Puan vermedi·
Eser şu soruları sorar • Insan özgürlük olmadan mutlu olabilir mi? • Düzen mi daha degerlidir, özgürlük ü? • Aşk insanı neden değiştirir? • İnsanı insan yapan şey akıl mı, ruh mu? Sembolik olarak İntegral: * Aklın ve matematiğin mutlak egemenliğini, * Bireyselliğin yok edilmesini, * Devletin insan üzerindeki tam kontrolünü, * “Mutluluk için özgürlüğün feda edilmesi” fikrini temsil eder. Tek Devlet her şeyi formüllere indirmek ister. Ama insan ruhunda her zaman bir “X”, yani hesaplanamayan bir taraf vardır.
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · Can Yayınları · 202311,9bin okunma
10/10
·490 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
KLASİKLERLE FELSEFE (Felsefi Ünceleme) NIGEL WARBURTON Klasiklerle Felsefe, 1962 doğumlu Britanyalı ünlü felsefeci Nigel Warburton tarafından kaleme alınan ve felsefe tarihinin en önemli yapıtlarını rehber eşliğinde inceleyen popüler bir felsefeye giriş kitabıdır. Eser, akademik jargondan uzak ve son derece anlaşılır bir dille yazılmış. Kitapta, antik çağdan günümüze kadar uzanan süreçte felsefe tarihine yön vermiş tam 32 büyük eseri incelenmiştir. 32 filozof ve 32 eserin tam listesi şöyledir: Platon – Devlet Aristoteles – Nikomakhos'a Etik Boethius – Felsefenin Tesellisi Niccolò Machiavelli – Prens Michel de Montaigne – Denemeler René Descartes – Meditasyonlar Thomas Hobbes – Leviathan Baruch de Spinoza – Etika John Locke – İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme John Locke – Hükümet Üzerine İkinci İnceleme
Klasiklerle FelsefeNigel Warburton · Alfa Yayınları · 2016479 okunma
Reklam
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,369 okunma
Tarihimizde Garip Vakalar
8/10
·120 syf.··
2026 29. kitabı
Devlet-i Aliyye zamanında yaşanan garip olayları edebi bir dille anlatıyor.En garibime giden olaylar Maymunları idamı ve Abaza Mehmet Paşa oldu. Akıcı bir şekilde giden bir kitap elinizden bırakamayacaksınız.
Tarihimizde Garip VakalarReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 20251,449 okunma
Biraz da tarih incelemeleri :)
Puan vermedi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki Türkiye Hüner Tuncer Doç. Dr. Hüner Tuncer’in titiz bir arşiv çalışması ve diplomatik birikimiyle kaleme aldığı Menderes’in Dış Politikası eseri, Türk dış politikası tarihinin en radikal dönüşüm süreçlerinden birini uluslararası ilişkiler disiplininin temel yapı taşları üzerinden analiz eden sarsıcı bir kitaptır, Tuncer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan ve geleneksel dış politikayı biçimlendiren Atatürkçü ilkeler ile 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti (DP) iktidarı tarafından hayata geçirilen pratikler arasındaki derin kırılmayı mercek altına almaktadır. Kitap, temelde realist bir uluslararası politika perspektifiyle yazılmış olup, bir devletin kendi ulusal gücüne dayanmaksızın, salt bir süper gücün koruyuculuğuna ve dış yardımlara yaslanarak tam bağımsızlığını sürdüremeyeceği tezini savunmaktadır. Tuncer, yapısal analize geçmeden önce, Atatürk dönemi dış politikasının "gerçekçilik", "tam bağımsızlık", büyük güçler arasında denge kurma ve ideolojik dogmalardan uzak durma gibi temel prensiplerini anımsatarak, Menderes dönemindeki "sapmanın" teorik ve pratik boyutlarını daha görünür kılmaktadır. Uluslararası sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok kutupluluktan iki kutupluluğa evrilmesi ve Soğuk Savaş’ın tırmanması, Türkiye’nin jeopolitik konumunu kırılgan bir zemine taşımıştır. Eserde, bu dönemin en kritik eşiklerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı ertesindeki Türk-Sovyet ilişkileri ve SSCB’nin Boğazlar ile Doğu Anadolu üzerindeki haksız talepleri teferruatlı bir biçimde incelenmektedir. Yazar, bu noktada önemli bir tarihsel ayrım yapmakta; İsmet İnönü dönemindeki Batı’ya yakınlaşma hamlelerinin savaş sonrası koşulların ve Sovyet tehdidinin dayattığı istisnai, konjonktürel bir zorunluluk olduğunu belirtirken, DP iktidarının bu çizgiyi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki TürkiyeHüner Tuncer · Kaynak Yayınları · 20133 okunma
Spoiler İçerebilir
8/10
·360 syf.··
2026 28. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 20:00
Anna Burns'ün *Sütçü* romanını genel olarak beğensem de bazı önemli eksikleri olduğunu düşünüyorum. Roman özellikle başlangıç bölümünde oldukça sürükleyici. Sütçü karakterinin yarattığı gizem, anlatıcının üzerindeki baskı ve mahallede yayılan dedikodular güçlü bir psikolojik gerilim atmosferi oluşturuyor. Ancak ilerleyen bölümlerde tempo belirgin şekilde düşüyor. Özellikle anne ile anlatıcı arasındaki uzun diyaloglar ve gerçek sütçüyle ilgili bölümler bana göre romanın ritmini yavaşlatıyor. Bu kısımlar tematik açıdan bazı katkılar sunsa da olay örgüsünü ileri taşımakta yetersiz kalıyor. Benzer şekilde erkek arkadaş karakteri de roman boyunca önemli bir yere sahipmiş gibi kurulmasına rağmen hikâyeden oldukça hızlı ve yüzeysel biçimde çıkıyor. Romanla ilgili en büyük eleştirim ise adını kitaba veren Sütçü karakterinin yeterince derinleştirilmemiş olması. Sütçünün retçiler içindeki siyasi konumu, mahalledeki gerçek gücü, insanlar üzerindeki etkisi ve en önemlisi neden anlatıcıya bu kadar takıntılı hâle geldiği gibi konuların daha ayrıntılı işlenmesini isterdim. Kitap boyunca merkezde duran bir karakter olmasına rağmen onun hakkında çok az şey öğreniyoruz. Aynı şekilde Sütçü'nün devlet güçleri tarafından vurularak öldürülmesi de bana göre fazla yüzeysel geçiliyor. Romanın en önemli figürlerinden birinin ölümünün birkaç cümleyle geçiştirilmesi beklediğim duygusal veya dramatik etkiyi yaratmadı. Yazarın bilinçli olarak belirsizliği tercih ettiğinin farkındayım; ancak bu tercih karakterlerin ve ilişkilerin yeterince derinleşmesini engellemiş. Sonuç olarak *Sütçü*, atmosfer yaratma konusunda son derece başarılı, toplumsal baskı ve paranoya hissini etkileyici biçimde aktaran bir roman. Buna karşılık karakterlerinve ilişkilerin gelişimi ve bazı olayların sonuçları açısından
SütçüAnna Burns · İthaki Yayınları · 2020522 okunma
Reklam
Reklam