Tabiatın, insan türünün devamı için hemen her koşulda hayatta kalma, zorluklara dayanma ve baskılara direniş gücü olarak kadınlara armağan ettiği o cıvıl cıvıl, rengarenk ve yenilmez enerjiye Kız Neşesi adını koydum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Saflık", ilk asla dönüş hareketinin en son ulaşacağı nokta olan ilk kadîm noktanın "boyutsuz" birliğine tekabül eder. "Mutlak olarak saf insan, saflığıyla bütün insanların, bütün varlıkların içinden ok gibi sivrilir çıkar... Öyle ki, uzayın altı yönünde hiçbir şey ona artık karşı gelmez, hiçbir şey ona karşı koyamaz. Ateş ve su ona zarar veremez," Gerçekten o, altı yönü de ışıldama yoluyla çıkış ve kurtuluş yolu olan merkezde durur. Yönler dönüş hareketi içinde oraya ikişer ikişer gelip nötralize olurlar; öyle ki bu biricik noktada onların üçlü karşıtlığı bütünüyle son bulur. Oradan çıkan ya da orada toplanan hiçbir şey "değişmez birlikte mukim olan varlığa ulaşamaz. Kendisi hiçbir şeye karşı koyamayacağı gibi, hiçbir şey de kendisine karşı koyamaz; çünkü karşıtlık, zorunlu olarak aynı anda iki terim gerektiren karşılıklı bir ilgidir. Dahası, İlke'ye özgü birlikle bağdaşamaz. Karşıtlığın zâhirî bir görünümü veya devamı olan düşmanlık, her tür karşıtlığın ötesinde ve dışında bulunan varlığın karşısında varlığını koruyamaz. Şu basit dünyada karşıtların temel örneği olan ateş ve su ona zarar veremez; daha doğrusu, onun için karşıt olarak var sayılmazlar. Zâhiren karşıt ama gerçekte birbirini tamamlayıcı niteliklerin birleşmesiyle aslî/ilkel esîrin (éther primordial) değişmezliği içinde dengeleşip nötrleşirler.
1969-1972 momentinin bir biçimde devamı sayılabilecek ve uluslararası bağlamdan da beslenen psikolojik ve ideolojik iklim içerisinde, "devrimci şiddet" formülasyonu oldukça yüksek bir meşruiyet derecesine sahiptir: Siyasal iktidarın zorla ele geçirilmesi fikri dönemin tüm sosyalist aktörlerinin ortak ufkudur, tartışma sadece zamanlama üzerine dönüyordur.
Keşke aldırmayabilse, kendini rahat bıraksa, umut kalmadığı gerçeğini görerek ona göre yaşayabilseydi ama bilmeye, emin olmaya, hiçbir zaman olanak yoktu. Gelecek zamanın bir tek değil, birkaç olası boyutu vardı. İnsan umudundan bile vazgeçemiyordu. Rüzgâr esecek, tozlar çökecek ama zaman yine de bilinmez bir biçimde, bir değişiklik daha getirecekti. O da mutlaka korkunç bir değişiklik olacaktı. Çünkü gelecek zaman, şimdiki zamanın devamı olmayacaktı.