"Makyavel'in eserlerinde hükümdarlık ve cumhuriyet rejimleri arasındaki farkların ortaya konması büyük önem taşır. Makyavel, cumhuriyeti monarşiden ayıran özellikleri bizzat vurgular; ancak yine de bu iki rejim arasındaki mesafe sanıldığı kadar fazla değildir. Zira Makyavel'in verdiği tarihsel örneklerde, cumhuriyet rejimini kuran ve yürüten hükümdarlar olduğu gibi, halkın özgür iradesiyle kurulan hükümdarlık rejimleri de mevcuttur (Machiavelli, 1950: 103-117, 141). Dolayısıyla monarşi ve cumhuriyet, birbirlerine eklemlenebilen rejimlerdir.
Dahası, cumhuriyetçi yönetimlerin halka karşı hiçbir zaman zalimlik yapmayacakları tezi de doğru değildir. Cumhuriyet de en az monarşi kadar şiddet dolu olabilir (Machiavelli, 1950: 186-188, 171). Kuşkusuz ki cumhuriyetler, tek bir bireyin yönettiği hükümdarlıklara göre çok daha istikrarlıdır ve halkın siyasete katılımına izin verdikleri için rejime karşı tavır alanlara karşı nadiren şiddet kullanmaya ihtiyaç duyarlar. Ancak bu genel gerçeği değiştirmez: cumhuriyetler de tıpkı monarşiler gibi, değişen koşullar altında "kötü" olabilirler. Makyavel'in bu gözlemi, yukarıda bahsedilen mutlak ahlak kuramları hakkındaki teziyle doğrudan ilintilidir: siyasal rejimler, değişen toplumsal koşullarda kendilerini korumak için bazen "iyi", bazen de "kötü" olmak zorundadır. Nietzsche'nin deyişiyle yeniden kodlarsak, siyasal rejimler "iyi" ve "kötü"nün ötesinde bir yerde bulunurlar.
Makyavelci dizgede monarşi ile cumhuriyet arasındaki paralellikler aslında ilk bakışta göründüğünden daha derindir. Şöyle ki, Makyavel'e göre cumhuriyet her şeyden önce halk ve siyasal otorite arasında kurulan bir "denge" rejimidir. Kurumsal olarak ifade etmek gerekirse, cumhuriyetlerde "yürütme" (konsüller ve generaller) ile "yasama" (büyük toprak sahiplerinin yer