“Osmanlının ülkesinde yüzyıllar boyunca, şeriat ilkelerine sıkı sıkı bağlı padişahlar, sadrazamlar, vezirler, seraskerler, hatta şeyhülislâmlar, karılarının ve her yaştan ve ırktan cariyelerinin yanısıra, haremlerinde hadımağaları ve halayıklar, selamlıklarında içoğlanları beslememişler miydi? Eşcinsel ilişkilerde edilgenlik neredeyse suç sayılırken, bizim geleneklerimizde oğlancılık hiç de ayıp değildir. Haremde ve kadın erkek ilişkilerinin büyük bir baskı altında tutulduğu kent, kasaba ve köylerde, kadınlar arası eşcinsel ilişkiler -ablacılık adı altında- gizli ama doğal karşılanmamakta mıdır? Sanatsal etkinliklerde, her türlü eşcinsel ilişkilerin kutsandığı, gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda, bu tür ilişkiler içinde oldukları herkesçe bilinen kimi ünlü kişilerin saygınlık gördüğü, bunların kendi aralarında oluşturdukları bir çeşit şekillendirilmemiş masonik örgütlenme içinde, salt bu ilişki çemberi nedeniyle, sanatın her dalında birbirlerini kolladıkları bir gerçektir. Aslında bu getto dayanışmasının oluşmasına neden olan, aptalca ve kabaca tutuculuğumuz yüzünden bizler değil miyiz?
Ama asıl sorun şu ki, toplum olarak, büyük ölçüde dinsel töreler ve bundan kaynaklanan bağnaz bir etik anlayışın neden olduğu yoğun bir cinsel doyumsuzluk içindeyiz.”