Bizim aşk hikayemiz, masallardaki gibi başlamıştı. Fakat sonu öyle gelmedi. Masallarda Keloğlanlar, yıldız şehzadeler, dev padişahının elinden sevgililerini kurtarmak için dağları, taşları aşarlar. Tılsımları bozup yedi kat yerin dibindeki karanlık mağaraların kapılarını açarlar. Bu masalların sonu daima, kuşun kafesten kurtuluşu ve kırk gün kırk gece süren düğünlerle biter. Halbuki ben, bir kuş kadar masum bir kızın kendi kendini feda edişini olduğu gibi kabul ettim. Kaygısız bir ahundun, bir kelle şeker ve birkaç ruble para karşılığında okuduğu nikah duasının düğümünü çözemeden, bir tılsım karşında kaçan bir cin gibi, onun yaşadığı şehri terk ettim.
Sayfa 180 - Remzi Kitabevi
Alıntı
Çünkü Beyaz Dev'e mızrak mesafesinde, kılıç mesafesinde yaklaşmak mümkün değildir.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Reklam
Orada yatarken annesiyle babasını, tüm varoluşunu iki dev gezegen gibi etraflarında döndüren annesiyle babasını düşünüyordu. Sonra koptu ve ebedi geçmişe dönüşe daldı. Bir evde sevilmeden büyürseniz başka bir seçenek olup olmadığını da bilemiyordunuz.
Sayfa 305·Kitabı okudu
Alıntı
İstanbul Masalı,
İsli paslı yetim Ey benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim
Sayfa 252·Kitabı okudu
"Öksüz Kız" Masalı
. -Hocam Ali Canip Beğe- Ufuklarda yaralı bir göğüs kanıyor, Ovalarda kızıl kumlar dalgalanıyor; Rüzgârlara haykırırken yalçın kayalar; Uğulduyor nihayetsiz, engin yaylalar.. Bu kış günü bir öksüz kız elde bakracı, Merhametsiz rüzgârlarla dağılmış saçı Su almağa gidiyordu... Sırtı çıplaktı; Karanlıkta artan soğuk sırtını yaktı... Şişirmişti karlar küçük ayaklarını, Esen rüzgâr dondurmuştu kulaklarını. Zavallının karnı açtı, gözü yaşlıydı. Düşe kalka gidiyordu, çok telaşlıydı. Bir kasırga koptu birden, kızı ağlattı, Güzel, narin vücudunu yerlere attı... Yukardaki saraydan gördü bunu ay, Gözlerine zindan oldu birden bu saray... -Soğuk kızın gül yüzünü kavuruyordu- "Ay", bir anne gibi tatlı sesiyle sordu: Çıldırdın mı kız? Niçin yapyalnız Çıktın dışarı? Görmedin mi sen? Dışarda esen Deli rüzgârı?
Sayfa 111 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Şiir
Liteynıy boyunca kitapçıların yanından geçerek gidiyorum. Dün bir mucize olsun istemiştim. Evet, evet, şimdi bir mucize gerçekleşse ne güzel olur demiştim. Yarı kar, yarı yağmur bir şeyler yağmaya başlıyor. Kitapçının önünde durup vitrine bakıyorum. On tane kitabın adını okuyorum ve o anda unutuyorum. Sigara için elimi cebime sokuyorum ama artık bittikleri aklıma geliyor. Suratıma kibirli bir ifade oturtup, bastonumu tıkırdatarak hızla Neva Caddesi'ne gidiyorum. Neva Caddesi'nin köşesindeki bina sarının iğrenç bir tonuna boyanıyor. Yola doğru çıkmak gerek. Karşıdan gelenler beni ittiriyorlar. Hepsi kısa süre önce köylerinden gelenler ve sokaklarda yürümeyi bilmiyorlar. Bunların kirli kıyafetlerini ve yüzlerini birbirinden ayırmak çok zor. Her yerden geçiyorlar, böğürüp duruyor, itişip kakışıyorlar. Birbirlerine çarptıklarında da "affedersiniz" demiyorlar, bağıra bağıra küfürleşiyorlar. Tramvayda da küfür eksik olmuyor. Herkes birbirine sen diye hitap ediyor. Kapı açıldığında tramvay vagonundan durağa ılık ve ağır bir hava dalgası geliyor. Bugün öğlen ikide uyandım. Üçe kadar da yatakta uzandım, kalkacak gücüm yoktu. Gördüğüm rüyayı etraflıca düşündüm; neden köpeğin nehre baktığını ve orada ne gördüğünü. Kendimi bunun çok önemli olduğuna inandırdım; rüyayı enine boyuna düşünmenin. Ama rüyada daha sonra ne gördüğümü hatırlayamadım, ben de bir başkası hakkında düşünmeye başladım. Tanrı'dan nasıl olursa olsun bir mucize diledim. Evet evet, bir mucize lazım. Nasıl bir mucize olursa artık. Lambayı yakıp etrafıma baktım. Her şey eskiden olduğu yer deydi. Zaten odamdaki hiçbir şeyin değişmesine de gerek yoktu. İçimde bir şeylerin değişmesi gerekiyordu. Saate baktım. Üçü yedi geçiyor. Demek ki, en geç on bir buçu ğa kadar uyuyabilirim. Hemen yatmak lazım! Lambayı
Reklam
Reklam