İnsanlar için dev örümcek ağlan. Ağların kenarlarına dikkatle konan hayvanlar, yakalanmış insanları seyretmekteler.
Sayfa 19 - Payel Yayınevi·Kitabı okudu
Felsefe
"Eğer Tanrı varsa, karanlıkta kin dolu dev bir örümcek olsa gerek."
Reklam
Yağmur saat dokuzda yağmaya hala devam ediyordu. İşçiler gri yağmurun altında yürüyordu. Yağmur gibi griydiler. Onun gibi bitmek bilmiyorlardı. Yağmurun gri bulutlardan gelmesi gibi gri semtlerden sökün ediyorlardı. Sonbahar yağmuru gibiydiler. Durmak bilmeyen, amansız ve sessiz. Hüzün yayıyorlardı. Fırıncılar geliyordu, yüzleri kansız, hamurdan yapılmış gibi adalesiz ve güçsüz; sert elli, düşük omuzlu tornacılar; otuz yaşından sonrasını göremeyecek olan cam üfleyiciler: Kıymetli, ölümcül, parlak cam tozu ciğerlerine batıyordu. Fırçacılar geliyordu, gözleri çukura kaçmış, gözenekleri fırça tozu ve kılıyla dolmuş. Genç işçi kadınlar geliyordu, işten bitkin düşmüş, hareketleri genç, yüzleri tükenmiş. Marangozlar yürüyordu. Ağaç ve rende talaşı kokuyorlardı. Sonra meşe dolaplar kadar iriyarı ve büyüleyici dev mobilya nakliyecileri. Bira fabrikalarından ağır işçiler geliyordu, yürümeyi öğrenmiş kocaman ağaç gövdeleri gibi ayaklarını yere vurarak yürüyorlardı; oymacılar geliyordu, yüzlerindeki kırışıklıklarda neredeyse görünmeyen metal tozları vardı; uykusunu alamamış gazete dizicileri, on yıldan fazladır tüm bir gece uyumamışlar; gözleri kırmızı, yanakları solgun, gün ışığına alışkın değiller. Taş döşeyiciler geliyor, kendi inşa ettikleri caddelerden yürüyorlar, yine de onlara yabancı gibiler, parlaklıklarından, genişliklerinden, azametlerinden büyülenmişler; onları makinistler ve demiryolu işçileri izliyor. Bilinçlerinde hala kara trenlerin tekerlekleri dönüyor, sinyaller renk değiştiriyor, tiz düdükler ötüyor, bronz çanlar çalıyor.
Örümcek geriye doğru sıçradı ve Bilbo bacaklarını tutan bağları kesip kendini kurtaracak zamanı buldu. Bundan sonra saldırma sırası ona gelmişti. Örümcek besbelli yanlarında böyle iğneler taşıyan şeylere alışık değildi, yoksa çok daha çabuk uzaklaşırdı. Bilbo yaratığın üzerine atıldı ve ona kaybolma fırsatı tanımadan kılıcını örümceğin gözlerinin tam ortasına sapladı. Bunun üzerine örümcek delirdi, sıçradı, dans etti ve bacaklarını korkunç kasılmalarla savurdu, nihayet Bilbo ikinci bir darbeyle yaratığı öldürdü, ardından yere yığıldı ve uzun bir süre başka hiçbir şey hatırlamadı. Kendine geldiğinde etrafı ormanda gündüz vaktine özgü loş, gri ışıkla kaplıydı. Örümcek yanında cansız yatıyordu ve kılıcının çeliği siyaha bulanmıştı. Her nasılda dev örümceği karanlıkta tek başına, büyücünün, cücelerin veya başka kimsenin yardımı olmadan öldürmek Bay Baggins’te büyük bir değişiklik yaratmıştı. Kılıcını çimenlere silip tekrar kınına koyarken kendisini farklı biri, midesinin boşluğuna rağmen daha sert ve cüretkâr hissediyordu. “Sana bir isim vereceğim,” dedi kılıca, “ve sana İğne diyeceğim.”
Sayfa 182 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Kendimi dev bir örümcek ağına yakalanmış gibi his­sediyordum...
...yatağın güvenliği aldatıcıdır. Yorganın altında dev bir örümcek tarafından yenilme tehlikesi yoktur elbette, ama insanı kendi korkusu yiyip yutabilir.
Can Yayınları, Joseph
Reklam
Reklam