı olan karakter YOZO... Açlığın ne anlama geldiğini biyolojik düzeyde kavrayamayan, toplumda gizlenmek ve zarar görmemek için insanları güldürme zorunluluğu hisseden, kendisini yavaş yavaş eksantrik bir soytarı olarak tanımlayan karakterimiz. Etrafında dışlanmışın hakikatini temsilen Takeiçi ve normalin ikiyüzlülüğünü temsilen Horiki yer alıyor. Fiziksel ve sosyal olarak zayıf olan Takeiçi, okulun dışlanmışı, Yozo' nur soytarı maskesini görebilen tek kişidir. Toplumun kabul ettiği uyumlu, kibirli, bencil ve içten çürümüş Horiki ise Yozo'yu kendi eğlencesi için tüketmiştir. Toplumun, gerçeği açıkça gören ve yansıtanları (Takeiçi) dışlayıp; rol yapan, bencil ve ikiyüzlüleri (Horiki) kabul ettiği sosyolojik zemin kitapta da aynen anlatılmaktadır. Marksist bir gruba inançtan değil, 'yasadışılık' hissinin verdiği rahatlama için dahil olan Yozo, sapkınlığı adeta kendine konfor alanı seçer. Ve kitapta şöyle ifade edilir: ''İnsan toplumunda dehşet içinde... yaşamaktansa hapiste olmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.'' Bu durumu taşradan metropole taşındığı süreçte yaşadığı statü kaybı ve ekonomik tükenmeyle bir girdap takip eder. Başlangıçta karakter, toplumu bireyi ezen, soyut ve korkunç bir dalga olarak algılar. Horiki ile arkadaşlığı ile ''Toplum dedikleri sen değil misin?'' aydınlanması yaşar. Yani birbirini ezen, soyut ve korkunç olan bireylerin toplamıdır. Dalga yoktur, damlalar vardır. Bu farkındalık, makro korkuyu mikro bir umursamazlığa dönüştürür. Gidişatta eşi Yoshiko'nun, insanlara duyduğu saf güven dolayısıyla yaşadıkları Yozo'yu bambaşka düşüncelere sevk eder. ''Güvenmek bir suç mudur?'' Masumiyet ve mutlak güven modern toplumda hayatta kalmaya uygun olmayan
Duygu ve Düşünce
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,3bin okunma
Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, çocukken kurduğum hayal dünyam hepsi kafamın içinde yaşayan farklı evrenlerdi benim için. Bu dünyaya ait olmayan yaratıkların, hislerin, senaryoların olduğu bir evren var pek mümkün ve paralelleri de... Şimdi düşünüyorum da şuanda yaşadığımız hayatta çoğu zaman otomatik pilot moduna geçiyoruz gözlerimiz hep dışarıda, anda değiliz. Aslında şuanda burada olduğumuz çok az an var. İşte gece yarısı kütüphanesinin olasılıklarını inşaa ettiğimiz, kodlarını yazdığımız yer burası, şimdi. Ben şuan ne yapıyorum, ne istiyorum, nereye gidiyorum, bundan memnun muyum ? Bu soruları sormayı unutuyoruz kendimize. Hayatı biz yaşamıyoruz,kendi hayatımızda çoğu zaman seyirciyiz. Kitaptaki karakter Nora, sürekli olumsuz düşünen,depresyonda (kitap boyunca görüyoruz ki bu ciddi bir sorun Nora'nın hayatında ve ben yazarın hayatından bu konuda izler taşıdığını düşünüyorum. Depresyon dışarıdan görüldüğü gibi bir şey değil bu konuda bir yorumum yok) ve kurban bilincinden çıkamamış-bir şey olsun biri bir şey yapsın da beni buradan çıkarsın diyen, kendi hayatını elleri arasına alamamış biri benim gözümde- ki kütüphaneci de bayağı sabırlı bir bayanmış Nora karakteri beni çok sıktı açıkçası. Ana fikirden sonrasını okumadım.
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,4bin okunma
8/10
·112 syf.··
2026 64. kitabı
Georges Perec, Uyuyan Adam’da zihnimizin en kuytu, en korumasız köşesine sızıp bizi kendimizle baş başa bırakıyor. Yirmi beş yaşında bir gencin, bir sabah aniden yataktan çıkmayı, sınavlarına girmeyi, arkadaşlarıyla buluşmayı, kısacası "yaşamayı" reddetmesiyle başlayan o durağan süreç, sayfalar ilerledikçe içinizde bir yerleri bir sızlama ile dolduruyor. Bu vazgeçiş sıradan bir tembellik ya da geçici bir moral bozukluğu değil; insanın dış dünyaya, o bitmek bilmeyen "başarma ve var olma" zorunluluğuna karşı verdiği radikal, sessiz ve bir o kadar da yıkıcı bir protesto. Kitabın o mesafeli ama bir o kadar da içimize işleyen "sen" dili, sanki aynadaki kendi aksimiz bize fısıldıyormuş gibi bir his yaratıyor. Karakterin odasındaki eşyaları, sokaktaki insanları veya zamanın akışını hiçbir anlam yüklemeden, sadece birer nesne gibi izlemesi, modern hayatın üzerimize yıktığı rollerden kaçarken aslında kendi benliğimize ne kadar yabancılaşabileceğimizi gösteriyor. Perec, her şeyden elini eteğini çekip mutlak bir kayıtsızlığın arkasına saklanmaya çalışan bir insanın içsel çözülmesini o kadar çıplak anlatmış ki, zihnimizdeki o "dünyayı durdurup inecek bir yer bulma" illüzyonunu bir çırpıda darmadağın ediyor. En sarsıcı olanı ise, bunca eylemsizliğin ve yalnızlığın sonunda gelen o acımasız farkındalık: Dünyadan tamamen kaçmanın da bir çıkış yolu olmadığını, yalnızlığın hiçbir şeyi iyileştirmediğini anladığınız o an, insanın göğsüne ağır bir taş oturuyor. İnsan doğasının o en karanlık, en yalıtılmış dehlizlerinde dolaşan ve bittiğinde sizi kendi odanızın sessizliğiyle baş başa bırakan, sarsıcı bir iç döküm bu.
1000Kitap
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma
Reklam
Reklam