(...) Devlet bu zahmetimizi görmüş olmalı. Benim gibi hiçbir cumayı sektirmeyen ve sabah saatinde girip akşam kapılar kapanırken çıkan kim varsa alayını toplayıp, Metris’e koydu. Ve işte rüyâmız gerçek olmuştu: Mirzabeyoğlu‘nun yanındaydık, bundan daha önemli ne olabilir?..Bazılarımızla daha çok, bazılarımızla daha az, ama hepimizle ilgileniyordu. Bazen seminerlerimize geliyor, bazen avluya çıkıp bizimle futbol veya voleybol maçı yapıyordu. Koğuşta 70 kişi falandık. 17-18’le 40-45 arası her yaştan, her meslek grubundan, memleketin her köşesinden insan… Büyük çoğunluğu da üniversite öğrencisi…Onlar arasında, bazen köşesine çekilip, bir divanın üstünde dizlerini kırıp, sırtını duvara verip, dizlerinin üstüne koyduğu bir mukavva desteğiyle yazıyordu. Koğuşta masalar vardı, ama hiçbir vakit masada yazdığını görmedim. Yazması, spor yapması, yemek yemesi, şaka yapması, ciddi olması her şeyi o kadar muntazamdı ki, her hareketi bizi büyülüyordu.
BÜYÜK MUZTARİBLER -Düşünce Tarihine Bakış-II-, 6 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
bütün bu adamlar iktidar heveslisi, alçak ve insafsız, kendilerinden oluşan devlet, onlar için her şey, dedim, idare ettikleri halk onların gözünde neredeyse bir hiç.
Ben halkım ve bu halkı seviyorum ama bu devletle hiçbir ilişkim olsun istemem, dedim. Ülkemiz tarihinde hiç bu kadar alçalmamıştı, dedim, tarihinde hiç bu kadar alçak ve aynı zamanda karaktersiz ve budala insanlar tarafından yönetilmemişti. Ama halk da aptal, dedim, böyle bir durumu değiştiremeyecek kadar zayıf, şimdiki hükümeti oluşturan kişiler gibi güvenilir olmayan iktidar hırslısı kişilerin kapanına düşüyor 
Kitap sevgisi alimlere münhasır olmayıp devlet adamlarından kömürcüye, şehrin kadısından müezzinine, kadınından erke varıncaya kadar tahsil gören her şahıs iyi bir kitap okuyucusudur nadir ve değerli kitaplardan müteşekkililik güzel bir kütüphane sahip bulunmayan bir kimseyi de zengin saymak yakışık almaz
Böylece, 67'nci yaşının içindeyken ve 32 yıl 7 ay 27 gün süren bir saltanattan sonra tahttan uzaklaştırılmış oluyordu. Derhal, ailesi efradı ve hizmetkârlarından oluşan 38 kişiyle birlikte Selânik'e nakledilip Alatini Köşkü'nde ikamete mecbur edildi. Koruma birliğinin başına da, İttihatçılardan Fethi (Okyar) getirildi. Dışarıyla ilişkiye geçmesine izin verilmiyor, buna karşılık kendisi ve çevresi için sürekli bir sağlık mekanizması işletiliyordu.
Balkan Savaşı başlayınca 1 Kasım 1912'de yine hep birlikte İstanbul'a nakledilip Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirildiler. 10 Şubat 1918'de 76 yaşında son nefesini verdi. Ertesi günü naaşı Topkapı Sarayına getirildi. Hırka-i Saadet Dairesi'nin Hacet Kapısı önünde gasledildi. Babüssade Kapısı önünde namazı kılındı. Askeri birliklerin ve Harbiye Nezareti bandosunun katıldığı, İstanbul Merkez Komutanı'nın yönettiği bir devlet töreniyle tabutu Cağaloğlu'ndaki Sultan Mahmut türbesine taşınıp defnedildi.
"Ülkemin çıkarı beni hükümdarın iyi niyetinden şüphe etmemeye zorluyor. Vaadine inandığım kadar, İttihat ve Terakki komitemizin vatanseverlik gücüne de aynı zamanda inanıyorum. (...) Bu unutulmayacak olayın Abdülhamit'in saltanatında gerçekleşmiş olması ülke için büyük bir mutluluktur. Çünkü hiçbir devlet adamı Avrupa diplomasisinin perde gerisini onun kadar bilmez, hiçbir hükümdarın onun kadar tecrübesi yoktur ve dünyada hiçbir memur onun kadar çalışmaz. Halkını, geniş politik bilgilerinden, eylemlerinden ve çalışkanlığından yararlandırarak ve gücünü iki meclisin moral ve fiziki gücüne katarak, sadece muhteşem imparatorluğuna büyük bir hizmet yapmış olmakla kalmayacak, insanlığa da hizmet edecektir."
Sayfa 492 - Abdülhamit'e muhalefet eden Ahmet Rıza'nın 2. Meşrutiyetten sonraki yazısı.·Kitabı okudu