Osmanlılar, Balkan anarşisi içine birleştirici dinamik bir kuvvet olarak meydana çıktıkları zaman, Bizans ve Balkanlar yalnız siyasî bakımdan değil, sosyal ve dinî bakımdan da derin bir kargaşa ve parçalanma içinde idi. Merkezî otoritenin zayıflaması ve iç-savaşlar (Bizans iç-savaşı, 1341-1347, 1373), eyaletlerde senyörlerin toprak ve köylü üzerinde sıkı ve keyfî kontrolü sonucunu vermişti. Zayıf Bizans idaresi, eski askerî pronija topraklarını kilise ve senyörlerin elinden alıp merkezî kontrol altına sokmaya boşuna çalışıyordu. Toprak üzerinde merkezle yerel büyükler arasında bu mücadele kuşkusuz Balkan tarihinin temel sorunudur. Toprağa bağlı köylü, paroikos, senyöre ürün vergisinden başka birtakım angarya hizmetleri yapmak zorunda idi; odun ve saman sağlaması, öküzleriyle senyör için haftada iki veya üç gün hizmet, bunların en yaygın ve en ağırı idi. Topraklarından kaçma ve senyörler arasında köylüyü toprağına çekmek için rekabet ve mücadele, bu kötü koşulların doğurduğu bir durum idi. Osmanlı idaresi gelince, köylüyü himaye politikasını izleyerek âdeta bir sosyal devrimin temsilcisi oldu
Sayfa 64 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Alp-eren, alp gibi savaşta değil, kendi nefsine karşı cihad yapan kişidir. Hazret-i Peygamber'in dediği gibi: Nefisle savaşma cihâd-i ekberdir Alp-eren için dinî nitelikler şöyle özetlenir: Alp-eren, dünya sevgisi havâsına kapılmamalı. Cimrilik, fısk-u-fesâd gibi kötü huylardan kaçınmalı. Bu huylar havayîlikten doğar; "Din Alpı" bunlara karşı uğraş vermek zorundadır. Din direği olan böyle bir alp önünde halk yüzünü yere sürmelidir. Âşık Paşa dinde alp (alp-eren) olmanın dokuz ruhânî koşulunu özetler: Bu koşullar; vilâyet, riyâzet, kifâyet (nefsini basmak), ışk (nefsini dünya ilgilerinden kurtarıp bağımsız olma), tevekkül, Şerîat bilgisi, ilm, himmet (başkasına özveriyle yardım etme), doğru yâr (eshâb, arkadaş; dervişler) edinme. Bu dokuz sıfatı nefsinde toplayan alp-eren halkın kılavuzudur. Yâ kişi dünya içinde er gerek Yâ din içre hâkim ü server gerek Kutlu kişi, bu ikiden, alp veya alp-erenden biri olmaktır. Aşık, ışk, sırf Tanrı muhabbeti ile bütün ömrünü harcar: Ey Hudâyâ, ışktan ayırma bizi Aşıkpaşazâde'de alp ve gazî özdeş terimlerdir. Kuşkusuz birincisi Avrasya hakanlıklarında alp, bagatur/bahadır diye anılan kahraman savaşçıyı, lider tipini, ikincisi ise alpın daha çok İslâmî gazâ ile kaynaşmış tipini vurgular.
Sayfa 31 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Mucizeye İhtiyaç Kutsallık Arayan Soyguncular İhtiyaç Duyar Her tin us ve duyunc dengesini sağlayarak kendi ahlakını güzelleştirebilir. Bir varlığın ahlakını güzelleştirmesi mucize değildir.
Hayata Dair
Ama politik düşünceleri bir yana bırakıp, hukuk alanına dönelim ve bu önemli nokta üstünde ilkelerinizi koyalım.Toplum sözleşmesinin egemen varlığa uyrukları üzerinde tanıdığı hak, daha önce de söylediğim gibi, kamu yararının sınırlarını hiçbir zaman aşmaz.Demek, uyruklar egemen varlığa yalnız kamuyu ilgilendiren düşüncelerinin hesabını vermek zorundadırlar.Onun için, her yurttaşın kendine görevini sevdirecek bir dini olması devlet için çok önemlidir; ama bu dinin dogmaları devletle üyelerini, bu dinden olduğunu açıkça söyleyen kimsenin ahlakı ve başkalarına karşı yerine getirmek zorunda olduğu ödevler bakımından ilgilen dirir ancak.Ayrıca, herkes canının istediği görüşü benimsemekte özgürdür; egemen varlığın bunu bilip öğrenmeye hakkı yoktur:Çünkü öbür dünyada hiçbir yetkisi olmadığı için, uyruklarını orada bekleyen şey onu ilgilendirmez, elverir ki, bu dünyada iyi birer yurttaş olsunlar.
1000Kitap
Yani Platon sanılanın aksine sanat karşıtı değildir.
Büyük şairlerin kötü birer etki olarak eleştirilmesi, Platon'un zamanında kültürel olarak baskın bir gruba meydan okudu, çünkü Antik Yunan'da şiir bugün olduğundan çok farklı bir konuma sahipti. Şiir, birkaç kişinin marjinalleş tirilmiş bir yeniden yaratımı olmaktan çok uzak olup sivil ve dinî deneyimin merkezindeydi. Geleneksel eğitim, büyük ölçüde, Homeros merkezde olmak üzere, edebiyatta ustalaşmaktan oluşuyordu. Platon'un Atinası'nda hem trajik hem de komik şairler günün önemli meselelerini olabildiğince geniş bir kitlenin huzurunda ele aldılar. Büyük yazarların insanlık durumunun içyüzünü anladıkları kabul edildi ve bu da edebiyatın yaşam için bir rehber olduğu düşüncesini doğal hale getirdi. Bu nedenle, şairlerin kültürel hegemonyasına meydan okumak muazzam bir girişimdi. Devlet bunu (Kitap 2-3'te ve Kitap 10'da olmak üzere) iki geniş tartışmada yapar. Her birinde, şairlerin bilişsel yetersizliğinin, onların zararlı ahlaki etkileri ile incelikle bağlantılı olduğu ortaya çıkar.
Sayfa 53 - Alfa yayınevi·Kitabı okudu
Rus İsminin Çıkış Noktası & Game of Thrones
Kyiv hükümdarı Volodimir, ideolojik birlik hususunda da çalışmıştı. Başlangıçta Rus' adı, yönetici kesim olan Vikingleri temsil eden bir sıfattı. Zamanla bu isim Vikingler'in yönettiği
Sayfa 54·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam