Nimet Tanrıver

Nimet Tanrıver
@devilone
"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu." Oscar Wilde
kendi huzurumuzu etkileyen şeyleri katlayıp etkilemeyenleri küçülten öyle bir ters orantı mevcuttur ki, tanımadığımız milyonlarca insanın ölümü, bizi neredeyse bir hava cereyanından daha az rahatsız eder. mme verdurin'in migrenleri, sütlü kahvesine batıracak kruvasan bulamayınca iyice arttığından, sonunda cottard'dan bir reçete almış ve daha önce sözünü ettiğimiz bir restorana, özel olarak kruvasan yaptırmaya başlamıştı. gerekli resmi izni alması, bir generalin atanması kadar zor olmuştu. ilk kruvasanına kavuştuğu sabah, bütün gazetelerde lusitania'nın battığı haberi vardı. mme verdurin bir yandan kruvasanını sütlü kahvesine batırıp bir elini fincanından ayırmak zorunda kalmadan açık durması için gazetesine fiskeler vuruyor, bir yandan da, "ne korkunç! en feci trajedilerden daha dehşet verici bir olay" diyordu. ama boğulan onca yolcunun ölümü, onun zihninde milyara bölünmüş olarak canlanıyordu muhtemelen, çünkü ağzı dolu, bu kederli yorumları yaptığı anda yüzündeki ifade, herhalde migrene karşı son derece etkili olan kruvasanın tadından kaynaklanan, tatlı bir tatmin ifadesiydi.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"hiç kuşkusuz, dostluk, bireyler arasındaki dostluk hava cıvadır ve okuma bir dostluk biçimidir. ama en azından dostluğun samimi bir biçimidir ve bir ölüye, olmayan birine yönelik olması ona çıkarsız, neredeyse dokunaklı bir hava verir. dahası o, öteki bütün dostluk biçimlerini çirkinleştiren her şeyden bağımsız bir dostluktur. biz yaşayanlar, henüz göreve başlamamış ölülerden başka bir şey olmadığımız için bütün bu nezaket, bir evin holünde giriştiğimiz bütün o selamlaşmalar, ki adına saygı, minnet ya da bağlılık deriz ve içine onca sahtekârlık karıştırırız, bunların tümü bezdirici ve kısırdır. okumada, dostluk aniden başlangıçtaki saflığına kavuşur. kitaplarda sahte sevimlilik yoktur. geceyi bu dostlarla geçiriyorsak, bu, gerçekten istediğimiz içindir. en azından kitaplar söz konusu olduğunda dostlarımızı genellikle üzülerek terk ederiz. ve onları bir kere terk ettiğimizde, "bizim hakkımızda ne düşündüler?", "densizlik etmedik ya?", "bizden hoşlandılar mı?" türünden dostluğu bozan bu düşüncelerden hiçbiri olmadığı gibi, başka biri yüzünden unutulmuş olma korkusu da yoktur. bütün bu dostluk endişeleri, okuma denen bu katışıksız ve dingin dostluğun eşiğinde son nefeslerini verir. saygı da gereksizdir; molière'in söylediğine tam tuhaf bulduğumuz ölçüde güleriz; bizi sıktığında, sıkılmış görülmekten korkmayız ve onunla birlikte olmaktan gına geldiğinde ne dehası ne de ünü onu aniden yerine koymaktan bizi alıkoyamaz. bu katışıksız dostluğun atmosferi, sözden daha katışıksız olan sessizliktir. çünkü başkaları için konuşuruz ama kendimiz için susarız. bu yüzden, sessizlik, konuşmadan farklı olarak, eksiklerimizin, yapmacık davranışlarımızın izini taşımaz. o katışıksızdır, o gerçek bir atmosferdir."
"birbirlerine sarılmış aşıklar bireysel coşkularını umutsuzca tek bir yüce benlik halinde kaynaştırmaya çalışırlar, ama boşunadır. doğası gereği her vücut bulmuş ruh tek başına acı çekmeye ve zevk almaya mahkumdur..."
"arabalarından dışarı asla çöp atmayan insanlar yanınızdan geçerken radyolarının sesini köklerler. kalabalık restoranlarda suratınıza asla puro dumanı üflemeyen insanlar cep telefonlarına böğürürler. bir karış mesafeden birbirlerine bağırırlar. bitki veya böcekleri öldüren ilaçları asla sıkmayan bu insanlar oturdukları semti müzik setlerinden çıkan iskoç gayda müziğine boğarlar. çin operasına. country müziğine. dışarıda, bir kuşun şakıması kulağa hoş gelir. patsy cline gelmez. dışarıda, trafik gürültüsü zaten yeterince kötü. buna chopin'in mi minör piyano konçertosu'nu eklemek durumu düzeltmiyor. gürültüyü bastırmak için müziğinizin sesini açıyorsunuz. diğer insanlar da sizinkini bastırmak için kendilerininkini açıyorlar. sonra siz biraz daha açıyorsunuz. herkes daha büyük bir müzik seti alıyor. bu, sesin silahlanma yarışı. ve bu savaşı tizi artırarak kazanamazsınız. maksat kalite değil, sesin yüksekliği. maksat müzik değil, kazanmak. siz de bu yarışmaya baslarla katılırsınız. pencereleri zangırdatırsınız. şarkının melodisini es geçip sözleri haykırırsınız. aralara küfür serpiştirip, o kelimeleri vurgulu bir biçimde söylersiniz. hükmedersiniz. işin aslı iktidardır.
ah şu dikkat dağıtma-kolikler. ah şu odaklanma-fobikler. bizim george orwell olayı tersinden anlamış. büyük birader bizi gözetlemiyor aslında. şarkı söyleyip dans ediyor. şapkadan tavşan çıkarma numaraları yapıyor. büyük birader uyanık olduğunuz her dakika dikkatinizi çekmekle meşgul. sürekli aklınızın başka yerde olduğundan emin olmak istiyor. tamamen zapt olduğunuzdan emin olmak istiyor. hayal gücünüzün tükenmekte olduğundan emin olmak istiyor. olsa olsa apandisiniz kadar faydalı hale gelene dek. dikkatinizi sürekli olarak bir şeylere verdiğinizden emin olmak istiyor. ve bu şekilde başkası tarafından besleniyor olmak gözetleniyor olmaktan da beter. dünya sizi doyurduğu sürece, kimsenin kafanızdaki fikirler konusunda endişe etmesi gerekmiyor. herkesin hayal gücü köreldiğinde, artık hiç kimse dünya için bir tehdit olmayacak. ... hayatta karınızla çocuğunuzun ölüsünü bulmaktan daha kötü şeyler de vardır. mesela dünyanın bunu yapışını izleyebilirsiniz. karınızın yaşlanışını ve hayattan bezişini izleyebilirsiniz. çocuklarınızın dünya üzerinde onlardan uzak tutmaya çalıştığınız her şeyi keşfetmelerini izleyebilirsiniz. uyuşturucular, boşanma, konformizm, hastalıklar. bütün güzel ve temiz kitaplar, müzik, televizyon. dikkatin dağılması. çocukları ölen ailelere, haydi, durmayın, demek istersiniz. kendinizi suçlayın. sevdiğiniz insanlara, onları öldürmekten daha kötüsünü yapabilirsiniz. bunun en alışılmış yolu bu işi dünyanın yapışını izlemektir. gazete okuyun yeter. müzik ve kahkahalar düşüncelerinizi yiyip bitirir. gürültü örter. sesin her türü dikkat dağıtır. tutkaldan başınız ağrır. artık, kimsenin aklı kendine ait değildir. konsantre olamazsınız. düşünemezsiniz. beyninizi kemiren bir gürültü vardır daima. bağıran şarkıcılar. kahkaha atan ölüler. ağlayan aktörler. tüm bu