1940'lı, 1950'li yıllarda çağdaş insan gazete okuyordu, ama bugün -hele de bizim gibi ülkelerde- gazeteye bakıyor. Gazeteyi, başkalarının apış arası serüvenlerini öğrenmek; günlük falından geleceğine ilişkin ipuçları bulmak; bulmaca çözerek bilgi ve kültür düzeyini sınamak ve geliştirmek; futbolcuların cinsel yaşamlarıyla gol yüzdeleri arasındaki ilişkiyi görmek; devlet büyüklerinin vecizelerinden, ülkesinin büyük başarıları hakkında derin bilgiler edinmek; bu arada da 'iki başlı Samsun kirası' yaklaşımıyla, her gün biraz daha yoksullaşan evinin tencere-çarşaf eksiğini tamamlamak için alıyor. Akıl almaz bir hızla gelişen bilimsel bulguların teknolojik araç gereç olarak günlük yaşamına girmesiyle büyük bir parçalanmaya uğramıştır günümüz insanı. Büyük ölçüde makineleşme ve en küçük ayrıntıda bile uzmanlaşma, çoğumuzun anlamını ve işleyişini kavrayamadığı büyük ve karmaşık bir sürecin küçük ve güçsüz parçaları yapmıştır bizi. Öyle bir sürece girmiştir ki çağdaş yaşam, insan çalıştıkça daha çok parçalanır olmuştur. Hem düşünce düzeyinde, hem de günlük pratik içinde bütünle olan bağı iyice kopmuştur. Bu olağanüstü ayrıntıya indirgenmiş işbölümü insanın görünürde işini kolaylaştırırken, onun önemini ve değerini azaltmış, ufkunu daraltmıştır. Çalışma yaşamı ne kadar iyi düzenlenmişse insandan beklenen yaratıcılık, katkı ve ustalık da o denli azaltmıştır. Bu da çağdaş insanın kendisine yabancılaşmasını o ölçüde derinleştirmiştir. Yalnızca nesnelerin değerli olduğu yabancılaşmış bir dünyada, insan da nesneler arasında bir nesne olmuş, ne yazık ki nesnelerin en ucuzu ve güçsüzü konumuna düşmüştür.
Cinayet Bürosu'nda en çok kitap, dergi okuyan kişi Eda'ydı. Onun ardından her gün Milliyet gazetesine, ayda bir de Polis
dergisine göz gezdiren Behzat Ç. geliyordu. Akbaba her gün Posta alır, arada bulmacasını çözerdi. Hayalet, Mehmet Eymür'ün anılarını okumuştu; o da bildiği şeylerdi zaten, doğru mu yazmış diye kontrol etmişti. Harun, Penguen'in karikatür balonları, bir de Fotomaç olmasa okumayı çoktan unuturdu.
Kendini veya dünyayı sorunsuz görmek en büyük sorundur. Kendindeki eksiği görmeyen çevresindeki eksikleri de göremez. Dolayısıyla onları düzeltemez. Her şeyi toz pembe görenler kendi kuyularını kazanlardır.