Sermayenin Görünmez Zırhı: Çelişkili Sınıf Konumları, Baskı Aygıtları ve Hıncın Ekonomi-Politiği Tampon Bölgenin Sosyo-Psikolojik İşlevi Modern kapitalist üretim ilişkileri, kendi bekasını sadece saf ekonomik tahakkümle değil, bu tahakkümü görünmez kılan sofistike toplumsal katmanlar ve psikolojik savunma mekanizmalarıyla sürdürür. Bu mimarinin en kusursuz işleyen parçası, sosyolojide "çelişkili sınıf konumları" olarak kavramsallaştırılan orta sınıf, yani bugünün yaygın tabiriyle beyaz yakalılardır. Sermaye sınıfı ile işçi sınıfı arasında yapısal bir tampon bölge işlevi gören bu tabaka, sistemin ürettiği sınıfsal sürtünmeyi emmek ve radikal bir uyanışı engellemek üzere tasarlanmış sosyolojik bir kalkandır. 1. Yanlış Bilinç ve Hıncın Yataylaşması Beyaz yakalı çalışan, özü itibarıyla üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmayan, geçinebilmek için emeğini satmak zorunda olan bir ücretlidir; yani nesnel ve yapısal olarak işçi sınıfına aittir. Ancak aldığı akademik eğitim, edindiği kültürel sermaye ve dahil olduğu tüketim kalıpları üzerinden kendini illüzyonel bir şekilde sermaye sınıfının dünyasına ait hissetme eğilimindedir. Sermayenin hegemonik lütfuna talip olan bu kitlede itaat öyle bir tavizsizlikle içselleştirilir ki, efendisinin en ufak sarsıntısını veya krizini dahi bir hikmet gibi soluyan, tabiri caizse "efendisi osurduğunda derin nefes alıp oh çeken" yapısal bir dalkavukluk habitusu neşet eder. Bu trajik konumlanmanın en büyük varoluşsal kâbusu, aradaki o ince statü çizgisini kaybedip mavi yakalıların veya güvencesiz yoksulların safına düşmektir. Bu derin "aşağı düşme korkusu", yoksullara karşı rasyonel bir empatiden ziyade patolojik bir öfke ve hınç doğurur. Beyaz yakalı, kendi ayrıcalıklı pozisyonunu ahlaki ve entelektüel olarak meşrulaştırmak için
Sosyoloji
KİROS ÖLDÜ, TRUMP DİRİLDİ!
Evanjelik Amerika'nın Yol Haritası... GİRİŞ: Distopya mı, Ütopya mı? Margaret Atwood 1985'te Damızlık Kızın Öyküsü'nü yazdığında distopya kuruyordu: Dini baskının hâkim olduğu, kadınların yalnızca doğurgan bedenlerine indirgendiği, muhalefetin ortadan kaldırıldığı bir Amerika. Ama aynı kitabı okuyan bir evanjelik Hristiyan için sahne farklıdır. Günahkâr dünya temizlenmiş, Tanrı'nın yasaları hâkim, Hristiyan medeniyeti ayaktadır. Aynı metin, iki farklı his. Bu farkı anlamak, Trump'ın gerçek programını anlamak demektir. Philip K. Dick'in Yüksek Şatodaki Adam'ı da kurgu diye okundu. Ama bazıları not aldı. Bu yazıda ortaya koyduğumuz örüntüyü biz kurmadık. Her halka ayrı ayrı belgelenmiş. Biz sadece geriye çekildik ve birlikte baktık. KİŞİLER: Sahnedeki Aktörler Kiros Kim? Kiros, İsa'dan yaklaşık 500 yıl önce yaşamış Pers İmparatoru'dur. Musevilerin inancına göre Tanrı, kendi halkını Babil esaretinden kurtarmak için Yahudi olmayan bu hükümdarı araç olarak seçti. İncil'in Yeşaya bölümünde Tanrı Kiros'a şöyle seslenir: "Seni adınla çağırdım, sen beni tanımasan da." Kusurlu, yabancı, ama seçilmiş bir araç. Bu teolojik şablon, Trump'ı anlamak için kilit kavramdır. Lance Wallnau: "Peygamber" Teksas'lı evanjelik vaiz Lance Wallnau, 2016'da Trump'ın adaylığını duyurur duyurmaz şunu ilan etti: "Tanrı bana Trump'ın Kiros olduğunu söyledi." Yani Trump, Yahudi olmayan ama Tanrı'nın seçtiği bir araçtır — tıpkı antik Pers Kralı Kiros gibi. Bu kehanet evanjelik dünyada viral oldu, milyonlara ulaştı. Wallnau, "Yedi Dağ Buyruğu" adlı teolojik programın baş savunucusudur. Bu programa göre Evanjelikler toplumun yedi temel alanını ele geçirmelidir: hükümet, medya, eğitim, iş dünyası, sanat, aile ve din. Bu bir inanç değil, somut bir eylem planıdır. Wallnau Trump'ın seçilmesinden bu yana
Reklam
Açık Dilekçe Öneri
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı [Ankara] Konu: Kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaşan nepotizm (akraba/ yakın kayırmacılığı) uygulamasının yarattığı hukuki, idari ve toplumsal sorunlar hakkında görüş ve öneri sunumu Sayın Yetkililer,Anayasa'nın eşitlik ilkesine (Madde 10), liyakat esaslı kamu hizmetine (Madde 70) ve kamu görevlilerinin tarafsızlık, dürüstlük ve hesap verebilirlik ilkelerine dayalı olarak görev yapma yükümlülüğüne aykırı düştüğü kanaatindeyim ki, ülkemizde kamu kurumları ile belediyelerde nepotizm (akraba, eş-dost, siyasi yakınlık veya ideolojik yakınlık temelinde kayırmacılık) uygulamalarının yaygınlaşması son derece üzücü ve endişe vericidir.Bu tür uygulamalar;Kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasını engellemekte, Liyakat ve performansa dayalı kariyer sistemini tahrip etmekte, Kurumsal istikrarı bozmakta, Vatandaşlarda adalet duygusunu zedelemekte, Genç nesillerde devlete ve kamu yönetimine yönelik güveni sarsmakta, Uzun vadede toplumsal huzur ve kalkınmamızı olumsuz etkilemektedir. Nepotizm, parti, kadro, ideolojik fırsatçılık veya herhangi bir kişisel/ siyasi referans gözetmeksizin, yalnızca ehliyet, liyakat ve objektif kriterler esas alınarak bertaraf edilmelidir. Bu kapsamda aşağıdaki hususların değerlendirilmesini ve gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve teklif ederim:Kamu kurum ve kuruluşlarında (özellikle belediyeler, bakanlıklar ve bağlı birimler) atama, yükseltme ve görevlendirme süreçlerinde liyakat esasının sıkı şekilde denetlenmesi; bu süreçlerde usulsüzlük tespit edilenler hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Türk Ceza Kanunu (görevi kötüye kullanma, irtikâp, rüşvet vb. maddeler) ve ilgili mevzuat çerçevesinde idari ve cezai soruşturma başlatılması. İstisnai kadrolar (özel kalem, danışmanlık vb.) başta
Edebiyat
Sabah sabah Facebook'ta bir video gördüm, tüm tadım kaçtı. Teyzenin biri çöpün içine tamamen giriyor. O nasıl bir esneklik, zaten ayrı bir mesele. Neyse, çöpün içine girip çıkınca elinde bir poşet. Sanırım poşette marul filan var, yeşil gibi bir şeyler. Allah aşkına teyze, sen ne yapıyorsun ya? Tamam, ülkemiz ekonomik krizde, bunu en iyi ben biliyorum ve en çok ben söylüyorum zaten. Ama çöp karıştıracak kadar da değil be. Bunu bir muhalif olarak net söylüyorum: Bu ülkenin kaynakları ve insanları olduğu sürece hiç kimse çöp karıştırmak zorunda değil. Ama kendini buna zorunlu hisseden bir kitle var. Eskiden ofisim vardı, ofise gitmeden önce Şok’tan aç bitir alırdım. Orada da çarşaflı bir teyze sürekli market çöpünü didikliyor, bir şeyler alıyordu. Ben bu durumu çok yanlış buluyorum. Bu ülkede bir mekanizma var, Cumhuriyet’in bize sunduğu haklar var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en büyük görevi vatandaşın refahını sağlamaktır. Böyle insanlık dışı durumlar bu devlet yöneticilerinin ayıbıdır. Özellikle çöp karıştıracak kadar ekonomisi kötü olan insanların CİMER’i kullanması lazım. Abi, sen valiliğe gittin, kaymakama gittin, devlet destekli derneklere gittin, hepsine başvurdun, çözüm vermediler ve hâlâ çöp mü karıştırıyorsun? O zaman CİMER’e yazmalısın. Hani yazı yazmayı bilmiyorsan her şehirde arzuhalciler var zaten. Niye derdini anlatmıyorsun şu devlete be abla? O devlet memurları bütün gün oturuyorlar. Sen yazsan onlara da iş çıkacak, yapmak zorundalar. Her ay düzenli erzak, her gün belediyeden düzenli yemek gelir evine. Niye yapmıyorsun be kadın, niye!
HK
Medine bir şehir ismi değildir her ne kadar sistemin din memurları bize bunu bu şekilde dayatsalar da Medine bir devlet ismidir bir devlet modelinin ismidir Ruhu medine devletinin tâbîsi tebası olan bizler Medine oluşun fıkhına tefakkuhuna sahib olmadığımız için bu arayışlar normal olası zorunlu
Araştırma-İnceleme Tarih
Yılların bile değiştiremediği acı gerçek...
Askerî bilgiden yoksun subaylar; geminin ne olduğunu bile bilmeyen denizciler; devletin gidişatından bihaber devlet memurları; şehvetli bakışları, gevşek dilleri ve gayriahlaki yaşamlarıyla, olabilecek en dünyevi din adamları oradaydı; hiçbiri liyakat sahibi değildi fakat hepsi rezilce öyleymiş taklidi yapıyordu; hepsi bir şekilde Monsenyör'ün tarikatının bir parçasıydı, bu yüzden de herhangi bir maddi getirisi olan tüm devlet pozisyonlarında bunlar görev alıyor, paraya para demiyorlardı. (s. 135-136) İki Şehrin Hikâyesi Charles Dickens
Reklam
Reklam