John Peter Eckermann
Kilise yönetmeliklerinde birçok aptalca şey var. Doğal olarak hakimiyet kurmak istiyor; o zaman da boyun eğen, idare edilmeye yatkın, tutucu bir kitlesi olması gerekiyor. Yüce, dolgun maaşlı ruhanilerin en çok korktuğu şey, alt tabakaların aydınlanmasıdır. Bu kitleleri olabildiğince uzun bir süre İncil'den yoksun bırakan yine onlardı. Hem Hristiyan, hem de yoksul bir cemaat üyesinin, dolgun maaşlı bir piskoposun ihtişamı konusunda ne düşüneceği ortada; görkemli piskopos altı atın çektiği saltanat arabasıyla ortalıkta dolaşırken, cemaat üyesi İncil'de havarileri ile alçakgönüllü bir tavırla yaya olarak yürüyen Hz. İsa'nın yoksulluğunu ve fakirliğini görecekti tabii!" "Luther'e ve reformasyon hareketine," diye devam etti Goethe, "genellikle neler borçlu olduğumuzu hiç bilmiyoruz. Düşüncelerimizdeki tutuculuğun zincirlerinden kurtulduk; gelişen kültürümüzün sonucu olarak, kaynaklara dönmek ve Hristiyanlığı kendi saflığı içinde kavrama yetisini kazandık. Tanrı'nın yarattığı yeryüzünde sağlam ayaklar üzerinde durmak ve tanrısal yetiye sahip insan doğamızı hissetmek cesaretini yeniden edindik. Düşünsel yönden kültür ne kadar ilerlerse ilerlesin, fen bilimlerinin kapsamı istediği kadar genişleyip derinleşsin, insan ruhu ne kadar gelişirse gelişsin, insan İncil'in İsa'nın yaşamını anlatan bölümlerinde pırıl pırıl parlayan ve ışık saçan Hristiyan etik kültürünün ve yüceliğinin ötesine geçemeyecektir!" 59 Yeni Ahit, I. Selanikliler, 19. 750
Alıntı
Tüm vücudu, kemiklerine kadar titriyordu. “Babamın ölümü... Bu ateşlere dayanamamamın sebebi bu.” Eli hareketsiz kaldı, sonra devam etti. “Neden?” “Kütükler...” Ürperdi. “Çatlıyorlar. Kemik kırılması gibi.” “Babanın boynu gibi.” “Evet,” diyerek nefes aldı. “Ben o sesi duydum. Ateşin yanındayken boynunun kırıldığını nasıl duymayacağımı bilmiyorum. Bu... bu bir işkence.”
Nesta ve Cassian·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
"Bu hâlini sevmiyorum," diye devam etti Sibel. "Her şeyini bırakıyorsun, hayattan çekiliyorsun, yenilgiyi seviyorsun sanki. Daha kuvvetli olman lazım."
Sayfa 189·Kitabı okuyor
"Sevgi ve merhamet kardeştir." dedi Ali'nin annesi. Ve devam etti: "Allah'u Teâlâ sevgiye ve merhamete önem verir. Bize bu iki güzel duyguyu öğreten bir elçi seçti. Bakın size bir kıssa anlatmak istiyorum. Peygamberimiz, bir gün susamış bir köpeğe su veren bir adamın bu davranışından dolayı Allah'ın affına mazhar olduğunu belirtmiştir."
Sayfa 98·Kitabı okuyor
Arya Atuan Mezarları’nın Tek Rahibesi artık
“Atuan Mezarları’nın Tek Rahibesi olarak tüm güçlerini eline almıştı. Artık herkes onun önünde diz çöküp selam veriyordu; suratsız Tear ile Kossil bile. Herkes onunla özenli bir hürmetle konuşuyordu. Fakat hiçbir şey değişmedi, hiçbir şey olmadı. Takdis merasimi biter bitmez günler, daha önceki gibi akıp gitmeye devam etti.”
Sayfa 33 - metis·Kitabı okuyor
''Ne kaba saba adam!'' dedi annesi yüksek sesle, ve kız, insanın yabancı bir kelimenin zaten tahmin ettiği anlamını sözlükte bulduğunda duyduğuna benzer bir hoşnutluk duydu. ''Gerçek insan değil,'' değil diye devam etti annesi kızgın bir şaşkınlıkla. ''Ne biçim şey öyle. Kesinlikle gerçek insan değil. Bana madam diyor, sadece madam, tezgâhtarlar gibi. Tanrı bilir neyin nesi bu adam. Eminim Sovyet pasaportu vardır. Bolşevik, sadece bir Bolşevik. Orada öylece aptal gibi oturdum. Ya havadan sudan konuşması...! Bu arada kolyenleri kirli. Dikkat ettin mi? Kirli ve yıpranmış.'' ''Havadan sudan konuşma neymiş?'' diye sordu kızı, eğik kaşların altından. ''Evet madam, hayır madam.'' 'Burada güzel bir atmosfer var' Atmosfer! Ne kelime, değil mi? Ona -konuşacak bir şey olsun diye- Rusya'dan ayrılalı çok olup olmadığını sordum. Sadece sustu. Sonra senin 'meşrubatı soğutmayı' sevdiğini söyledi. Meşrubatı soğutmayı! Ne ahmak adam, ne ahmak adam! Yok, yok böyle tiplerden uzak duralım...''
Reklam
Reklam