Doğduğum yerin pek o kadar heveslisi değilim. Kendi düşüncemle vardığım yeni bilgiler bana, sırf tesadüflerle edindiğim hazır ve gelişigüzel bilgilerden daha değerli gelir. Kendi kazandığımız temiz dostluklar nerde, iklim ve kan dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar nerde!
MS 170-180 yıllarında yazıldığı düşünülen bir eserin yüzyıllar sonra keşfedilip korunması yüzyıllar sonra yayımlanması (10. Ve 16. yüzyıllarda ) gerçekten çok şaşırtıcı ve eserin değerini arttırıyor. Bir kralın felsefeyle ilgilenmesi ve bu kadar erdemli olması da bir o kadar şaşırtıcı
Roma imparatoru Marcus Aurelius aynı zamanda Stoacı felsefenin büyük temsilcilerindendi.
Antik Yunan halkının genelde çok tanrılı inanca sahip olmasına karşın Marcus tek tanrıcılığa yakın bir tutum sergilemiş dönemin filozoflarının da etkisiyle Tanrı=Doğa=Akıl gibi bir anlayış geliştirmiştir. Ona göre;
Her şey bir bütündür. Her gelişen şey vücudun yararına çalışan organlar gibidir bütünün yararınadır. İnsan da evrenin bir parçasıdır her şey evrenin yararına göre olur. Başına gelen her şey önceden senin için tasarlanmıştır. Yapman gereken toplumun yararına bütünün yararına olanı yapmak. Doğaya uygun olan hiçbir şey zararlı değildir doğaya uygun olanı yapmak gerekir. Senin payına ne düşmüşse onu yaşarsın payına düşeni kabullenmelisin. Her şeyi birbiriyle ilişkilidir Her şey bir olayın sonucudur. Her şeyi kabullenmelisin böyle olması gerektiği için böyle olmuştur. Daha doğru bir yazgı olsaydı zaten olurdu. Doğayla uyumlu olan hiçbir şey kötü değildir. Doğaya aykırı şeylerden kaçınmalısın. Doğaya uygun olanları kabul etmelisin.
Çok zaman geçmeden hiçbir yerde bir hiç olacaksın, ne şimdi gördüğün herhangi bir şey olacak ne de şimdi yaşayan herhangi birisi. Çünkü doğanın uygun gördüğü üzere her şey değişmek, dönüşmek ve yok olmak zorundadır şu an bulunduğum yerde sırası gelince bir başkası var ne olacak.