Hafızamın ayrıcılıklı köşelerinden birinde müşfik bir eylül sa­bahının hatırasını saklamaya devam ediyorum. O sabah, Bemar­do de lrigoyen Bulvarı'yla Mayıs Bulvarı'nın kesişiminin güneye bakan köşesinde, bugün hala yoldan geçenlere o görkemli silüeti­ ni göstermeye devam eden bir gazete bayisinin önünde tamamen şans eseri bir şekilde karşılaşmıştık.
Sayfa 115 - Everest yayınları 2021
Deneme, İnceleme, Edebiyat
ihsan eryavuzun osmaniyelilere dediğidir..
Kardeşlerim! Mahvolmak tehlikesi karşısında bir müddet için birleştiniz; Ermeniler kaçtılar, Fransızlar çekildiler; fakat kavga büsbütün bitmemiştir, kardeşlerim! Muharebe bitmemiştir, hastalık nüksetmek için milli bünyemizin daha ziyade zayıflamasını, kuvvetten düşmesini bekliyor. Eğer bizler Türklüğümüzü bilmez; milliyet sevgisini kalbimizin derinliklerinde muhafaza etmez; Türklüğümüzün yükselmesi için el ele vererek var kuvvetimizle ve kardeş gibi yardımlaşmazsak; icabında birbirimizin yolunda Türklük uğurunda hayatımızı, malımızı, her şeyimizi feda etmeyi bilmez isek; bilmiş olalım ki bu kere üzerinde bize istikbal, istiklal ve hayat yoktur. Balkan Harbi'nden evvel idi: Rumeli'de bir Türk çiftliğine yolum düşmüştü. Kadınlı erkekli Bulgar işçileri güneş altında çalışıyor, orak biçiyorlar; çiftlik sahibi ağa büyük bir çınar ağacı gölgesinde halıları yaydırmış, üzerine. bir de şilte serdirmiş, şilteye yaslanmış keyif sürüyordu. Bizi misafir kabul etti. Gösteriş olsun için, oradan geçen ihtiyar bir Bulgarı çağırdı; gelen, kasketini çıkardı, yerlere kadar eğilerek selam verdi. Çiftlik sahibi ona bir isim söyleyerek, "Gönder!" dedi. Bir genç Bulgar kadını gelmişti. Ağa emir verdi. Genç gelin oynamaya başladı. O zaman dayanamamış, çiftlik sahibi gafil kardeşime demiştim, "Siz bu halin böyle devam edeceğini mi zannediyorsunuz? Bu gafletten uyanmaz, kendimize gelmez, işimize mukayyet olmaz, böyle ağaç gölgeleri altında kadın oynatmakla ömrümüzü geçirmekte ısrar edersek; korkarım ki bu gecenin sabahı çok korkunç ve felaketli olur. Ne talihsiz bir insan imişim ki korktuğuma üç dört sene sonra uğradım. Balkan Harbi nihayetinde Koşukavak'a tabi olan o yerleri kendi elimizle Bulgarlara teslime mecbur olmuştuk. Kardeşlerim! Dün huduttan bahsolunduğu zaman memleketinizi çok
Sayfa 285·Kitabı okudu
Reklam
Sonra hiç hesapta yokken, mutlu sona ulaştım. Olaydan bir gece önce, planımı uygulamamaya ve her şeyi bırakmaya karar verdim. Bu sebeple son bir kez, bu defa her şeyi nasıl bırakacağımı görmek için Nevski Bulvarı'na gittim. Birdenbire, düşmanımdan üç adım uzakta olduğumu fark ettim, beklenmedik bir şekilde kararımı verdim, gözlerimi kapadım ve ona doğru ilerleyip omzum ile çarptım! Tek bir santim bile yana kaymamıştım ve onun yanından, onunla denkmiş gibi geçmiştim! Etrafına bile bakmadı, fark etmemiş gibi yaptı ama numara yaptığından emindim. Bugün bile bundan eminim! Tabii ki çar-pışmadan daha fazla etkilenen ben oldum, adam çok güçlüydü ama önemli olan sarsılmak değildi. Önemli olan şu ki amacıma ulaşmıştım. Onurumu korumuştum, bir adım bile kenara çekilmemiştim ve kendimi toplum önünde onunla denk düzeye getirmiştim. Eve, her şeyin intikamını almış olma hissiyle döndüm. Keyifliydim. Bir zafer kazanmıştım, bu yüzden İtalyan aryaları söyledim.
Sayfa 61 - Fark yayınları·Kitabı okudu
İnsan herşeyi okumalı mi ?
Birader sen de amma zayıf kalbli adamsın. İnsan her şeyi okumalı. Fakat hiç birinin müfrit taraftarı ve mutaas. sıbı olmamalı. Kararlılık, ihtiyat ve itidali elden bırakma-malı. Fikirleri tarta tarta okumalı. Gerçekten bu gibi ki. tapların okunması insanı, özellikle gençleri tabii biraz sar-sar. Ben bunları okurum da sarsılmam demek, boş lakır. tıdır. Çünkü insanın hamama girip de terlememesi, denize düşüp de ıslanmaması mümkün değildir. Gözünüze bir zerre, dişinizin arasına ufacık bir şey girse sizi son derece rahatsız eder. Çıkaracağım diye uğ-raşır durursunuz, çıkarmayınca da rahat ademezsiniz. El. bette taptaze dimağınıza bir takım vahşi fikirler girince gereği gibi huzurunuzu bozar. Derde bakınız ki onlar pen-se ile değil, kelpeten ile de çok çıkar. Aykırı felsefî fikir-lerle oynamak herkesin kârı değildir. Öyle şeylerle uğra-şan bir adam labratuvarında çalışan bir kimyacı gibi ol-malıdır. Kimyacı bir takım kimyasal maddeler hakkında ilmi araştırmalar yaptığı esnada onların içindeki zehirli maddelerin zararlı tesirlerinden kendini korumak için na-sıl bir çok tedbirler alırsa, felsefe ile uğraşanlar da tıpkı o kimyacı gibi ihtiyata uyması gerekir. Zira o fikirlerin için-de öyle helâk edici, öyle zehirli fikirler vardır ki insanı bir anda yere serip öldürür. Kürtçe çeviri Bira, tu mirovekî pir lawaz î. Divê mirov her tiştî bixwîne. Lê divê mirov nebe alîgirê tundrew an fanatîk ê tiştekî. Divê mirov biryardarî, hişyarî û nermbûnê bernede. Divê mirov ramanan bi baldarî bixwîne. Bi rastî, xwendina pirtûkên weha bi xwezayî mirovan, nemaze ciwanan, dihejîne. Gotina "Min ev xwendin û ez ê nehejînim," axaftinek vala ye. Ji ber ku ne mimkûn e ku mirov bikeve serşokê û xwêdan negire, an jî bikeve deryayê û şil nebe. Ger tozek bikeve çavê te, an tiştek piçûk di navbera
Nihai durağı Kudüs olacak yolculuğuna çıkmak için Paris’ten ayrılmadan hemen önce, Eliezer Ben-Yehuda, Montmartre Bulvarı üzerindeki bir kafede arkadaşlarına ilk kez İbranice bir konuşma yaptı. O zamana kadar “mümkün olduğunca” İbranice konuşmaya çalışan genç adam, Kudüs seyahatinden önce kesin kararını vermişti: Bundan sonra, hayatının sonuna kadar tamamen İbranice konuşacaktı. Ancak Paris’teki o tecrübe, İbranicenin mevcut kelime hazinesinin modern dünyada insanlarla iletişim kurarken son derece yetersiz kaldığını göstermişti. İbranice bir “din dili” olduğundan, birçok kelime ve kavram mevcut değildi. Eliezer, böylece bir vazifeyi daha yüklendi: İbraniceye yeni kelimeler kazandırmak. Bu iş, son nefesine kadar devam edecekti.
Sayfa 38
Alıntı
Reklam
Reklam