Gelincik günü...
Akşamüstü kızıllığı ele geçirirken gökyüzünü, uzaklardan gelen bir rüzgâr, buğday başaklarıyla dans eder gibi oynuyordu son oyununu. Çok yağmur taşımış yorulmuştu bu sene. Bulutlardan hayaller birleştiriyordum, uçsuz bucaksız köyler kuruyordum kafamda. Karacadağ’ın hemen tepesinde, dağdan sıyrılmış maviliğiyle dolunayı gördüm o anda. Mavi bir aydı bu! İki, üç yılda bir gelirdi köye. Bu gece yine o masal var demekti bu! Keçileri hemen toparlayıp dedeme, köydeki adıyla Apê İsmet'e yetişmeliydim. Tüm köy dedemin evinde toplanacak masal dinlemeye geleceklerdi. En önde hemen dedemin yanında yer bulmalıydım. Ayda bir dedemde toplanır masallar dinlerdi tüm köy. Dolunay gecelerinde, dedemin evi diğer gecelere göre daha aydınlık olurdu. Yaşlılar ve çocuklar dama dizilir, kadınlar avluda otururdu. Dengbejler gelir, gece boyunca uzun uzun acılarını paylaştırırdı herkese. Herkes kendi payı kadar acısını alır geri dönerdi evine. Keçi çobanı olmamı da dedem istemişti. Keçi çobanı flütü yapmıştı bana hemen evin önündeki dut ağacının dalından. İyi üflüyor, keçileri sakinleştirir bu çocuk diyerek kandırmış babamı. Keçilerle olan anılarım biraz fazladır benim bunları size anlatmaya kalkarsam dedemin masalına yetişemeyebilirim. Bu yüzden keçileri köpeğim Tomi ile hemen toplayıp evin yolunu tuttuk hep beraber. Damın her tarafına gaz lambaları, lüküsler yerleştirilmiş, en güzel kıyafetlerini kuşanmış kadınlar avluya baharı taşımıştı. Damda ise köyün önde gelen adamları bayramlık şalvarlarını miğfer edasıyla kuşanmış, tütün kutularını sabahtan doldurmuştu. Bu gece çok derindi, tıpkı tarih gibi. ‘’Gelincik günü’’ masalını anlatacaktı, çünkü bana söz vermişti, mavi ay çıkınca onu anlatacaktı. Dedem hep sözünü tutardı ve bana ''Sen yerde kala ama sözün yerde kalmasın'' derdi. Herkes
Bir varmış, bir yokmuş..Zamanın birinde; gökyüzünün billur bir sevda tülüyle örtüldüğü, her çiçeğin güneşin alnına düşen bir sadakat öpücüğüyle açtığı, bulutların ise sadece rüyaları saklamak için gökte asılı kaldığı bir diyar varmış. Bu dilsiz dağların, şarkı söyleyen nehirlerin ortasında, göğsünde ışıktan bir sır taşıyan bir prenses yaşarmış. Prensesin ruhu öyle şeffaf, öyle narinmiş ki; dünyanın tozundan habersiz, sadece yıldızların kalbe düşürdüğü serinliği emen bir ay ışığı masalı gibiymiş. Onun dünyasında kötülük, sadece rüzgarın oyun olsun diye bir yaprağı incitmesi kadar masum, karanlık ise gümüş gecelerin uykusuna daldığı ipek bir yorganmış.. ​Günlerden bir gün, masalın o sırmalı sessizliği yabancı bir gürültüyle bölünmüş. Diyarın kapılarından içeri, avuçlarında dış dünyanın isini, heybesinde ise yalanın o buz gibi kokusunu taşıyan bir yabancı girmiş. Bu adam, masalın o cana yakın, o dev gibi ama yumuşak kalpli kötülerine hiç benzemiyormuş. Onun bakışlarında, masalı kökünden sarsacak sinsi bir ayaz varmış. Adam, masalın dilini hiç öğrenmeden, o dokunulmaz diyarı hoyratça talan etmiş; dokunduğu her hayal kararmış, geçtiği her patika silinmiş. Ve bir sabah, arkasında yüreği çatlamış bir gökyüzü bırakıp, o gri sessizliğine geri dönmüş.. ​Diyar can çekişirken, prenses elleri kanayarak toplamış dökülen çieklerden kalan kırıntılarını. Gözyaşlarını göle katmış, masalın yırtılan yerlerini vefanın görünmez ipliğiyle dikmiş. Diyar ölmemiş ama artık o eski büyülü rayihasını da kaybetmiş. Bir daha o yabancı ayaz ruhlarına sızmasın diye kalplerine gümüş kilitler vurmuşlar.. ​Gel zaman git zaman, surların önünde bir başka adam belirmiş. Bakışları diyarın en saf pınarları gibi duruymuş ancak teninden o yabancı, o tanıdık ve zehirli koku sızıyormuş. Prensesin kalbi ürkek
Edebiyat
Reklam
Çocuklara masalları 3 boyutlu yapay zeka hologramları anlatacak. Bu, çocuk edebiyatı ve ebeveynlik pratikleri için tam anlamıyla bir kırılma noktasıdır. Sadece kitabın fiziksel formunu değil, anlatıcılık (storytelling) geleneğini ve çocuk ile masal arasındaki duygusal ilişkiyi de kökten değiştirecek bir vizyon. Fiziki kitabın yerini dijitalin alması "erişim" kolaylığıydı; ancak masalların 3 boyutlu yapay zeka hologramları tarafından anlatılması, bir "deneyim" devrimidir. Geleneksel masal dinlemede çocuk pasif bir alıcıdır; ebeveynin sesini dinler ve zihninde canlandırır. Holografik ve yapay zeka destekli bir sistemde ise masal, çocuğun tepkilerine, sorularına veya korkularına göre anlık olarak değişebilir. Çocuk, Kırmızı Başlıklı Kız'a "Kurt'a güvenme!" diyebilir ve yapay zeka hikayeyi bu müdahaleye göre yeniden şekillendirebilir. Bu, masalı bir "oyun" ve "simülasyon" alanına dönüştürür. Fiziksel kitabın en büyük gücü, çocuğun zihnini çalıştırmaya zorlamasıdır. "Dev" kelimesini duyduğunda her çocuk kendi devini hayal eder. Hologram ise o devi görsel bir gerçeklik olarak odanın ortasına diker. Bu durum, çocukların görsel zekâsını olağanüstü artırabilir ancak soyut düşünme ve kendi imgelerini yaratma becerilerini köreltebilir mi? Masal, rüya olmaktan çıkıp, uyanıkken görülen bir filme dönüşür. Masal saati, sadece bilgi aktarımı değil, ebeveyn ve çocuk arasındaki en güçlü bağ kurma anlarından biridir; ses tonu, tensel temas ve güven duygusu içerir. Hologram mükemmel bir performans sergileyebilir, binlerce karakteri seslendirebilir ancak bir ebeveynin şefkatini ve anlık duygusal senkronizasyonunu taklit edebilir mi? Bu teknoloji, ebeveynleri "anlatıcı" rolünden çıkarıp, sadece "sistemi başlatan" birer gözlemciye dönüştürme riski taşır. Eğer ki öngördüğümüz gibi,
1000Kitap
Savaşın Hakikati, Masumiyetin Kırılganlığı
Pan'ın Labirenti Detaylı Film Analizi Guillermo del Toro’nun başyapıtı Pan'ın Labirenti (2006), yüzeyde bir peri masalı gibi görünse de, özünde "hakikatin masalının karanlık olduğu ve acıttığı" gerçeğiyle yüzleşen bir savaş dramıdır. Bu film Del Toro'nun zihninin ve evinin bir yansımasıdır; yönetmenin kişisel saplantıları, sanat zevki ve politik duruşuyla döşenmiş, dışarıdan biçimsiz görünse de içine girildikçe kendini açan bir yapıdadır. ‼️Filmi izlememiş olanlar için ciddi manada spoiler içerir. ‼️ ⭐ 1. Atmosfer ve Zamanın Ruhu: "İki Masalın Çarpışması" Film, izleyiciyi tek bir gerçekliğe hapsetmez; bunun yerine birbirine geçmiş iki ayrı masalı paralel kurguyla anlatır: 1. Ofelia’nın Masalı: Pagan, mitolojik ve sürrealist estetiğe sahip, karanlık bir fantezi. 2. Mercedes’in Masalı: Sert gerçekliklerle, gerillalarla ve faşist bir rejimle örülü direniş hikayesi. ### Tarihsel ve Estetik Bağlam Hikaye 1944 İspanyası'nda geçer. Bu tarih kritiktir çünkü İspanya İç Savaşı bitmiş, faşizm (Franco rejimi) kesin olarak kazanmıştır. Ancak dağlarda hala direnen gerillalar vardır. Film, estetik olarak İspanya'nın Barok döneminden, Romantik dönem orman tasvirlerinden ve Goya’nın "Kara Resimler"inden beslenir. Işık kullanımı (Tenebrizm tekniği), figürlerin karanlık içinden belirginleşmesini sağlayarak filmin gotik atmosferini güçlendirir. ⭐ 2. Karakter Psikolojisi ve Sembolizm ### 👧🏻 Ofelia: Liminal Kahraman ve Masalın Direnişçisi Ofelia, klasik masal kahramanları (Alice veya Dorothy) gibi sıkıcı bir dünyadan kaçmaya çalışmaz; o, dehşet verici bir travmadan (savaş, açlık, sadist bir üvey baba) kurtulmaya çalışır. * Liminalite (Eşikte Olma): 11-12 yaşlarındaki Ofelia, ne çocuktur ne de yetişkin. Antropolojide "liminal dönem"
-varsa- iletimi okuyana merhaba.. bu iletiyi buraya açıklama yapmaksızın sadece linkler üzerinden paylaşacaktım ama ilgilisi, meraklısı olur(sa) diye bu açıklamayı yazıyorum.. geçenlerde burada şu iletiyi paylaşmıştım; #283306674 bu iletide adı geçen kitapları alırken dayanamadım dorlion yayınlarından da bir iki kitap aldım; bkz., görselin sağ üst köşesi; i.hizliresim.com/en08pab.jpeg beni burada takip edenler olsun, yazdığım konu ile alakalı iletilerime denk gelenler olsun burada dönem dönem dorlion yayınlarından aldığım, almayı düşündüğüm kitaplar özelinde yazdığım iletileri bilir, hatırlar.. bilmiyor ve hatırlamıyorsa örnek olarak bkz.; #268538537 , #269070816 , #272679417 , #282355141 , #283166234 , dorlion yayınlarına ait kitapları bazı bazı buraya aldıkça kaydediyorum.. ancak gerek farklı sitelerden olsun gerek aynı siteden olsun bu yayınevine ait kitapların listesi karışmaya başladı.. aynı kitabı farklı sitelerde ekleme yapma, kitapların bir kısmının alışveriş listemde olması, bir kısmının favorilerimde olması, bir kısmının alışveriş sepetimde olması gibi sebepler.. buraya aldığım kitapları kaydettiğim iletiler de dağınıktı.. ben de bu karışıklığı sonlandırmak adına dorlion yayınlarının baskıda, satışta olan 4.660 kitabına tekrardan bakıp buraya almayı, incelemeyi düşündüğüm kitaplar ve aldığım kitaplar şeklinde liste yapmaya karar verdim.. dorlion yayınlarından çıkmış bazı kitaplar yeditepe yayınları, dby yayınları, alfa yayınları, destek yayınları, tarih vakfı yurt yayınları, say yayınları, iş bankası yayınları, ötüken yayınları.. liste uzar gider.. gibi yayınevleri
Yedikule Yankıları
Ayberk’in Gölge Sarayı Uzak diyarlarda, altın kubbeleri ay ışığında parlayan bir şehir vardı. Bu şehrin halkı gündüzleri günlük işlerine dalar, geceleri ise yıldızları izleyerek hayaller kurardı. Ama şehirde, yalnızca karanlık çöktüğünde ortaya çıkan bir Gölge Sarayı yükselirdi. Saray, gölgelerle konuşur, duvarlar gecenin sırlarını fısıldardı. Genç bir han, Ayberk, bir gece şehrin sessiz sokaklarında yürürken, tüyleri geceyi yansıtan bir kedi ona yol gösterdi. Kediyi takip ederek, taşlarla örülü gizli bir merdiveni keşfetti. Merdivenin her adımı, eski şarkılar ve unutulmuş hikâyelerle yankılanıyordu. Merdivenin sonunda, gece mavisi ve gümüşle süslenmiş dev bir saray yükseliyordu. Kapılar kendi kendine açıldı, Ayberk’i içeri davet etti. Sarayın her köşesi bir sır taşıyordu: Altın kuş kafeslerinde ışık saçan kuşlar, dev aynalar, gölgelerle konuşan cariyeler. İlk odada, yıldızlarla süslü bir salon vardı. Konuşan kitaplar, her biri farklı bir masalı fısıldıyordu. Ayberk bir kitabı açtı; kitap, uzak diyarlarda bir hanın yıldızları toplama hikayesini anlatıyordu. Ancak bir karanlık rüzgar yıldızları kaçırmış ve şehrin sessizliği gölgelerle dolmuştu. Avluda, eski bir cariye Ayberk’e şöyle dedi: "Şehri kurtarmak için önce kendi kalbini keşfetmelisin. Cesaret, sabır ve merakın birleştiği yerde ışık seni bekler." Ayberk, altın kafeslerde parlayan kuşların rehberliğinde ilerledi. Kuşlar ona, şehrin unutulmuş sırlarını fısıldıyordu. Her adımda dev aynalarla dolu koridorlar, her aynada kendi korkularını ve arzularını gösteriyordu. Ama Ayberk kararlıydı; her gölgede bir ışık buluyordu. Son odada, dev bir sandık duruyordu. Sandığı açtığında, altınla ışıldayan haritalar, kadim kitaplar ve geceyi aydınlatacak masallar ortaya çıktı. Ayberk, bu hazineyi alarak sarayın tepesine
Alıntı
Reklam
Reklam